TÜYLER ÜRPERTİCİ TARİHİ BİR FOTOĞRAFIN BİZE SÖYLEDİKLERİ
Bir fotoğraf sadece o anın yansıması mıdır? Yoksa geçmişte
kalan o anı şimdiye getirip geleceğe taşırken bize söyledikleri mi? Neler
söylediğini duyabiliyor musunuz?
Science Alert bilim sitesinde bir haberde rastladığım tüyler
ürpertici bir fotoğraf var ki bize çok şeyler anlatıyor. Fotoğraf, bizon
imhasının en ünlü fotoğrafıdır. Bizon kafataslarından oluşan bir dağın ürkütücü
görüntüsünü içeren fotoğraf 1892’de Rougeville’deki Michigan Carbon Works’un
dışında çekilmiştir. Fotoğraf, 19.yüzyılda Kuzey Amerika’nın batısındaki
bizonların yok edilmesini gösteren türlerin felaketle sonuçlanan kaybına dair
önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bu fotoğrafla, bir fotoğrafın dönüşen yaşamın
kaydını tutmaktan öteye geçebildiğini görebiliyoruz.
https://digitalcollections.detroitpubliclibrary.org/islandora/object/islandora%3A151477 (Burton Tarih Koleksiyonu, Detroit Halk Kütüphanesi)
Dünyaca tanınan Amerikalı yazar, eleştirmen, kuramcı ve
insan hakları savunucusu Susan Sontag, fotoğraf aracılığıyla bilinen bir olayın
fotoğraf sayesinde daha gerçek hale geldiğini belirtmiştir. Yani bir olayı
yansıtan bir fotoğraf olmasaydı olay bu kadar gerçekçi hale gelmeyecektir. O
yüzdendir ki imgeler aracılığıyla fotoğraf vasıtasıyla bize anlatılanları
çözümlemek, fotoğrafı sosyo-politik bağlamında okumak yani görsel sosyolojik
bir analiz yapmak, görsel iletişimi çözümlemek önem kazanmaktadır.
Barthes, duygusal etki yaratan fotoğraflar için “punctum”
(vurucu), rasyonel ileti aktaran fotoğraflar için “studium”(konu üzerine
çalışılmış-özenilmiş) kavramlarını kullanır. Aslında Barthes, görsel sosyoloji
yapmaya niyetli sosyoloğa ya da görsel iletişimciye fotoğraf çekmenin veri
kaydetmekten öte bir eylem olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca bazı fotoğrafların
her iki etkiyi taşıdığı görülmektedir. Öyleyse bizim de tüyler ürpertici yani
vurucu etki yapan bu fotoğrafın aynı zamanda taşıdığı sosyolojik anlamları da
anlamamız gerekmektedir. O halde gelin bu fotoğrafın arka planını birlikte
okuyalım.
1892’den kalma bu fotoğrafta devasa bir Amerikan bizonu
yığını taşıyan iki adam görülüyor. Fotoğrafta adamın birinin dağ gibi bizon
yığının üstünde diğerinin ise bizon yığınının altında olduğu görülmektedir.
Peki bu kadar bizon nasıl yok oldu?
Başlangıçta sayıları 30–60 milyon olan bizon sayısı, ticari
avcılık ve hükümetin Kızılderili yaşam tarzını yok etmeyi amaçlayan
kampanyaları sonucu 1000’in altına düşmüştür. Batı’nın artan kolonileşmesi
bizonların büyük ölçekli katliamına yol açmıştır. Silahlarıyla beyaz yerleşimci
avcıların gelişi; deri ve kemiklere yönelik artan pazar talebi, öldürmeyi
yoğunlaştırmıştır. Sürülerin çoğu 1850 ve 1870’lerin sonu arasında yok
edilmiştir. Fotoğraf bu yıkımın muazzam ölçeğini gözler önüne sermektedir.
Görüntünün çimenli ön planından çıkan insan yapımı bir dağ, kemik yığını
manzaranın bir parçası gibi görünüyor. Görüntü, Kanadalı fotoğrafçı Edward
Burtnysky’ın “inşa edilmiş manzaralar” olarak adlandırdığı durumun bir örneği
olarak okunabilir. Bunu Barthes’in “studium”(konu üzerinde çalışılmış,
özenilmiş) kavramıyla da ifade edebiliriz. Michigan'da bu yapay manzarayı
oluşturmak için çayırdan toplanan bizon kafataslarıyla bizonların yok
edilmesinin korkunç ölçeğini göstermek hedeflenmiştir. Fotoğraf bu hayvanın katledilişinin
(bizon soykırımı olarak ifade edilebilir) simgesi haline gelmiştir. Ancak bu
fotoğraf, insan kaynaklı yıkım ve kibrin bir simgesinden daha fazlasıdır.
