YAŞAM SANATI KİTABI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
Değerlendireceğim kitap
‘Yaşam Sanatı’, Zygmunt Baumann’a
aittir. Ayrıntı Yayınlarına ait kitap 2021 yılı, İstanbul 6.basımdır. Değerlendirmeye
geçmeden önce yazarı tanıyalım.
“19 Ekim 1925’te
Polonya’nın Poznan şehrinde Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Bauman,
postmodern felsefeyi hem sosyoloji alanına uyarlayan hem de genel kuramsal
düzeyde değerlendiren yapıtlarıyla tanınır. II.Dünya Savaşı patlak verinceye
dek Polonya’da yaşayan Bauman, savaşla birlikte Sovyetler Birliği’ne taşınır ve
Varşova Üniversitesinde doktorasını tamamlayarak 1954 yılından itibaren aynı
üniversitede sosyoloji dersleri vermeye başlar. Polonya Komünist Partisinden
ayrılması ve akabinde politik nedenlerle sosyoloji profesörlük ünvanını
kaybetmesini 1868 yılında Polonya’dan sınır dışı edilmesi izler. Bauman, önce
İsrail’e oradan da Leeds Üniversitesine bağlı Sosyoloji Kürsüsünün başına
geçmek üzere çağrıldığı Britanya’ya geçer. Bu görevini 1971-1990 arası sürdüren
Bauman, 9 Ocak 2017’de hayata gözlerini yumar”(Erdem:2020, s.159).
Bauman, kitabında
“Mutluluğun Nesi Kötü” diye bir giriş yapmaktadır. Bu sorunun neden insanı
şaşırttığına değinir. Bu soruyu sormak aynı buz niye sıcaktır yada gül niye
kötü kokar diye sormaya benzer der. Mutluluk her türlü yanlışlığın imkansızlığı
değil midir?(s.10).
Ayrıca bu bölümde ekomik
refah ile mutluluk sağlanır mı onu da irdeliyor. Buna göre, eldeki bütün ampirik
veriler, varlıklı toplumların nüfuslarında, mutlu bir yaşamın temel aracı
olduğuna inanılan zenginlik artışı ile mutluluk artışı arasında hiçbir bağlantı
olmadığını ortaya koyuyor(s.10).
Sevdiklerinle birlikte
yemek pişirip sofranı donattığın bir akşam yemeği lüks bir restoranda yemek
yemeye nazaran seni daha mutlu edebilir. Burada Baumann, “öznel mutluluk”
kavramına vurgu yapmaktadır.
Kitabının ikinci
bölümünde ise şöyle çarpıcı bir ifade geçiyor: “Yaşam bir sanat yapıtıdır”
önermesi, (tıpkı ressamların resimlerini ya da müzisyenlerin bestelerini
yapmaya çalıştıkları gibi, yaşamınızı güzel, ahenkli, duyarlı ve anlamlı yapmaya
çalışmak” türü) bir varsayım ya da nasihat değil, gerçeğin bir ifadesidir. Eğer
yaşam bir insan yaşamı ise, yani irade ve seçme özgürlüğüyle donatılmış bir
varlığın yaşamıysa, sanat yapıtı olmaması mümkün değildir. “Yapacağım” ifadesinin
yerine “yapmalıyım” ı dayatan ve dolayısıyla olası tercih boyutunu daraltan dış
güçlerin ezici baskısına nedensel rol atfederek, irade ve seçimin varlığını yadsımaya
ve/veya gücünü gizlemeye yönelik her türlü çabaya rağmen, irade ve seçim yaşam
biçimi üzerinde iz bırakır(s.74).
Yaşam seçiminizden,
seçimler arasındaki seçiminizden ve seçimlerinizin sonuçlarından sorumlu olmak
anlamında, bir birey olmak seçim meselesi değil, talihin bir buyruğudur.
Kitabının 3. Bölümü olan “Seçim”de
mutluluk arzusunun ortaya çıktığı enerji ya “merkezcil” ya da “merkezkaç”
kuvvet biçimini aldığını belirtir. Sonuçta her ikisinin de kesiştiği nokta
“merkez” yani mutluluktur. Öteki’ne iyilik etmek beni mutlu ediyorsa burada iki
zıtlık durumunun merkezi bir durama kavuştuğunu söyleyebiliriz: Bencillik ve
özgecilik.
Mutlu olmak noktasında yaptığımız
seçim bir sorumluluktur. Birincisi kendi egonu düşünme ikincisi ise Öteki’ne
ilgi ve alaka umudunu ve “başkası için var olma”nın mutluluğunu sunar(s.161).
Sonsöz’de Bauman,
hepimizin kendi yaşamımızın sanatçıları olduğunu söylüyor. “Sanatçı olmak, aksi
halde biçimsiz ve şekilsiz olacak şeye biçim ve şekil vermek demektir. İhtimalleri
manipüle etmek demektir. Aksi halde “kaos” olacak şeye bir düzen dayatmak
demektir: Belirli olayları diğerlerinden daha olası hale getirerek, aksi halde
kaotik, gelişigüzel, rastgele ve dolayısıyla önceden kestirilme olacak bir grup
şeyi “organize etmek” demektir(s.165).
Kitabın sonunda son paragrafında
ana fikri de çıkarabiliyoruz. Kendimize mutlu muyum diye sormaktan ziyade yaşama
umudunu kaybetmemek, üretmek, çabalamak, yaşam enerjisini verimli kullanmak en önemli
şey olsa gerek.
İşte kitabın son paragrafı:
“Kant’ın teşhisini anımsarsak,
mutluluk, aklın değil hayal gücünün bir idealidir. Ayrıca Kant şu uyarıda da
bulunmuştu: “İnsanlık denen çarpık çurpuk malzemeden dümdüz bir şey yapılamaz.”
Görünen o ki, John Stuart Mill
uyarısında, bu iki hikmeti birleştirmişti: Kendinize mutlu olup olmadığınızı
sorduğunuz anda, artık
mutsuzsunuzdur…Muhtemelen antik bilgeler de bu kadarından şüphe etmişti, ancak
dum spiro, spero(nefes aldığım müddetçe umudumu yitirmeyeceğim) ilkesinin kılavuzluğunda,
sıkı çalışma olmadan, yaşamın yaşamaya değecek hiçbir şey ortaya koymayacağını
ileri sürmüşlerdi. Anlaşılan o ki iki binyıl sonra bile, bu önerme
güncelliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir(s.175).
YARARLANILAN KAYNAKLAR
Erdem, R., Sağlık ve
Hastalık Sosyolojisi: Düşünürler ve Düşünceler, 2020, Ankara