NEREYE GİTTİ BU ENTELLEKTÜELLER?
Kitabın
değerlendirmesine geçmeden önce gelin yazarı tanıyalım. Frank Furedi, sosyolog
ve kanaat önderidir. Kent Üniversitesi’nde öğretim üyesidir. Sağlık, ebeveynlik,
gıda, teknoloji ve eğitim gibi çeşitli konularda yazmaktadır. Geniş yankı
uyandıran ve 13 dilde çevrilen kitaplarından bazıları şunlardır: Emperyalizmin
Yeni İdeolojisi(Pınar y., 1998), Paranoyak Anne-Babalık(İz y., 2013), Korku
Kültürü(Ayrıntı y., 2017). Ayrıca First World War: Still No End in Sight(I.dünya
Savaşı Bitmedi) adlı kitabı Avangard Yayınları tarafından yayına
hazırlanmaktadır.
“Nereye
Gitti Bu Entellktüeller?” kitabının yazılış amacını 30-31. sayfalarda Furedi
ortaya koyuyor. Buna göre kitabın amacı, şimdilerde düşüncenin gelişimi,
insanların eğitimi ve yeni bir kamu(halk) oluşturmak adına neler yaptığımızı
sorgulamaktır. Furedi; “Ben, halka entelektüel keşiflere çıkma fırsatı sağlayan
her girişime kucak açmaktan yanayım. Fakat halkı, sindirimi kolay bilgi ve
kültür porsiyonları ile beslemeye dayalı baskıcılığa tamamen karşıyım” diyor.
Kitabın
girişi “Bayağı Zihinler Diyarında Kişisel Bir Gezinti” bölümüyle başlıyor. Bu bölümde yazar, seviyesizleşme ve liyakatı
detaylandırıyor. Seviyesizleşme kavramının kitabın diğer bölümleriyle de
ilişkili bir kavram olduğunu düşünüyorum. Değerli olan düşünce ve sanatın içeriği
değil sağladığı faydadır. Yazar, işlevselciliğin kazandığı zaferi ortaya koyuyor(s.22).
Birinci
Bölüm “Aklın Değer Kaybı”nda adından da anlaşılacağı gibi gerçek entelektüellerin
nasıl yok olduğunu tarihsel süreç içerinde ele alıyor. “Entelektüellerin seslerinin
nispeten daha az çıkışından duyulan kaygı, 1950’lerde entelektüel figüre
verilen önemin yansımasıdır”(s.34). “Entelektüel otoritenin uygulanmasıyla ilgili
pek çok ideal-bilgi arayışında olma, aklı hakim kılma-şüpheciliğin hedefi
olmuştur; böylece, entelektüelin yaptığı iş, kültürel çekiciliğini kaybetmiştir.
Akılcılığın gücünün azaldığına duyulan inanç, entelektüelin statüsünü önemli
ölçüde zayıflatmıştır”(s.51-52). Baumann, postmodernizmin sonuçlarından birinin
entelektüelin rolünde yaşanan temel dönüşüm olduğunu ileri sürer. Buna göre,
entelektüel artık yasa koyucu değil yorumcudur. Artık postmodern yorumcular
olarak entelektüeller, iletişimi kolaylaştırma işine girmiş gözükmektedirler.
Bu rolleri gereğince bir geleneğin içinde üretilmiş olan bir görüşün bir başka
gelenek dahilinde de anlaşılmasını sağlamak için bilgi sistemi içerisinde
tercümanlık yapmaktadırlar”(s.53).
Bu
bölümde Furedi,” konformist entellktüel” kavramını da ortaya koyuyor. Modernitenin
başlangıcından itibaren, düşünce alanında çalışan insanların kendi rollerinden
memnuniyet duydukları bir dönem hiç olmamıştır. Bu konformist hal, özellikle
akademisyenler arasında görülür. En acı olan da Focault takip edilecek olursa,
pek çok kişi Aydınlanma’nın dayanaklarının çökmüş olmasından memnundur(s.55).
Robbins,
entelektüelin mesleğinin, akademideki profesyonellerce elinden alındığını
vurgulamaktadır. Yeni entelektüel, otoritesini, bağlı olduğu kurumdan
almaktadır ve özerkliğe ihtiyaç duymamaktadır(s.57).
İkinci
bölüm “Eften Püften Arayışlar”da Furedi, geçmişte “az bilmenin tehlikeli olduğu”
yargısının şimdi ise “çok bilmenin tehlikeli olduğu” yargısına dönüştüğünü
ifade eder. Aydınlanma geleneğinden kopuşun olduğunu ve işlevselliğin bilgiyi
nasıl sıradanlaştırdığını ortaya koymuştur. “Kitleleri kontrol altında tutan
şeyin din ve otoriteye saygı olduğuna inanıldığından, çok fazla eğitim ve
bilginin, istikrarsızlığın artmasına katkı sağlayacağı düşünülmüştür.”(s.62).
Aydınlanma,
dolayısıyla bilgi tehlikeli görülmektedir. Aydınlanma rasyonalitesinin,
insanlık tarihinin en yıkıcı olaylarının bazılarından sorumlu olduğunu iddia
eden etkili bir düşünce birikimi vardır. Bir görüşe göre, Yahudilerin yok
edilmesi “toplumun rasyonel bir şekilde yönetilmesine yönelik bir
uygulamaydı”(s.65).
Günümüzde
bilginin, hakikatin peşinden gitmek önemli değildir. Bilginin içeriği de önemli
değildir. Önemli olan ne işe yaradığıdır. İşe yarayacaksa, çıkara uygunsa onu
hap gibi yutmaktır. İçeriğini, doğruluğunu sorgulamaya, kökenine inmeye,
analize gerek yoktur. Gerçek bilgiye, hakikate ulaşmak, düşünmeye kafa yormak
gereksizdir. “Joshua Reynolds’ın da belirttiği gibi “İnsanoğlunun, düşünme işinden
kaçınmak için başvurmayacağı yol yoktur”(Cialdini: 2021i s.97). Ferudi’ye göre pragmatizm,
dar alandaki uzmanlaşmayı takıntı haline getirmek suretiyle, entelektüel
enerjinin halkın hayatına önemli bir etkide bulunmasını engellemektedir(s.79).
Pragmatizm,
seviyesizleşmeye yol açmaktadır. Yazar konuyu üçüncü bölümde “Seviyesizleşme”
başlığıyla ele almaktadır. Gerek siyasi tartışmalar gerek ilmi tartışmalar
artık derinlikten yoksundur. “Siyasilerin konuşmalarını hazırlayan
profesyoneller, halkı aklı kolayca çelinebilecek bir kitle addetmektedir ve
siyasi tartışmalar da hiç şaşırtıcı olmayacak biçimde yüzeysel, kısa süreli ve
düşünceden yoksun olma eğilimi göstermektedir(s.82).
Bugünkü
kültürel seçkinlerin halk hakkında gerçekten ne düşündüğü en canlı biçimde yüksek
öğrenim, kültür ve katılım politikalarının diğer hedeflerine yönelik
tutumlarında görülür. Bunu da yazar dördüncü bölümde, “Toplum Mühendisliği”
başlığıyla detaylandırmıştır.
Bilgiye
erişim kolaylaştırılmıştır. Örneğin üniversitelerde makale yazdırmaya yönelik
eleştirileri buna örnek verebiliriz. Örneğin Eğitim Profesörü Richard Winter’ın,
“parçalı çalışma” denilen metin ödevlerini öğrencilerin kendilerini rahat ve
özgüvenli hissedebilecekleri küçük ölçekli çalışmalar olarak görerek yeğlemesi(s.104).
Ayrıca
Ferudi, piyasadan çok toplum mühendisliğinin dayatmalarının, bugün entelektüel
ve kültürel üretimin bütünlüğü önündeki en büyük tehdit olduğunu
düşünmektedir(s.123).
Beşinci
bölüm “Pohpolanma Kültürü”nde insanların kendilerini iyi hissetmelerini
sağlamak için insanları onaylayan psikolojik sürece vurgu yapar. “Okul idaresi
kendini öğrencinin hiçbir şekilde başarısızlık göstermemesini, her şekilde
kabul görmesini ve yüksek özsaygıya kavuşmasını teminat altına almak
zorundadır”(s.132).
