Gençlik yılları.. Dalgalı bir deniz.. Kimi zaman elmas gibi parlayan parıltılar üzerinde, kimi zaman kapkara gökyüzünün gölgesi kaplar her yerini.. Hüzünler, sevinçler, hayaller, hayal kırklıkları..
Bir yandan umutlarla yeşerirken kalpler, gelecek kaygısı da bırakmaz zihinleri.. Hayat çekilmez gelir birden, bazen de çocuksu bir neşe, gülüşler, şen kahkahalar.. Gelgitler.. Gelgitler.. Bitmez tükenmez..
Andan geçmişe bakarken gönlümden yazı olup akanlar.. Yazıya dökülüp buluştular sizlerle şimdi..
Bir de geçmişte gençlik yıllarımda, lise bitiminde gölümden akanları paylaşmak isterim sizlerle..
O yıllardan aynaya yansıyan görüntüler, kalan izler, mısralar..
Yaş On Yedi
Güneş ilk ışıklarını yansıtır
Hayat yolunun daha en başıdır
Her yüzde, bakışta bir behcet vardır
Tohumların açtığı ilk zamandır
Çoğu kez bu behcet silinir gider
Karanlıklar kaplar, gündüz yok olur
Denizlerin yeri birden çöl olur
Yaşamın belki de en kötü anıdır
Pembe hayaller hiç bırakmaz olur
Hayat çoğu kez bir düşman sayılır
Akıbette son durağa varmaktır
Hayat yolunu yansıtan aynadır
İşte o yıllardan yansıyan dörtlükler..Bu arada o yıllarda Osmanlıca öğrenmemin, Divan Edebiyatı’na olan ilgimin sözcüklere de yansıması olmuş. Osmanlıca sözcük olan “behcet” kelimesini yani “gülümseme” kullanmışım. Böylece kafiye, hece ölçüsü de bozulmamış hem de duyguyu daha iyi vermiş sanki..
Öyle işte..
Geçen zaman..
Mühim olan anı en iyi şekilde değerlendirmek, güzel şeyler bırakabilmek olsa geriye..
Nasip olursa yine görüşmek üzere,
Hoşça kalın..
Not: Yazım Medium Türkiye Yayın'da yayına alınmıştır: