NİL GÜREL

22 Kasım 2022 Salı

ALZHEİMER’IN BEKLENMEDİK NEDENİ AĞZIMIZIN İÇİNDE GİZLİ OLABİLİR

 

Acaba Alzheimer, bir hastalığın ötesinde enfeksiyon olabilir mi? Bunu duymak ürkütücü olsa da son yapılan çalışmalar geniş ölçekte bu endişe verici hipotezi destekliyor.

Bu enfeksiyonun kesin mekanizmalarını hala göz ardı eden araştırmacılar olsa da çok sayıda araştırma, Alzheimer’ın ölümcül yayılmasının eskiden düşündüğümüzden çok daha öteye gittiğini gösteriyor.

2019 yılında yayınlanan böyle bir çalışma, Alzheimer’ın arkasındaki bakteriyel bir suçlu için şimdiye kadarki en kesin ipuçlarından birinin ne olabileceğini öne sürdü ve bu biraz beklenmedik bir kaynaktan geliyor: diş eti hastalığı.

Louisville Üniversitesi’nden bir mikrobiyolog olan kıdemli yazar Jan Potempa tarafından yönetilen bir çalışmada, araştırmacılar ölen Alzheimer hastalarının beyinlerinde crhonic periondontitis’in(diş eti hastalığı olarak da bilinir) arkasındaki patojen olan Porphyromonas gingivalis’in keşfini bildirdiler. Bu iki faktör arasındaki bağ ilk kez düşünülmese de araştırmacılar hipotezi kanıtlama yolunda çalışarak ileriye götürdüler. Bu doğrultuda farelerle yapılan ayrı deneylerde patojenin ağız yoluyla bulaşması, genellikle Alzheimer ile ilişkilendirilen yapışkan proteinlerden olan amilioid beta üretiminin artmasıyla birlikte, bakterilerin beyinde kolonizasyonuna yol açtığı görüldü.

İlk yazar Stephen Dominy tarafından ortaklaşa kurulan ilaç girişimi Cortexyme tarafından koordine edilen araştırıma ekibi, Alzheimer’ın nedenselliğine dayalı kesin kanıtlar bulunduğunu iddia etmiyordu. Ama aslında bu, sorgulanması gereken bir durumdu.

Dominy, eski çalışmada bulaşıcı ajanlarının daha önce Alzheimer hastalığının gelişimi ve ilerlemesinde rol oynadığını ancak nedensellik kanıtının ikna edici olmadığını belirtmişti.

Dominy, bu kez yeni çalışması için ilk kez Gram-negatif patojen, P.gingivalis ve Alzheimer patogenezi arasında hücre içinde sağlam bağ kuran kanıtlar olduğunu ileri sürüyor.

Buna ek olarak ekip, Alzheimer hastalarının beyinlerindeki bakteriler tarafından salgılanan ve hastalığın iki ayrı belirteciyle ilişkili olan, gingivalis adı verilen toksik enzimleri de tanımlamıştır. Gingivalis ile ilişkili olduğu belirlenen bu iki belirteç ise Tau proteini ve  ubikuitin adı verilen protein etiketleridir.

Ancak daha ilgi çekici bir şekilde, ekip bu zehirli salgıları (P.gingivalisin tarafından salgılanan proteaz ailesi olan gingipains), asla Alzheimer teşhisi konmamış vefat etmiş insanların beyinlerinde tespit etti. Bu, önemli bir bulgudur çünkü P.gingivalis ve Alzheimer hastalığı daha önce bağlantılı olsa da basitçe söylemek gerekirse, diş eti hastalığının Alzheimer’a mı, yoksa demansın kötü ağız bakımına mı yol açtığı hiç bilinmiyordu.

Hiç Alzheimer teşhisi konmamış bireylerde bile düşük düzeyde diş eti bakterilerinin görülmesi, bu bireylerin daha uzun yaşamış olsalardı Alzheimer hastalığını geliştirmiş olabileceklerini düşündüren bir kanıt olabilir.

