NİL GÜREL

17 Nisan 2022 Pazar

NEREYE GİTTİ BU ENTELLEKTÜELLER?

 NEREYE GİTTİ BU ENTELLEKTÜELLER?

 Bugünkü yazımda Frank Furedi’nin  “Nereye Gitti bu Entellektüeller?” kitabını ele alacağım. Kitap, “Eleştirmenlere Cevabım” ile birlikte yeni edisyonudur. Avangard Kitap, 2017 yılı İstanbul’da basılmıştır.

Kitabın değerlendirmesine geçmeden önce gelin yazarı tanıyalım. Frank Furedi, sosyolog ve kanaat önderidir. Kent Üniversitesi’nde öğretim üyesidir. Sağlık, ebeveynlik, gıda, teknoloji ve eğitim gibi çeşitli konularda yazmaktadır. Geniş yankı uyandıran ve 13 dilde çevrilen kitaplarından bazıları şunlardır: Emperyalizmin Yeni İdeolojisi(Pınar y., 1998), Paranoyak Anne-Babalık(İz y., 2013), Korku Kültürü(Ayrıntı y., 2017). Ayrıca First World War: Still No End in Sight(I.dünya Savaşı Bitmedi) adlı kitabı Avangard Yayınları tarafından yayına hazırlanmaktadır.

“Nereye Gitti Bu Entellktüeller?” kitabının yazılış amacını 30-31. sayfalarda Furedi ortaya koyuyor. Buna göre kitabın amacı, şimdilerde düşüncenin gelişimi, insanların eğitimi ve yeni bir kamu(halk) oluşturmak adına neler yaptığımızı sorgulamaktır. Furedi; “Ben, halka entelektüel keşiflere çıkma fırsatı sağlayan her girişime kucak açmaktan yanayım. Fakat halkı, sindirimi kolay bilgi ve kültür porsiyonları ile beslemeye dayalı baskıcılığa tamamen karşıyım” diyor.

Kitabın girişi “Bayağı Zihinler Diyarında Kişisel Bir Gezinti”  bölümüyle başlıyor. Bu bölümde  yazar, seviyesizleşme ve liyakatı detaylandırıyor. Seviyesizleşme kavramının kitabın diğer bölümleriyle de ilişkili bir kavram olduğunu düşünüyorum. Değerli olan düşünce ve sanatın içeriği değil sağladığı faydadır. Yazar, işlevselciliğin kazandığı zaferi ortaya koyuyor(s.22).

Birinci Bölüm “Aklın Değer Kaybı”nda adından da anlaşılacağı gibi gerçek entelektüellerin nasıl yok olduğunu tarihsel süreç içerinde ele alıyor. “Entelektüellerin seslerinin nispeten daha az çıkışından duyulan kaygı, 1950’lerde entelektüel figüre verilen önemin yansımasıdır”(s.34). “Entelektüel otoritenin uygulanmasıyla ilgili pek çok ideal-bilgi arayışında olma, aklı hakim kılma-şüpheciliğin hedefi olmuştur; böylece, entelektüelin yaptığı iş, kültürel çekiciliğini kaybetmiştir. Akılcılığın gücünün azaldığına duyulan inanç, entelektüelin statüsünü önemli ölçüde zayıflatmıştır”(s.51-52). Baumann, postmodernizmin sonuçlarından birinin entelektüelin rolünde yaşanan temel dönüşüm olduğunu ileri sürer. Buna göre, entelektüel artık yasa koyucu değil yorumcudur. Artık postmodern yorumcular olarak entelektüeller, iletişimi kolaylaştırma işine girmiş gözükmektedirler. Bu rolleri gereğince bir geleneğin içinde üretilmiş olan bir görüşün bir başka gelenek dahilinde de anlaşılmasını sağlamak için bilgi sistemi içerisinde tercümanlık yapmaktadırlar”(s.53).

Bu bölümde Furedi,” konformist entellktüel” kavramını da ortaya koyuyor. Modernitenin başlangıcından itibaren, düşünce alanında çalışan insanların kendi rollerinden memnuniyet duydukları bir dönem hiç olmamıştır. Bu konformist hal, özellikle akademisyenler arasında görülür. En acı olan da Focault takip edilecek olursa, pek çok kişi Aydınlanma’nın dayanaklarının çökmüş olmasından memnundur(s.55).

Robbins, entelektüelin mesleğinin, akademideki profesyonellerce elinden alındığını vurgulamaktadır. Yeni entelektüel, otoritesini, bağlı olduğu kurumdan almaktadır ve özerkliğe ihtiyaç duymamaktadır(s.57).

İkinci bölüm “Eften Püften Arayışlar”da Furedi, geçmişte “az bilmenin tehlikeli olduğu” yargısının şimdi ise “çok bilmenin tehlikeli olduğu” yargısına dönüştüğünü ifade eder. Aydınlanma geleneğinden kopuşun olduğunu ve işlevselliğin bilgiyi nasıl sıradanlaştırdığını ortaya koymuştur. “Kitleleri kontrol altında tutan şeyin din ve otoriteye saygı olduğuna inanıldığından, çok fazla eğitim ve bilginin, istikrarsızlığın artmasına katkı sağlayacağı düşünülmüştür.”(s.62).

Aydınlanma, dolayısıyla bilgi tehlikeli görülmektedir. Aydınlanma rasyonalitesinin, insanlık tarihinin en yıkıcı olaylarının bazılarından sorumlu olduğunu iddia eden etkili bir düşünce birikimi vardır. Bir görüşe göre, Yahudilerin yok edilmesi “toplumun rasyonel bir şekilde yönetilmesine yönelik bir uygulamaydı”(s.65).

Günümüzde bilginin, hakikatin peşinden gitmek önemli değildir. Bilginin içeriği de önemli değildir. Önemli olan ne işe yaradığıdır. İşe yarayacaksa, çıkara uygunsa onu hap gibi yutmaktır. İçeriğini, doğruluğunu sorgulamaya, kökenine inmeye, analize gerek yoktur. Gerçek bilgiye, hakikate ulaşmak, düşünmeye kafa yormak gereksizdir. “Joshua Reynolds’ın da belirttiği gibi “İnsanoğlunun, düşünme işinden kaçınmak için başvurmayacağı yol yoktur”(Cialdini: 2021i s.97). Ferudi’ye göre pragmatizm, dar alandaki uzmanlaşmayı takıntı haline getirmek suretiyle, entelektüel enerjinin halkın hayatına önemli bir etkide bulunmasını engellemektedir(s.79).

Pragmatizm, seviyesizleşmeye yol açmaktadır. Yazar konuyu üçüncü bölümde “Seviyesizleşme” başlığıyla ele almaktadır. Gerek siyasi tartışmalar gerek ilmi tartışmalar artık derinlikten yoksundur. “Siyasilerin konuşmalarını hazırlayan profesyoneller, halkı aklı kolayca çelinebilecek bir kitle addetmektedir ve siyasi tartışmalar da hiç şaşırtıcı olmayacak biçimde yüzeysel, kısa süreli ve düşünceden yoksun olma eğilimi göstermektedir(s.82).

Bugünkü kültürel seçkinlerin halk hakkında gerçekten ne düşündüğü en canlı biçimde yüksek öğrenim, kültür ve katılım politikalarının diğer hedeflerine yönelik tutumlarında görülür. Bunu da yazar dördüncü bölümde, “Toplum Mühendisliği” başlığıyla detaylandırmıştır.

Bilgiye erişim kolaylaştırılmıştır. Örneğin üniversitelerde makale yazdırmaya yönelik eleştirileri buna örnek verebiliriz. Örneğin Eğitim Profesörü Richard Winter’ın, “parçalı çalışma” denilen metin ödevlerini öğrencilerin kendilerini rahat ve özgüvenli hissedebilecekleri küçük ölçekli çalışmalar olarak görerek yeğlemesi(s.104).

Ayrıca Ferudi, piyasadan çok toplum mühendisliğinin dayatmalarının, bugün entelektüel ve kültürel üretimin bütünlüğü önündeki en büyük tehdit olduğunu düşünmektedir(s.123).

Beşinci bölüm “Pohpolanma Kültürü”nde insanların kendilerini iyi hissetmelerini sağlamak için insanları onaylayan psikolojik sürece vurgu yapar. “Okul idaresi kendini öğrencinin hiçbir şekilde başarısızlık göstermemesini, her şekilde kabul görmesini ve yüksek özsaygıya kavuşmasını teminat altına almak zorundadır”(s.132).

Ayrıca sıradanlık kutsanmaktadır. Niteliğin yerini nicelik almıştır. Herkesin anlamayacağı yüksek, nitelikli bir eser ve o eserin yazarı methedilmez de en çok okunan çok da nitelikli olmayan bir eser ve yazarı methedilir. Yine bu bölümde de “seviyesizleşme”nin yansımasını görmekteyiz.

“İnsanlara Çocuk Muamelesi Yapmak” başlıklı altıncı bölümde yazar, çocuklaştırılmış kültürü ortaya koymaktadır. Örneğin duayen habercilerden David Brinkley, 2003 yazındaki ölümünün hemen öncesinde, televizyonculuğun hayatının tamamı olduğunu söyledikten sonra “Televizyon haberleri son derece saçma bir hal almış, basitleşmiş ve bir eğlence programından farksız duruma geldi” demiştir(s.149-150).

Peki entelektüel ne yapmalı? Altınca bölümde yazarın bu soruya cevap verdiği anlaşılıyor. Bu noktada yazarın şu tespiti oldukça çarpıcı. “Üniversitenin içinde ve dışındaki entelektüellerle onların kültür ve sanat dünyasındaki meslektaşları, eğer şu anki kurumsal baskıların çalışmalarını ele geçirmesine fırsat verirlerse, kendilerini olup bitenle ilgisiz kılacakları acı gerçeğiyle yüzleşmek zorundadırlar. Bazılarımız aktif bir şekilde kültürel pohpohlanma siyasetini içselleştirirken, bir kısmımız da kurumsal taleplere boyun eğerek kolay bir hayatın peşinde olmuşuzdur. Entelektüellerin, geçmiş zamanlarda seleflerinin uğruna savaştığı özerkliği geri almak suretiyle kendilerini de yeniden inşa etmeleri gerekmektedir. Bu tür bir özerkliği elde etmenin en iyi yolu halkın ciddiye alınma arzusuna kulak vermek ve bu arzuyu beslemektir. Kültürün çocuksulaştırıldığı bir zamanda, hümanist bir entelektüelin en temel görevi insanlara yetişkin gibi muamele etmek haline gelmiştir”(s.168).

Sonsözde “Eleştirmenlere Cevabım” yer almakta. Burada ek olarak geleneksel otoriteye itaatin yerini yeni otoritelere boyun eğmek olduğunu vurgulamış. Sağlık alanından da çarpıcı bir örnek sunmuş. “Doktorların tıbbi emirlerine uyma oranlarındaki düşüş, aktarların, Yeni Nesil şifacıların, osteopatların ve doktorların yarım bıraktıklarını tamamlayan terapistlerin otoritesinin artışıyla paraleldir”(s.188). Bir hastalıktan mustarip olanlar kanserden çok çekmiş uzmanlara dönüştürülürler. Yazarın verdiği örneğe benzer bir örneği Ray Moynihan ve Alan Cassals’ın “Satılık Hastalıklar” kitabının 4. Bölümünde okumuştum.

Sonuç olarak yazarın da belirttiği gibi bu yeni “Guru”, geçmişin mirasının altını oyma konusunda iyidirler, fakat otoriteye alternatif yaratma konusunda maharetli oldukları söylenemez. En esaslı başarıları alışıldık otorite biçimlerini sorgulamaya açmak ve kültür ve fikir hayatımızın seviyesini düşürmektir. Önerileri ilerleme değil, entelektüel ve kültürel kalp yetmezliğidir.

YARALANILAN KAYNAKLAR

Cialdini, B.R., İknanın Psikolojisi:Teori ve Pratik Bir Arada, MediaCat, 2021, İstanbul

MoynihanR. & Cassels,A., Satılık Hastalıklar. Hayykitap Acil Serisi, 2020, İstanbul

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM Çalışmalarımı takip edebileceğiniz, okuyabileceğiniz linkler(Sıra...