Ayrıca
sıradanlık kutsanmaktadır. Niteliğin yerini nicelik almıştır. Herkesin anlamayacağı
yüksek, nitelikli bir eser ve o eserin yazarı methedilmez de en çok okunan çok
da nitelikli olmayan bir eser ve yazarı methedilir. Yine bu bölümde de “seviyesizleşme”nin
yansımasını görmekteyiz.
“İnsanlara
Çocuk Muamelesi Yapmak” başlıklı altıncı bölümde yazar, çocuklaştırılmış
kültürü ortaya koymaktadır. Örneğin duayen habercilerden David Brinkley, 2003
yazındaki ölümünün hemen öncesinde, televizyonculuğun hayatının tamamı olduğunu
söyledikten sonra “Televizyon haberleri son derece saçma bir hal almış,
basitleşmiş ve bir eğlence programından farksız duruma geldi” demiştir(s.149-150).
Peki
entelektüel ne yapmalı? Altınca bölümde yazarın bu soruya cevap verdiği
anlaşılıyor. Bu noktada yazarın şu tespiti oldukça çarpıcı. “Üniversitenin
içinde ve dışındaki entelektüellerle onların kültür ve sanat dünyasındaki
meslektaşları, eğer şu anki kurumsal baskıların çalışmalarını ele geçirmesine
fırsat verirlerse, kendilerini olup bitenle ilgisiz kılacakları acı gerçeğiyle
yüzleşmek zorundadırlar. Bazılarımız aktif bir şekilde kültürel pohpohlanma
siyasetini içselleştirirken, bir kısmımız da kurumsal taleplere boyun eğerek
kolay bir hayatın peşinde olmuşuzdur. Entelektüellerin, geçmiş zamanlarda seleflerinin
uğruna savaştığı özerkliği geri almak suretiyle kendilerini de yeniden inşa
etmeleri gerekmektedir. Bu tür bir özerkliği elde etmenin en iyi yolu halkın
ciddiye alınma arzusuna kulak vermek ve bu arzuyu beslemektir. Kültürün
çocuksulaştırıldığı bir zamanda, hümanist bir entelektüelin en temel görevi
insanlara yetişkin gibi muamele etmek haline gelmiştir”(s.168).
Sonsözde
“Eleştirmenlere Cevabım” yer almakta. Burada ek olarak geleneksel otoriteye
itaatin yerini yeni otoritelere boyun eğmek olduğunu vurgulamış. Sağlık
alanından da çarpıcı bir örnek sunmuş. “Doktorların tıbbi emirlerine uyma
oranlarındaki düşüş, aktarların, Yeni Nesil şifacıların, osteopatların ve doktorların
yarım bıraktıklarını tamamlayan terapistlerin otoritesinin artışıyla
paraleldir”(s.188). Bir hastalıktan mustarip olanlar kanserden çok çekmiş
uzmanlara dönüştürülürler. Yazarın verdiği örneğe benzer bir örneği Ray
Moynihan ve Alan Cassals’ın “Satılık Hastalıklar” kitabının 4. Bölümünde
okumuştum.
Sonuç
olarak yazarın da belirttiği gibi bu yeni “Guru”, geçmişin mirasının altını
oyma konusunda iyidirler, fakat otoriteye alternatif yaratma konusunda
maharetli oldukları söylenemez. En esaslı başarıları alışıldık otorite
biçimlerini sorgulamaya açmak ve kültür ve fikir hayatımızın seviyesini
düşürmektir. Önerileri ilerleme değil, entelektüel ve kültürel kalp
yetmezliğidir.
YARALANILAN
KAYNAKLAR
Cialdini,
B.R., İknanın Psikolojisi:Teori ve Pratik Bir Arada, MediaCat, 2021, İstanbul
MoynihanR. & Cassels,A., Satılık Hastalıklar. Hayykitap Acil Serisi, 2020, İstanbul
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder