NİL GÜREL

16 Aralık 2023 Cumartesi

Van Gölü çevresinde yaşanan kuraklık, göçmen kuşların daha önce alışık oldukları, dinlendikleri birçok alanı pas geçmesine neden oldu

Her yıl göç yolculukları sırasında Van Gölü Havzası’ndaki sulak alanları mesken edinen bazı kuş türlerinin bu sene kışmevsimine rağmen henüz göç etmediği gözleniyor. AA’da yer alan habere göre, göçmen kuşların binlerce kilometrelikgöç yolculuğunda önemli konaklama merkezlerinden Van Gölü Havzası, yılın her döneminde farklı türlerden kuşlara evsahipliği yapıyor.

Hava sıcaklıklarının henüz çok düşmediği bölgede kalan flamingolar ve beyaz kazlar, Van Gölü’nün Gevaş ilçesi kıyılarıile İpekyolu ve Tuşba ilçesi sınırlarında yer alan Erçek Gölü’nde görüntülendi.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özdemir Adızel, Dünya genelindeetkili olan küresel ısınmanın bölgeyi de etkilediğini ifade etti. Prof. Dr. Adızel, “Daha önce alışık oldukları, dinlendikleri birçok alan maalesef şu anda tamamen kuruduğu için göç yollarında sapmalar, aksamalar meydana geldi. Özalpbölgemizdeki Akgöl, flamingoların göç sırasında dinlendikleri bir noktaydı fakat kurudu. Dolayısıyla bu yıl Van GölüHavzası’na İran üzerinden gelen flamingolar Akgöl’den direkt geçtiler, dinlenemeden Erçek Gölü ve Van GölüHavzası’na geldiler” dedi.

Kaynak:

https://www.iklimhaber.org/kuraklik-kuslarin-goc-yollarini-degistirdi/

30 Kasım 2023 Perşembe

DİNİ MANEVİYATA PARALEL YENİ BİR KAVRAM: BİLİMSEL MANEVİYAT


Hayranlık uyandıran bilim zihinsel sağlık üzerinde olumlu bir etki yapabilir mi? Aynı dini maneviyattaki gibi huzur dolu ve huşu içinde olmamızı sağlayacak duygulara yol açabilir mi? Bu durumu nasıl tanımlayabiliriz? Gelin soruların cevabını birlikte bulalım.

Öncelikle maneviyatın ne anlama geldiğini, maneviyatın kuramsal çerçevesini ve maneviyat psikolojisini incelemekte fayda var. Bu hususta karşımıza ilk çıkan kavram ise dini maneviyattır.

Maneviyat Nedir?

Maneviyat, bilimsel bir yaklaşımla ele alınacak olursa tabiat ve fizik ötesi konuları ele alan, ilahi kökenlere dayalı bir ekoldür. Kavram Arapçadan dilimize geçmiştir. Peki, Maneviyat kavramı, kavramla ilgili yapılan bilimsel çalışmalar çerçevesinde nasıl bir gelişim göstermiştir?

Maneviyat çalışmalarının tarihi sürecine bakılacak olursa 1900’lü yıllarda şaşırtıcı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Öncelikle maneviyat çalışmalarının neredeyse yalnızca Fransız Katolik dünyasıyla sınırlı olduğu görülüyor. Ayrıca maneviyat çalışmalarındaki bütün tanımlamalar dogmatik bir temel üzerinde şekilleniyor. Sonrasında maneviyatı anlamak için sadece teoloji ile sınırlı olmayan diğer perspektiflerden de maneviyatı irdelemek için bazı girişimlerde bulunulduğu, ilk çalışmaların yapıldığı görülüyor. Bu noktada Psikoloji ve Psikiyatri dalları mistik fenomenlere ilişkin olumsuz bir tavır sergiliyor. 2007 yılına gelindiğinde ise karşımıza çok farklı bir tablo çıkıyor. Sanki ruhsal bir patlama gelmişçesine maneviyat küresel bir hale geliyor ve fenomenleri çeşitli bilim dallarının odak noktası haline geliyor. Öyle ki sadece sosyal bilim dalları değil tıp ve doğa bilimleri de maneviyata ilgi gösterip maneviyat alanında pek çok çalışma gerçekleştiriyorlar.

Manevi bilimlerinin teorik içeriği ise Wilhelm Dilthey tarafından oluşturulmuştur. Dilthey, “Manevi Bilimlere Giriş” kitabıyla(Einleitung in die Geistesswischaften, 1883) maneviyat bilimlerine uygulanabilir sosyal bir boyut kazandırmakla birlikte maneviyatı bilimlerin bütünü olarak ilan etmiştir.

Gelelim esas konumuza. Yeni bir kavram olarak bilimsel maneviyatı nasıl açıklayabiliriz? Bunun için araştırmanın detaylarını incelememiz gerekiyor.

Yeni Araştırma Kapsamında Yeni Bir Kavram: Bilimsel Maneviyat

Psikologlar, geleneksel olarak dinle ilişkilendirilen faydalar gibi bilimin maneviyatı ile pozitif refah(manevi iyi oluş) arasında da derin bir bağlantı ortaya çıkardılar.

Warwick Üniversitesi Üniversitesi’ndeki psikologlar tarafından yürütülen araştırmalar, geleneksel olarak dinle ilişkilendirilen faydalara benzer şekilde, bilimin maneviyatı ile olumlu refah arasında derin bir bağlantı olduğunu ortaya çıkardı.

Araştırma, insanların bilimi bir maneviyat kaynağı olarak nasıl kullandıklarını ve bunun kendi refah duygularıyla bağlantısını araştırdı.

Warwick Üniversitesi’nde Doçent ve çalışmanın baş yazarı Dr.Jesse Preston şunları söyledi: “Maneviyat çoğunlukla dinle ilişkilendirilir, ancak bilim, birçokları için güçlü bir hayranlık ve merak kaynağı olabilir. Kendini ve evreni anlamak için anlamlı bir kaynak sağlayabilir ve dünyadaki yerimizle ve başkalarıyla bağlantı duygusunu geliştirebilir.”

Bilimsel İnsanlar Dindar İnsanlarda Gözlemlenen Manevi İyi Oluşla Paralellik Gösteriyor

Üç çalışmada, Dr. Preston ve araştırma ekibi 1197 kişiyle(602 erkek, 589 kadın ve 6 kişi 3. cinsiyet) dini inançlara, maneviyata yönelik tutumları ile bilime ilgi ve inançları hakkında anket yaptı.

İlk çalışma “Bilimin Maneviyatı” kavramını oluşturdu ve insanlara bilimle uğraşırken aşkınlık, bağlantı ve anlam duygularını sordu. Katılımcıların yanıtları, bilime ilgi ve inanç, hayranlık duyguları, hayatlarının anlamı ve dini inançlar dahil olmak üzere bilime yönelik diğer tutumlarla karşılaştırıldı.

Bilimin maneviyatı, bilime inançla ilişkiliydi ancak bilime ilgi ve bilime inançla ilgili diğer tutumlardan farklı olarak Bilimin Maneviyatı aynı zamanda huşu ve genel maneviyat duygularıyla da ilişkilendirildi. Bu, maneviyatın bilimsel kaynaklarının dini maneviyatla psikolojik olarak benzer olabileceğini gösterdi.

İkinci çalışmada araştırmacılar, özellikle 526 ateist ve agnostikten oluşan bir gruba odaklandılar ve Bilimin Maneviyatının, mutluluk ve yaşamın anlamı gibi psikolojik refah(manevi iyi oluş) ölçümleriyle ilişkili olduğunu buldular.

Preston, sonuçlara yönelik şöyle bir açıklama getiriyor: “Önceki araştırmalar, dini inancın genel olarak olumlu zihinsel refahı öngördüğünü ortaya çıkardı, ancak aynı zamanda dindar olmayan kişilerin daha zayıf bir psikolojik refaha maruz kalabileceğini belirtti. Bu araştırma aslında, din dışındaki maneviyat kaynaklarının, bilim gibi benzer olumlu etkilere sahip olabileceğini göstermiştir.”

Anlamlı Deneyimler Bilimdeki Eğitsel Sonuçları İyileştirebilir

Üçüncü çalışma, Bilimin Maneviyatı ile bilime katılım ve öğrenme arasındaki bağlantıları araştırdı ve bilimdeki manevi deneyimlerin bilimsel bilginin daha güçlü katılımını ve hatırlanmasını öngördüğünü buldu.

Dr.Preston, araştırmanın bulgularının okullarda bilimin öğretilmesini ve öğrenilmesini geliştirebileceğini ve daha iyi eğitim sonuçları öngörebileceğini söylüyor:

“Bilim ve din birçok yönden farklılık gösterse de, hayatı anlayış, huşu ve tutarlılık duyguları aracılığıyla maneviyat kapısını paylaşıyorlar. Bu araştırmanın da ortaya çıkardığı gibi bu maneviyat kapısının bazı önemli yararları ve sonuçları vardır”.

Bilimin maneviyatına ilişkin daha fazla duyguya sahip insanlar diğer bir deyişle bilimsel maneviyata daha fazla sahip insanlar, bilim öğrencileriyle daha olumlu bir şekilde ilgileniyordu, bu da daha iyi bir bilimsel bakış açısı ön görüyordu. Ve bir grup ateist ve angostikte, Bilimin Maneviyatı, manevi iyi oluşu sağlıyordu.

Dr.Preston, bu çalışmanın, yalnızca mevcut anlayışımıza ilişkin belirtilen tutumlara değil, aynı zamanda genel maneviyat anlayışımıza da katkıda bulunduğunu belirtmiştir. Daha fazla bilimsel maneviyata sahip insanlar, bilim materyalleriyle daha pozitif bir şekilde ilgilendiler, bu da daha iyi bir bilimsel performansı öngörüyordu. Ve ölçüm yapılan bilimsel maneviyata sahip bir grup ateist ve agnostikte dindar insanlarda sıklıkla görülen olumlu etkilere paralel olarak yaşamı anlamlı bulma ve manevi iyi oluşa sahip oldukları görüldü.

Özetle bilimsel ilgi beraberinde bilimsel maneviyatı getirmekte ve bu da insana ve insanlığa çok önemli fayda ve katkılar sağlamaktadır. Ayrıca bilimsel maneviyat,  “hakikate varmak” şeklinde ifade ettiğimiz her şeyin bir yaratıcısı olduğu gerçeğine de ulaşmayı sağlamakta dolayısıyla kişinin aydınlanmasını ve dini maneviyata ulaşmasını da sağlayabilmektedir. Fakat bu konuda çok daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Araştırma kapsamında şu sorular üzerine yoğunlaşılabilir:

1)   Bilimsel maneviyata sahip ateistler kendi varoluş hakikatlerine ne kadar ulaşabiliyorlar?

2)   Bilimsel maneviyatın ruhsal etkileri, dini maneviyatın ruhsal etkileri gibi uzun vadeli oluyor mu?

3)  Bilimsel maneviyatın sağladığı “iyi oluş” dini maneviyattaki “biz” duygusunu kapsıyor mu?  Yoksa daha çok bireysel iyi oluşa mı yönelik?

4)  Dindar olup bilimsel maneviyata sahip insanlarla ateist olup bilimsel maneviyata sahip          insanlar arasında manevi iyi oluş açısından derece farkı var mı?

Bilimsel maneviyat ile dini maneviyat arasındaki manevi iyi oluşun farkını ancak ateistken dindar olan bir kişi hissedebilir ve en iyi anlayabilir. Bu hususta yukarıda oluşturulan sorulardan yola çıkılarak karşılaştırmalı bir analiz yapmak faydalı olacaktır. Örneğin; önceden ateistken sonradan Müslüman olan bilimsel maneviyata sahip katılımcılardan oluşan bir örneklem oluşturulup konu derinlemesine incelenebilir. Ayrıca diğer dinlerle karşılaştırmalı bir analiz de yapılabilir.

Böylece derinlemesine bir araştırmayla zihinlerde oluşan soru işaretleri giderilerek insanlığa ışık tutulabilecektir.

KAYNAKÇA

Gümüş, B.B., Beki A., Sosyal Hizmet ve Bazı Sosyal Bilim Alanlarında Maneviyat Üzerine Yapılan Çalışmaların Karşılaştırmalı Analizi, Toplumsal Politika Dergisi, Yıl: 2021, Sayı:2, Cilt:2,

Seyyar, A., Maneviyatın Bilimsel Çerçevesi: Manevi Bilimlerin Doğuşu http://www.manevibakim.com/bilim_alanlari/manevi_bilimler/index.asp

Tan, N.H., Yıldız, M., “”Manevi İyi Oluş” Kavramının Ortaya Çıkışı ve Tanımlanması”, https://dergipark.org.tr/tr/pub/da/issue/73863/1175149

https://www.sciencedaily.com/releases/2023/10/231005110757.htm

Not: Makalem 02.12.2023 tarihinde bilgiustam.com da yayına alınmıştır.

Link: 

https://www.bilgiustam.com/dini-maneviyata-paralel-yeni-bir-kavram-bilimsel-maneviyat/

19 Kasım 2023 Pazar

            Tüyler Ürperten 10 Antik Batıl İnanç ve Kökenleri

 

Tüyler Ürperten 10 Antik Batıl İnanç ve Kökenleri

Batıl inançlar uzun zamandır insanoğlunun hayal gücüne hükmetmekte, tarihimizin dokusuna korku ve heyecan vermektedir. Bugün çoğumuz artık bunlara inanmıyoruz (ya da inanmadığımızı iddia ediyoruz) ancak bu çoğu zaman ürkütücü inançlar bir zamanlar atalarımızın yaşamlarını yönetti.


 

Eski batıl inançlar ortak ruhumuza öylesine yerleşmiştir ki, artık onlara inanmayan bizler bile kendimizi sık sık onları takip ederken buluruz. Bu batıl inançların kökenleri büyüleyici olsa da, çoğu zaman tüm doğaüstü folklor arasında bu inançların yaratılması için pratik bir neden bulunabilir. Şimdi antik tarihin en tüyler ürpertici eski batıl inançlarından bazılarına ve nereden geldiklerine bir göz atalım.

Antik Batıl İnançlar 1. Nazar: Bir Şey İzliyor

Dünyanın en yaygın eski batıl inançlarından biri belki de nazardır. Kökenleri 3.000 yıl öncesine uzanan ve insanlık tarihinin derinliklerine kök salmış olan bu batıl inanç, kötü niyetli bakışların masum kurbanlara zarar ve talihsizlik getirebileceğine dair bir inançtır.

Nazar batıl inancı birçok kültürde bulunabilir, ancak en eski izleri antik Mezopotamya’da görülebilir. M.Ö. 7. yüzyıldan kalma kil tabletler gün yüzüne çıkarılmış olup, bunlar sadece nazara olan inancın kanıtlarını değil, aynı zamanda Mezopotamyalıların nazarın etkilerinden korunmak için kullandıkları büyüleri de göstermektedir.

Platon gibi Antik Yunan filozofları nazarı ve onun insan psikolojisi üzerindeki etkisini bile yazmıştır. Görünüşe göre bu inanç sonunda Roma İmparatorluğu’na yayılmış ve burada nazar boncuğu içeren koruyucu muskalar popüler hale gelmiştir. Benzer inançlar, gözün Nazar ve Hindistan’da Buri Nazar olarak bilindiği İslam dünyasında da hızla ortaya çıkmıştır.

Bu batıl inanca olan inanç, en ünlüsü hem Yunanistan hem de Mısır’da hala yaygın olarak bulunabilen mavi ve beyaz “göz” olmak üzere koruyucu sembollerin yaratılmasına yol açtı. Günümüzde insanlar evlerini bu gözle süslemekte ve nazarın etkilerinden korunmak umuduyla bu gözü takı olarak takmaktadır.

 

Eski bir batıl inanç nedeniyle, mavi ve beyaz “göz” hem Yunanistan’da hem de Mısır’da nazarın etkilerinden korunmak için yaygın olarak kullanılmaktadır.

Eski Batıl İnançlar 2. Merdiven Altında Yürümek: Mısır Tanrıları ve Ortaçağ Darağaçları

Bu çoğumuzun çocukluğundan beri duyduğu bir şeydir, merdivenin altına basmak uğursuzluk getirir. Peki ama bu batıl inanç nereden geliyor? Bu eski batıl inanç yüzyıllar öncesine dayanır ve zaman içinde evrim geçirmiştir ancak özünde üçgen şekillerin (bir merdivenin duvara yaslanması gibi) kutsal olduğu ve bunlarla oynamanın talihsizlik getirebileceği ve hatta kötü ruhları çağırabileceği fikriyle bağlantılıdır. Bu inancın kökenleri, üçgenlerin kutsal semboller olarak görüldüğü eski Mısır’a kadar uzanmaktadır.

Bu şekilleri bozmak, örneğin bir merdivenin altından geçmek, tanrılara doğrudan bir hakaret olarak görülüyordu. Bu inanç daha sonra merdivenlerin ilahi olanla ilişkilendirildiği antik Roma’ya yayıldı. İnanç oradan da muhtemelen Avrupa’nın geri kalanına yayılmıştır.

Ortaçağ Avrupa’sında merdivenler artık ilahi olanla ilişkilendirilmiyordu. Sadece inşaat aletleri değil, darağaçlarıyla da ürkütücü bir benzerlik taşıyorlardı. İnanılmaz derecede batıl inançların hüküm sürdüğü bir dönemdi ve bu benzerlik batıl inançların ölüm ve talihsizlikle olan ilişkisini güçlendiriyordu. Bir merdivenin altında yürümek ruhları kızdırmak için müthiş bir yol olarak biliniyordu. İşte bu noktada merdiven altında yürüme korkusu daha belirgin hale geldi ve rahatsız edici üçgenler korkusundan ayrıldı.

Bugünlerde insanlar hala bir merdivenin altından geçmektense karşıdan karşıya geçmeyi tercih ediyor. Bu eski batıl inanç kolektif bilincimize yerleşmiş durumda ve bu çok da kötü bir şey olmayabilir. Merdivenlerin altından geçmemek kulağa oldukça sağlam bir sağlık ve güvenlik tavsiyesi gibi geliyor.

Eski Batıl İnançlar 3. 13. Cuma: Bire İki

13. Cuma, iki batıl inanç çarpıştığında ortaya çıkan şeydir. Cuma gününün şanssız bir gün olması Hıristiyan geleneğine dayanır. İsa’nın bir Cuma günü çarmıha gerildiğine ve bu nedenle haftanın o gününün uğursuz olduğuna inanılıyordu.

Triskaidekafobi olarak bilinen 13 sayısı korkusunun nereden geldiğinden kimse emin değil, ancak birkaç seçenek var. Bazı tarihçiler, 12’nin takvim ve belirli ölçümler gibi şeyler için kullanılan “mükemmel bir sayı” olarak görüldüğü eski zamanlara dayandığına inanmaktadır. Bu da komşusu 13’ü kusurlu ya da şanssız bir sayı haline getirmiştir.

Diğerleri daha sonraki geleneklere işaret etmiştir. Bazıları 13’ün şanssız olduğu fikrinin, Loki’nin ilahi bir akşam yemeği partisine 13. konuk olarak geldiği, diğer tanrıları üzdüğü ve dünyaya kötülük ve acı getirdiği İskandinav mitolojisine dayandığını iddia etmiştir. Bazıları ise bu sayının talihsiz ününü Son Akşam Yemeği’nin 13. konuğu olan Yahuda’ya bağlamıştır.

13’üncü Cuma’nın benzersiz bir şekilde uğursuz olduğu fikrinin ne zaman ortaya çıktığı tartışmaya açıktır. Bazı tarihçiler bunun daha yeni bir gelişme olduğuna inanmakta ve 19. yüzyılda Thomas W. Lawson tarafından yazılan On Üçüncü Cuma’ya kadar geri götürülebileceğini iddia etmektedir. Diğerleri ise batıl inancın çok daha eski olduğuna, 1307 yılına kadar uzandığına inanmaktadır.

13 Ekim 1307 Cuma günü Fransa Kralı Philip IV, kötü şöhretli Tapınak Şövalyelerinin tutuklanmasını emretti. Birçoğu daha sonra işkence gördü ve idam edildi, bazıları da kazıkta yakıldı ki bunun oldukça şanssız bir durum olduğu söylenebilir.

Kökeni her ne olursa olsun, 13 Ekim 1972 Cuma günü Uruguay Hava Kuvvetleri’ne ait 571 sefer sayılı uçağın düşmesi gibi talihsiz olayların da etkisiyle 13. Cuma’nın kötü şöhreti yıllar geçtikçe artmıştır. Popüler kültür de 13. Cuma gibi filmlerin batıl inancı körüklemesiyle bu inancın güçlenmesine yardımcı olmuştur.

 

Kara kedilerle ilgili kadim batıl inanç, medeniyetin kendisi kadar eskidir.

Eski Batıl İnançlar 4. Kara Kediler: Cadılar ve Şeytanlarla Dost

İstatistiklerin siyah kedileri yeniden sahiplendirmenin diğer renklere göre ölçülebilir derecede daha zor olduğunu gösterdiğini biliyor muydunuz? Kara kedileri çevreleyen batıl inançlar, hem hayranlık hem de korku ile iç içe geçmiş bir tarihle medeniyetin kendisi kadar eskidir. Bu kara kedigiller, yüzyıllar boyunca evrim geçirerek insanların batıl inançlarında karmaşık bir rol oynamıştır.

Genel olarak kedilerin ünü biraz inişli çıkışlı olmuştur. Eski Mısır’da kediler, siyah kardeşleri de dahil olmak üzere, ilahi olanla, özellikle de tanrıça Bastet ile ilişkilendirilmiş ve saygı görmüşlerdir. Yanlışlıkla bile olsa bir kediyi öldürmek büyük bir suçtu.

Ancak birkaç yüzyıl sonra, özellikle de Ortaçağ Avrupası’nda kediler cadılar, büyücülük ve Şeytan ile ilişkilendirilerek ün kazanmıştır. Kedilerin cadıların dostu olarak hareket ettiğine, şeytanla iletişim kurmalarını sağladığına ve cadıların hain eylemlerini gerçekleştirmek için kara kedilere dönüşebildiklerine inanılıyordu.

Bu durum ne yazık ki 16. ve 17. yüzyıllardaki çılgın cadı avları sırasında daha karanlık bir hal almıştır. Hepimiz bu davalar sırasında öldürülen zavallı kadınları duymuşuzdur, ancak kedilerin durumu biraz daha iyiydi. Cadılıkla suçlananlarla birlikte sayısız masum kedigil de öldürüldü.

İşin iyi tarafı, herkes kara kedilerden nefret etmiyor. Avrupa’nın bazı bölgelerinde, özellikle İskoçya ve İrlanda’da, kara kediler iyi şans olarak görülüyordu. Bu, diğer bölgelerdeki yaygın batıl inançlarla keskin bir tezat oluşturuyordu. Günümüzde kara kediler çeşitli kültürlerde farklı şeyleri sembolize etmeye devam etmektedir. Bazıları onları kötü şans alameti olarak görürken, diğerleri onları iyi şans sembolleri olarak görüyor.

Eski Batıl İnançlar 5. Bir Aynayı Kırmak: Yedi Yıl Kötü Şans ve Kırık Bir Ruh

Hepimiz biliriz ki ayna kırmak en iyi ihtimalle yedi yıllık kötü şanstır. Bu batıl inanç, aynaların kişinin ruhundan bir parça taşıdığına inanılan Yunan ve Roma dönemlerine kadar uzanır. Aynayı kırmak sadece fiziksel yansımaya zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda kişinin ruhsal özüne de zarar vererek kötü şansa yol açardı.

Diğer pek çok eski batıl inanç gibi, bu kavram da aynaların kıt ve pahalı olduğu Orta Çağ’a kadar taşınmış ve mistik özelliklerine olan inancı güçlendirmiştir. Asya’da da benzer bir batıl inanç vardı. Antik Çin’de aynalar kehanet yoluyla geleceği tahmin etmede rol oynuyordu. Bir aynayı kırmak ruha zarar vermekten ziyade, ruhlar dünyasıyla olan bu bağlantıyı bozarak talihsizlik getirmek olarak görülüyordu.

 

Bir başka eski batıl inanç da ayna kırmanın yedi yıl boyunca kötü şans getirdiğini iddia eder.

Eski Batıl İnançlar 6. Kapalı Alanda Şemsiye Açmak: Batıl Bir Kötü Şans Yağmuru

Dünyanın pek çok yerinde kapalı mekânlarda şemsiye açmak ya son derece görgüsüzce bir davranış ya kötü şans ya da her ikisi olarak kabul edilir. Bunun arkasındaki nedenler dünyanın neresinde olduğunuza bağlıdır.

Avrupa’da bu batıl inancın Viktorya dönemi İngiltere’siyle bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Bunun arkasındaki mantık son derece pratiktir. Bu dönemde şemsiyeler nispeten yeni bir icattı ve yaylı mekanizmaları onları iç mekanlarda hantal hale getiriyordu. Kapalı bir alanda şemsiye açmak kazalara, eşyaların zarar görmesine ve hatta kişinin kendisinin ya da başkalarının yaralanmasına yol açabilirdi. Viktorya dönemi insanları batıl inançlara sahipti ve kazaları kötü şansla ilişkilendirmeye başladılar (ya da bunu sakar aptalların her şeyi kırmasını engellemek için bir bahane olarak kullandılar).

Asya’da bu batıl inancın daha ürkütücü kökenleri vardır. Kapalı bir mekanda şemsiye açmak tabu olarak görülüyordu çünkü cenaze törenlerinde yapılan, ölen bir kişinin üzerine gölgelik açmak gibi eylemlere benziyordu. İnsanlar içeride (özellikle geceleri) şemsiye açmanın ölülerin ruhlarını tuzağa düşürebileceğine veya kızdırabileceğine, bunun da kötü şansa yol açabileceğine inanıyordu. Japon folklorunda ayrıca Kasa-obake adı verilen, şemsiye şeklini alan ve yaramazlık yapmaktan hoşlanan bir tür yokai (şeytan) vardır.

Günümüzde, kapalı alanlarda şemsiye açılmaması gerektiği fikri, pek çok kişinin takip ettiği ancak çok az kişinin nedenini bildiği batıl inançlara ilginç bir örnektir. Görünüşe göre bu, zaman içinde bir batıl inanca dönüşen pratik bir iyi tavsiye vakasıdır.

Eski Batıl İnançlar 7. At Nalı Batıl İnançları: Tüm Şansı Elinde Tutmak

At nalını çevreleyen batıl inanç ve nalın iyi şans getirdiğine inanılan gücü, kökleri Avrupa inançlarına ve folkloruna dayanan tarih boyunca dört nala koşmuştur. At nalı batıl inancının iki farklı yönü vardır.

Birincisi, eski Avrupa’da demirin koruyucu özelliklere sahip olduğuna inanılırdı. Demir saf olarak görülüyordu ve bu nedenle şeytanlar, ruhlar ve hatta cadılar gibi kötü niyetli güçlerle savaşmak için kullanılabilirdi. İkincisi, aya benzeyen at nalı eski pagan ay tanrılarıyla ilişkilendirilmiş ve zamanla iyi şans getirdiği inancına dönüşmüştür.

Ortaçağ Avrupa’sında insanlar nalları uçları yukarı bakacak şekilde kapıların üzerine asmaya başladılar. Bunun koruyucu bir bariyer oluşturduğuna, doğaüstü kötülükleri uzak tuttuğuna ve eve refah getirdiğine inanılıyordu. At nalı daha çok bir şans tılsımı haline geldikçe batıl inanç da yeniden şekil değiştirdi.

Günümüzde at nalının asıldığı yön önem taşımaktadır. Uçları yukarı bakacak şekilde asmanın iyi şansı yakalayıp tutacağına inanılırken, aşağı doğru asmanın şansın dökülmesine izin vereceği düşünülür. Nallar çeşitli kültürlerde iyi şansın ve korunmanın sembolü olmaya devam etmekte ve insanlar nalları hala duvarlarına asmaktadır.

 

Eski bir batıl inanca göre tuz dökmek tanrıları kızdırırdı.

Eski Batıl İnançlar 8. Tuz Dökmek: Şeytanı Kör Etmek

Biraz tuz dökerseniz ne yaparsınız? Elbette omzunuzun üzerinden bir tutam atarsınız. Neden? Romalılara sorun. Romalılar için tuz saflığın sembolüydü ve belirli dini uygulamalarda, özellikle de arınma ritüellerinde kullanılırdı. Tuz dökmek bu kutsal maddeye saygısızlık olarak görülür ve tanrıları kızdırdığı düşünülürdü. Tanrıları kızdırmak açıkçası kötü şansa yol açıyordu.

Tuz dökmenin kötü olduğuna dair bu düşünce yüzyıllar boyunca devam etti. Ortaçağ Avrupa’sında tuz pahalı bir maddeydi ve dökülmesinin kötü ruhların ya da cadıların dikkatini çekeceğine, bunların da talihsizlik getireceğine inanılıyordu.

Bu kötü şans algısıyla mücadele etmek için yaygın bir uygulama ortaya çıktı: dökülen bir tutam tuzu, şeytanın gizlendiğine inanılan sol omzun üzerine atmak. Bu hareketin şeytanı kör ettiği ve ardından gelen kötü şansı önlediği düşünülüyordu.

Tuz ayrıca arınma ile ilişkilendirilmeye devam etti. Şeytanların ve ruhların tuz çizgilerini geçemediğine inanılırdı, yani pencere kenarlarına ve kapı girişlerine tuz serpmek şeytanları uzak tutabilirdi.

Eski Batıl İnançlar 9. Gece Islık Çalmak: Yanlış Türde Dikkat

Birçok insan içgüdüsel olarak karanlıktan korkar ve bu yüzyıllardır insan ruhuna yerleşmiş bir başarıdır. Birçok kültürde gecenin neden her zaman bilinmeyenle, karanlığın gizemleri ve görünmeyen güçleri sakladığı yerle ilişkilendirildiğini anlamak kolaydır.

Bu kültürlerin birçoğu geceleri ıslık çalmanın kötü şans getirdiğine dair tarihi bir inanca sahiptir. Bu bir davet, ruhları ya da doğaüstü varlıkları kişinin huzuruna çağırmanın bir yolu olarak görülmüştür.

Bu inanç özellikle batıl inançlara ve şeytan takıntısına sahip Ortaçağ Avrupa’sında çok belirgindi. Gece, cadıların, iblislerin ve diğer kötü canavarların yaşadığı bir diyar olarak görülüyordu ve ıslık çalmanın bu varlıkları çektiğine, muhtemelen talihsizliğe, hastalığa ve hatta ele geçirilmeye yol açtığına inanılıyordu.

Karada gece ıslık çalmak kötüdür ama bunu denizde yapmak daha da kötüdür. Denizciler doğaları gereği batıl inançları olan bir gruptur ve tarih boyunca gece ıslık çalmayı açık denizlerde uğursuzluk alameti olarak görmüşlerdir. Karanlıkta ıslık çalan rüzgarın ürkütücü sesi, yaklaşan fırtınaların veya diğer deniz felaketlerinin bir ön uyarısı olarak görülüyordu.

 

Tarih boyunca kargalar ve kuzgunlar ölüm alametleri ve bilgelik sembolleri olarak görülmüştür.

Eski Batıl İnançlar 10. Kargalar ve Kuzgunlar: Karanlığın ve Aydınlığın Habercileri

Eski batıl inançlarla karmaşık bir ilişkisi olan sadece kara kediler değildir. Kargalar ve kuzgunlar tarih boyunca hem ölüm alameti hem de bilgelik sembolü olmuştur.

İskandinav mitolojisinde, Baba Odin’e her zaman Huggin (düşünce) ve Muninn (hafıza) adlı iki kuzgun eşlik ederdi. Onun emriyle, efendilerine bilgiyi geri getirmek için dünyanın dört bir yanına uçarlardı. Bir başka pagan tanrısı Morrigan da kuşlarla ilişkilendirilir ve genellikle karga ya da kuzgun olarak tasvir edilirdi. Morrigan ölümle ilişkilendirilen bir tanrıçaydı ve olumsuz ününü de buradan almış olabilir.

Muhtemelen renkleri ve doğal davranışlarıyla da çok ilgisi vardır. Siyah tüyleri, leş yiyici davranışları, zekaları ve rahatsız edici ötüşleri birçok kişinin onları kıyamet ve ölüm habercisi olarak görmesine yol açmıştır. Bazı inanışlarda, bir evin yakınında bir karga ya da kuzgun görülmesi uğursuzluk alameti olarak kabul edilirdi.

Ortaçağ cadı avlarındaki kara kediler gibi, bu kuşlar da bazen cadılarla ilişkilendirilirdi. Bu kuşların aynı zamanda aile dostları olarak hareket ettiklerine ya da karanlık güçler için casusluk yaptıklarına inanılırdı. Ne yazık ki, onları öldürmenin kötülüğü uzaklaştırdığına inanılırdı. Avrupa dışında, Kızılderili kültürlerinde kargalar ve kuzgunlar genellikle hilekâr veya şekil değiştiren olarak görülür, varoluşun hem aydınlık hem de karanlık yönlerini temsil ederlerdi.

Tarihin En Ürkütücü Antik Batıl İnançları

Onlara inanmayanlar için bile eski batıl inançların, özellikle de en tüyler ürpertici olanların tarihi büyüleyicidir. Batıl inançlar dünyası, binlerce yıldır insan davranışlarını etkileyen inançlar ve kültürel algılardan oluşan bir labirenttir. Nazarın uğursuz bakışından 13. Cuma’nın dehşetine kadar, bu batıl inançlar tarih boyunca gölgelerini bırakmış ve bilinmeyeni anlamlandırmaya yönelik içten gelen arzumuzu yansıtmıştır.

Ayrıca insan doğasının tuhaf bir özelliğini de yansıtırlar. Bize ne yapmamız gerektiğinin söylenmesinden ve pratik tavsiyeler almaktan nefret ederiz. Birine merdivenin altında yürümenin tehlikeli olduğunu, tuz dökmenin israf olduğunu ya da şemsiyesini açarken dikkatli olmasını söyleyin, muhtemelen sizi duymazdan gelecektir. Ancak bunları yapmanın kötü şansa neden olacağını ya da korkunç bir şeytanı çağıracağını söylerseniz sizi ciddiye alırlar.

 

Kaynak: https://www.ancient-origins.net

Derleyen: Figen Berber

 

https://www.bizsiziz.com/tuyler-urperten-10-antik-batil-inanc-ve-kokenleri/

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM Çalışmalarımı takip edebileceğiniz, okuyabileceğiniz linkler(Sıra...