FİZİKSEL AĞRILARIMIZIN NEDENİ ZİHNİMİZDEKİ “BİLİŞSEL UYUMSUZLUK” OLABİLİR Mİ?
Kafanızın
içinde mızrak dövüşü yapan çelişkili inançların çarpışması size ağrıyan bir
beyinden daha fazlasını bırakabilir. Yeni bir araştırmaya göre, araştırmaya
katılan gönüllülere, yetersiz iş yaptıkları söylendiğinde yaptıkları iş
kapsamında kaldırdıkları kutular hafif de olsa bu eleştiri onların boynunda ve
sırtında fiziksel ağrıya neden olabilmiştir. O halde size yöneltilen eleştiri
okları diğer bir deyişle size söylenenlerin ağırlığı yaptığınız işin
ağırlığından daha ağır geliyor olabilir mi? Acaba çoğu yaşadığımız ağrının
temelinde duygu durumumuz ya da beynimizde oluşan ve oluşturulan “bilişsel
uyumsuzluk” mu etkili? Gelin bu sorunun cevabına birlikte bakalım.
Öncelikle
bilişsel uyumsuzluğun ne olduğuna bilişsel uyumsuzluk teorisine bakmak yerinde
olacaktır. Araştırmacı akademisyen Sweeney vd.nin (ekibi) de belirttiği gibi
bilişsel çelişki ile ilgili, psikolojik rahatsızlık, psikolojik olarak rahatsız
edici durum, kaygı, rahatsızlık ya da şüphe ile ilgili bir durum ya da vicdan
azabı veya pişmanlık ile eş anlamlı bir durum gibi çeşitli tanımlar yapılmıştır
(Aktaş, 2019).
Bilişsel
uyumsuzluk, kişinin birbiriyle tutarsız iki veya daha fazla bilişe(bilgi
parçaları) sahip olması durumunda ortaya çıkan psikolojik rahatsızlık
durumudur. Burada bilgi parçaları” olarak kastedilen şey salt bilgi değil,
inançlar, değerler, tutumlar yani biliş unsurlarıdır.
Bilişsel
uyumsuzluk teorisi ise 1957 yılında sosyal psikolog Leon Festinger tarafından
ortaya atılmıştır. Teorinin amacı, bireyin, birey ya da grup davranışına
tepkisi sırasında sıklıkla ortaya çıkan bilişsel çelişki durumunu anlama ve
araştırmadır.
Şimdi
gelin araştırmamıza dönelim. ABD’deki Ohio Eyalet Üniversitesi ve Michigan
Üniversitesi’nden araştırma ekibi, kaldırma görevini iyi bir şekilde yerine
getirdiklerini bildirdikten sonra gönüllere eleştirel geribildirimler verdi. Araştırmacılar,
sonuçta ortaya çıkan ağrının katılımcıların boyunlarına ve bellerine ekstra
baskı eklediğini buldu.
Çalışma
küçük de olsa, psikososyal stres faktörlerinin ve özellikle bilişsel
uyumsuzluğun fiziksel sağlığa nasıl zarar verebileceğini anlaması gereken iş
yeri güvenliği açısından çıkarımlara sahip olabilir.
Ohio
Eyalet Üniversitesi’nden bir biyomekanik araştırmacısı olan William Marras,
çalışmanın temel olarak fiziksel olarak görülen ağrıların altında yatan şeyleri
gün ışığına çıkardığını belirtmektedir.
Marras
gibi araştırmacılar, ağrının beden ve zihin arasında karmaşık bir etkileşim
içerdiğini kavramaya başladılar. Ancak ağrının “biyopsikososyal” modelinin, ilk kez 1980’lerde tanımlandıktan
sonra gerçekten benimsenmesi onlarca yıl aldı.
Ağrı,
fiziksel, sosyal ve psikolojik stres faktörlerinin sert bir karışımıdır, yani
fiziksel stres, finansal stres ve zihinsel sağlıksızlıkla birleştiğinde ortaya
çıkabilir. Bir doktorun bel ağrısını tarif etmek için kullandığı kelimeler bile
kişinin iyileşme beklentisini şekillendirebilir.
Ortopedi
Cerrahı Gordon Waddell, 1987’de “Omurgalardan ziyade hastaları tedavi etme
hedefine ulaşmak için bel ağrısını tamamen fiziksel bir hastalık olarak
görmektense bel ağrısına bir rahatsızlık olarak yaklaşmalıyız” diye yazmıştır.
Bununla
birlikte, bugüne kadar yapılan araştırmaların çoğu, kronik ağrının; depresyon,
anksiyete ve felaket eğilimli(en kötüsünün olacağını veya hiçbir şeyin
değişmeyeceğini düşünmek) ile bir arada
bulunduğu etrafında dönmüştür. Marras ve meslektaşları, başka bir psikolojik
faktörün, “bilişsel uyumsuzluğun” da sırt ve omurga ağrısını etkileyip
etkilemediğini anlamak istediler.
Bilişsel
uyumsuzluğu, görünüşte birbiriyle uyumsuz olan birden çok inancı uzlaştırmaya
çalıştığınız zaman ortaya çıkan psikolojik kırbaç darbesi olarak düşünün.
Zorluk, bizi bir tür zihinsel rahatlama aramaya iten ıstıraba neden olabilir.
Anlaşılan
o ki bilişsel çelişki zihin içinde çözülemediği zaman ağrı olarak tezahür
etmektedir. Çünkü bilimsel çalışmalara göre bilişsel çelişkiyi azaltma zihni
dindirme metotları bulunmaktadır. Bu metotlar; davranış değişikliği, davranışla
ilgili biliş değişikliği, çelişkili unsurları desteklemek amaçlı yeni bilgiler
eklenmesi, bilişlerden birinin değersizleştirilmesidir. Çelişkiyi ortadan
kaldırmak içinse çelişkiye neden olan davranışı sonlandırmak veya çelişkinin
önemsiz olduğunu kabullenmek veya tutum-davranış uyumu için tutumları
değiştirmek etkili olabilecektir. Fakat bu yöntemler, her şartta uygulanması
uygun yöntemler olamayabilir. Örneğin üst bir otoritenin sizde bilişsel
çelişkiye yol açması zihinde kolay çözümlenebilecek bir sorun değildir.
Çözümlenemeyen sorunun da ağrı şeklinde yansıması olasıdır.
Marras
ve meslektaşları, bu psikolojik rahatsızlığın fiziksel olarak tezahür edip
etmediğini görmek için depresyon ve kaygının ağrıyı nasıl
şiddetlendirebileceğine benzer bir dizi deney tasarladılar.
Marras,
“Bu zihin-beden bağlantısına ulaşmak için insanların zihinlerinden rahatsız
olduklarında bilişsel uyumsuzlukla birlikte insanların nasıl düşündüklerine
bakmaya başladık” diye açıklıyor.
Laboratuvar
tabanlı çalışmada, 17 gönüllüye, omurgalarına ve sırtlarına ne kadar yük
bindirdiklerini ölçmek için hareket sensörleri takarken hafif bir kutuyu hassas
konumlara taşıma görevi verildi.
Antrenman
koşulları sırasında, sırtlarını korumak için doğru şekilde hareket ettikleri
söylendi. Ancak daha sonra geri bildirim giderek daha olumsuz hale geldi ve
katılımcılara görevi tatmin edici olmayan bir şekilde yerine getirdikleri söylendi.
Araştırmacılar
katılımcıların rahatsızlık puanlarını insanların omurgalarındaki mekanik
yüklerle karşılaştırdıklarında, insanların olumsuz geribildirimden rahatsız
olduklarında, görevin başında, kendilerini yetenekli hissettikleri zamana
kıyasla tepe omurga yüklerinin yüzde on ila yirmi arasında arttığını buldular.
Marras,
“Bu artan omurga yüklemesi, oldukça hafif bir yükle tek bir koşul altında
gerçekleşti” diye açıklıyor. Daha karmaşık görevlerde veya daha büyük yükler
söz konusu olursa bu durumun nasıl olacağını hayal edebiliyor musunuz?
Başka
bir deyişle, tekrarlanan psikososyal stres etkenleri, omurga üzerinde daha
fazla baskı oluşturarak ağrıya yol açabilir ancak bu varsayım test edilmeye
devam edilmelidir.
Bunun
için alt sırttaki yükler birazcık arttırıldı. Rahatsızlık puanları, kalp atış
hızı değişimi ve kan basıncı da dahil olmak üzere fizyolojik stres ölçümlerinin
ve katılımcıların nasıl hissettiklerine ilişkin anketlerin bir kombinasyonu şu
şekildeydi: ya ilham verici ve güçlü ya da utanmış ve sıkıntılı.
Engelsiz
hareket edebilenler için ufak bir bel ağrısının gereksiz yere tenkitten daha
fazlası olduğunu unutmayın; dünyada yetersiz(disability) olarak geçirilen
yılların önde gelen nedenidir.
Otuz
yıllık verilerin yakın tarihli bir analizi, 2020’de dünya çapında yaklaşık 620
milyon insanın bel ağrısı çektiğini ve bunun çalışma, hareket etme, seyahat
etme veya kendilerine veya başkalarına bakma becerilerini etkilediğini ortaya
koydu. Bu rakamın 2050 yılına kadar 800 milyonun üzerine çıkması bekleniyor.
Bel ağrısındaki artış, geleneksel tedavilerin, özellikle bağımlılık yapan
opioid(anestezi başta olmak
üzere ağrıyı azaltmak için kullanılan ilaç) ilaçların işe yaramadığını açıkça ortaya
koyuyor.
Ağrı
araştırmaları, kronik ağrının nasıl başladığını anlamak, neden devam ettiğini
anlamak ve onu hafifletmenin etkili yollarını bulmak için hızla ilerliyor.
Ağrının
psikososyal boyutlarını anlamak, fiziksel tedavilere psikoterapi eklemenin
kronik sırt ağrısının üstesinden gelmenin anahtarı olabileceğini bulan
araştırmalarla büyük ölçüde yardımcı olduğu görünüyor. Aslında grup terapisi de
dahil olmak üzere daha bütüncül bakan modellerin denemeleri, ağrıyı
kötüleştirmeden opioid kullanımını azaltmıştır.
Bu
son çalışma, büyüyen bu araştırma grubuna başka bir boyut katıyor: Sadece
insanların acısına neyin neden olduğunu anlayarak onu dindirmeyi umabiliriz.
Kaynaklar ve İleri Okumalar:
Aktaş,
E.C., İş Tatmini, Duygusal Emek ve
Kurumsal İtibar İlişkisinin Bankacılık Sektörü Çalışanları Üzerinde Bilişsel
Uyumsuzluk Kuramı Çerçevesinde İncelenmesi, Marmara Üniversitesi Sosyal
bilimler Enstitüsü İşletme Ana Bilim Dalı Toplumsal Projeler Yönetim ve
Organizasyon Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, 2019
Yücel,
E.; Çizel B., Bilişsel Uyumsuzluk Teorisi
Üzerine Kavramsal Bir İnceleme: Satın alma Perspektifi, Yaşar Üniversitesi
Dergisi, 2018, 13/50, 150-163
https://www.sciencealert.com/thoughts-inside-your-head-can-unleash-physical-pain-study-finds
NOT: Makalem bilgiustam.com'da yayına alındı.
https://www.bilgiustam.com/fiziksel-agrilarimizin-nedeni-zihnimizdeki-bilissel-uyumsuzluk-olabilir-mi/