Çalışmada yazarların açıkladığı üzere, Alzheimer tanısı olan bireylerde veya beyin enfeksiyonuna yol açan P.gingivalis bakterilerinin demansa yol açtığı fakat tanısı bulunmayıp Alzheimer bulgusuna sahip bireylerin hastalığın başlangıcında veya geç evresinde zayıf diş bakımının bakterilere yol açtığı sonucuna ulaşılamayacağını belirtmişlerdir. Ancak bu, orta yaşlı bireylerde bilişsel gerilemeden önce oluşan patolojiyi açıklayabilen erken bir olaydır.

Ayrıca, COR388 Şirket tarafından formüle edilen bir bileşik, farelerle yapılan deneylerde, yerleşik bir P.gingivalis’in yol açtığı beyin enfeksiyonun bakteriyel yükünü azaltırken, aynı zamanda amiloid-beta üretimini ve nöroinflamasyonu(sinir dokusunun iltahaplanmasını) azaltabileceğini göstermiştir.

Gelecekteki araştırmaların bu bağlantı hakkında neler ortaya çıkaracağını bekleyip görmemiz gerekecek ancak araştırma ekibi temkinli bir şekilde iyimser bakıyor.

Alzheimer Bilim Ekibi Sorumlusu David Reynolds, bakterilerin toksik proteinlerini hedef alan ilaçların şimdiye kadar yalnızca farelerde fayda sağladığını ancak 15 yılı aşkın süredir yeni demans tedavileri olmadığından, Alzheimer gibi hastalıklarla mücadele etmek için mümkün olduğunca çok yaklaşımın test edilmesinin önemli olduğunu belirtiyor.

Görünen o ki Alzheimer’la bağlantılı olduğu düşünülen diş eti hastalıklarına ilişkin daha çok sayıda deney ve test yapılmaya ihtiyaç var. Ama biz bu arada diş bakımına gereken özeni göstermeyi elden bırakmayalım.

Not: Yeni çalışmanın bulguları akademik bilimsel dergi Science Advance’de yayınlanmıştır.

Bu çalışmanın önceki versiyonu ilk olarak 2019’da yayınladı.

Kaynakça:

https://www.sciencealert.com/the-cause-of-alzheimers-could-be-coming-from-inside-your-mouth

Günün anlam ve önemine uygun olarak yazım bilgiustam.com'da yayına alındı. 22 Kasım Diş Hekimleri günümüz ve Ağız ve Diş Sağlığı haftamız kutlu olsun. Faydalı olması dileklerimle iyi okumalar.

https://www.bilgiustam.com/alzheimerin-beklenmedik-nedeni-agzimizin-icinde-gizli-olabilir/

TRUMAN SENDROMU NEDİR?

Özellikle kuşkucu insanlarda görülen bu rahatsızlık sanrısal bozukluklarla ortaya çıkar. Sanrı; kişinin düşüncelerinin kesin kantlarla hatalı olmasına rağmen dış gerçeklerden yanlış anlamlar çıkartmaya yönelimli düşünceler toplamıdır. Bu hastalar bazı gizli güçler tarafından izlendiklerini hatta beyinlerinin uzaylılar tarafından kontrol edildiğini bile düşünebilirler. Bu sendrom farklı şekillerde çeşitlilik göstermektedir. Adını 1998 de yayınlanan “Truman Show” filminden alan bu sendromda baş karakter Truman (Jim Carrey), anne karnındayken bir şirket tarafından evlat edinilmiş ve her anı her yaptığı izlenen bir show kahramanı olmuştur. 

Capgras Sendromu

Kişi çevresinde iletişimde bulunduğu insanların başka kişilerle yer değiştirdiğine inanır. Sıklıkla kadınlarda görülen bu sendrom şizofreninin belirtileri arasında yer almaktadır. Kişi kendisine kurulmuş bir komplo içerisinde hisseder. Bu sendrom türünde kişi yakın akraba ve arkadaşlarının benzer yada sahteleriyle yer değiştirdiğine inanır.

Likantropi

Çok eski tarihlerden beri varlığını sürdüren bu hastalıkta kişi kendinin bir hayvana dönüşebildiğini iddia eder. Kurt adam sendromu olarak bilinen bu hastalığın tedavisinde henüz sonuç alınması mümkün olmamıştır. Bazı gizli hastalar ise bir hayvana dönüştüklerini iddia etmeseler de hayvansal davranışlarda bulunurlar. Tıp dünyasında tek başına bir hastalık olarak kabul gördüğü gibi şizofreni ve bipolar bozukluk hastalıklarının belirtileri olarak da görülmektedir.

Paranoid Sanrılar: İnsana mantıklı gelen bir düşünce biçimi ve iyi bir kurgu ile kişi herkesten şüphelenmektedir. Takip edildiğini hatta öldürülmek istendiğini düşünen kişi bu durumu engellemek adına şüphe duyduğu kişilere karşı şiddete başvurabilir. Bu kişiler hastalıklarını reddeder ve tedavi olmak istemezler. Aldatılma hezeyanları da yaşayan bu hastalar eşleri tarafından sürekli aldatılıp aşağılandıklarını düşünürler. Bu durumdaki hastalar intihara teşebbüs edebilir daha da ileri giderek cinayete bile teşebbüs edebilirler.

Dış merkezci Truman sendromlular ise dünyayı paranın yönettiğine inanırlar. Gizlice yönlendirildiklerini ve savaşların, kaosların onların çıkarları için özellikle yapıldığını düşünürler. Sosyal medya tarafından da yönetildiklerini ve paranın tüm dünyayı saran bir sömürü aracı olduğuna ve tüm teknolojik olanakları bu amaçta kullandığını düşünürler.

Bilim adamları, bu hastalığın popüler kültürün sosyal medyanın ve televizyon kültürünün, insanların akli dengelerini psikolojilerini nasıl etkilediğinin yadsınamaz bir gerçek olduğunu vurgulayarak, bu hastalığa sahip insanların üzerinde bu kültürlerin büyük etkiler yaratmış olabileceğini dile getirmektedirler.

Truman sanrıları yaşayan kişileri bu durumdan kurtarabilmenin en basit ama gerçekleştirmesi bir o kadar da zor yolu; onlara güven duyabilecekleri bir dünya sunmaktır. Bireysel olarak özgürlüklerinin kısıtlanmadığını hissetmelidirler. Yaşadıkları yerde/ülkede adalete güvenin tam olması gerekmektedir. Maddi açıdan kendilerini özgür hissedebilecek kadar doyum sağladıkları, insani tavırların, iyiliğin ve çıkarsızlığın hakim olduğu, insanlar arasında hiçbir ayrımcılığın yapılmadığı bir yaşamın onlara sunulması Truman sendromlu kişilerde sanrıların yavaş yavaş yok olmasını sağlayabilir.

Truman sendromuna yakalanmamak için; sosyal medyada ve televizyonda yayınlanan film, dizi, kişisel hayatı irdeleyen çeşitli yarışmalar ve haberlerin etkisinde kalmamak için her gün biraz daha fazla okuyarak araştırarak ve gelişerek bakış açımızı ve yaşam standartlarımızı değiştirmek adına çaba sarfederek bu sendromdan uzak kalmayı başarabiliriz. Sosyal medyada ve televizyonlarda fazla göz önünde olan kişilerde de görülme olasılığı yüksek olan bu sanrılara yakalanmamak için bu ün sahibi kişiler, kendilerine iş dışında bu ortamlardan uzak daha steril ve kendilerine ait bir yaşam alanı yaratmalıdırlar.

https://www.bilgiustam.com/truman-sendromu-nedir-kimlerde-gorulebilir/

1 Kasım 2022 Salı

 AŞIRI YÜKLENMİŞ DEVRELER

Beyne aşırı yüklenmenin sonucu ortaya çıkan Dikkat Eksikliği Özelliği yani DEÖ, artık tüm kuruluşlarda salgın haline gelmiştir. Ana belirtileri dikkat dağınıklığı, içsel taşkınlık ve sabırsızlıktır. DEÖ sahibi kişiler organize olmakta, önceliklerini belirlemekte ve zamanını yönetmekte zorluk çekerler.

DEÖ, DEHB olarak bilinen yani dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile benzerlik göstermektedir. Fakat DEHB, genetik yönü olan ve çevresel ve fiziki faktörlerin tabiri caizse ateşi körüklediği bir psikiyatrik rahatsızlıktır. DEÖ ise günümüzün koşullarında modern çağın bir sorunu olarak ortaya çıkan ve çoğumuzu olumsuz etkileyen bir olgudur.

Peki DEÖ’yle nasıl baş edebiliriz? Hallowell, kitap bölümünde konuya ilişkin birtakım önerilere yer vermiş. Buna göre, DEÖ ile mücadelede en önemli adım olumlu duygular geliştirmek. Hatta bölümde şöyle bir benzetme yapmış: Önemli olan süper turbo şarjlı akıllı bir telefon almak ve onu yapılacak işler listesiyle doldurmak değil, beynin en üst kapasitede çalışabileceği bir ortamı yaratmaktır. Bu da korkudan arınmış olumlu bir duygusal atmosfer oluşturmakla mümkün olacaktır. Bağlantıları güçlendirmek ve korkuyu azaltmak beyin gücünü geliştirecektir. Örneğin her dört ila altı saatte bir “insani bir an” geçirmemiz yani size iyi gelen bir insanla iletişim kurmanız beyninize ihtiyacınız olacak şeyi verecektir.

İkinci madde beynimize özen göstermektir. Bu noktada uyku, iyi beslenme ve spor önemlidir. Herkesin bir biyolojik saati vardır ve dolayısıyla uyku ihtiyacı farklıdır. Yeterli uykuyu almanın ölçütü çalar saatsiz uyanabilmektir. Ara ara çalışma ortamından uzaklaşmak da DEÖ’nün belirtilerini uzaklaştırmak için iyi gelecektir.

Üçüncü madde DEÖ için organize olmaktır. Güne planlı başlamak, e-posta ve sosyal medyaya ayrı bir zaman ayırmak, dağılmamak için güzel bir yoldur. Ayrıca kendimizi evrak seline maruz bırakmamalıyız. Bunun için SBEA kuralını uygulamak en iyisi: “Sadece Bir Kez Ele Al”. Bunun yanı sıra en önemli işi, en iyi performans gösterdiğimiz zaman diliminde yapmak da verimliliğimizi arttıracaktır.

Üçüncü madde frontal lobları korumaktır. Anı yaşayabilmek, enerjimizi şimdiye verebilmek için alt beynin kontrolü ele geçirmesini önlemeliyiz. Bunun için de sindire sindire, farkındalıkla yavaş hareket etmeliyiz.

Bunaldığımızda küçük molalar vermek, bulmaca çözmek, merdiven inip çıkarak etrafta küçük bir gezinti yapmak iyi gelecektir.

Peki kuruluşlar DEÖ’ye karşı ne yapmalı? İnsanların yardım istemesine izin vererek ve stres belirtilerine karşı tetikte olarak, daha üretken, dengeli ve akıllı iş ortamları geliştirme yolunda ilerlemelidirler.

Kaynakça:

İnan M. (Çeviren), Kendinizi Yönetmek, Harvard Business Review: 10 Must Reads, Optimist Yayınları, İstanbul, 2020


AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM Çalışmalarımı takip edebileceğiniz, okuyabileceğiniz linkler(Sıra...