Görüntüyü birden fazla mercekle analiz etmek ve ilişkilerin tarihsel sürecine
bakmak gerekir.
Kafatasları yığını bizon yaşamının bolluğunu da
göstermektedir. Peki bizonların yok edilmesinden önce Prairies’teki (Kanada,
ABD ve Meksika’nın iç ovaları olarak da anılan çayırlık, “preri” yani
otlakların, bitkilerin, çalıların bileşimi olan toprak alanlar) yaşam nasıldı?
Bizonlar ölmeden önce nasıl ilişkilere sahipti? Bu ilişkiler ağını doktora
sonrası Araştırma Görevlisi Danielle Taschereau makalesinde; “insan bizon
ilişkileri”, “çok türlü ilişkiler”, “sömürgeci kapitalist ilişkiler” bağlamında
irdelemiştir.
İnsan bizon ilişkileri kısaca özetlenecek olursa yerli
milletler ile bizon sürülerinin yakından bağlantılı oldukları bilinmektedir.
Çok sayıdaki bizon sürüsü, Prairies’te büyük, politik ve sosyal olarak karmaşık
toplulukların oluşumunu kolaylaştırarak yerli milletlerin hayatını
şekillendirmiştir.
Pek çok yerli bilim insanı, Ova yerli halkı ile bizon
sürüleri ya da bufalo olarak adlandırılanlar arasında yakın ilişkiler olduğunu
ortaya koymuştur. Örneğin Cree siyaset bilimci Keira Ladner, Blackfoot yerli
halk topluluklarının hiyerarşik olmayan örgütlenmesini ve işbirlikçi karar alma
uygulamalarını incelemiştir. Buna göre Ladner, topluluk uygulamalarının, hiçbir
hayvanın tek başına egemen olmadığı zorlayıcı olmayan kolektifler olarak
çalışan bizon sürüleri ile yakın ilişkilere dayandığı sonucuna ulaşmıştır.
2014 yılında vahşi bizonları tekrar doğaya kazandırmayı
amaçlayan yerel halkın öncülük ettiği Bufalo Anlaşması’ndaki şu cümle
çarpıcıdır:
“Bizonlar bizim bir parçamızdır, biz de kültürel, maddi ve
manevi olarak bizonların bir parçasıyız.”
Cree bilgini ve film yapımcısı Tasha Hubbard ise, birçok Ova
yerli halkından bizonların yok edilmesiyle ilgili hikayeleri belgelemiştir.
Hubbard, bu yok oluşu “soykırım” olarak ifade etmektedir.
Karşılıklı ilişki merceğinden bakıldığında fotoğraf anlamın
ötesine geçmektedir. Dakato akedemisyeni Kim Tallbear’ın de ifade ettiği gibi:
“Yerli halk, insan olmayanların, insan hayatlarını derinden şekillendiren
toplumsal ilişkilere giren etken varlıklar olduğunu asla unutmadılar.”
Kafatasları yığını yalnızca bir ekosistemin yıkılışının
sembolü değildir aynı zamanda ilişkilerin kaybının da sembolüdür.
Çok türlü ilişkiler bağlamında ise Taschereau’nun
ifade etmek istediği şey, bizonların ekosistemdeki diğer canlılarla olan
ilişkileri ve ekosistemdeki rolüne ilişkindir.
Buna göre bizonlar, sadece devasa büyüklükte değil aynı
zamanda Batı’da temel bir türdür. Yani ekosistem üzerinde kritik bir öneme
sahiptirler. Bu türlerden biri ortadan kaybolursa, başka hiçbir tür onun
ekolojik rolünü üstlenemez ve bunun sonucu tüm ekosistem değişir.
Fotoğraftaki kafatasları yalnızca bizonların kaybı değil,
tüm bir ekosistemin bozulmasını ifade etmektedir. Öldürülen her bizon, toprağı
diğer türler için misafirperver kılan otlatma, yuvarlanma ve göç etme
uygulamalarının sonu anlamına gelmektedir.
Fotoğraf sömürgeci kapitalist ilişkiler bağlamında
analiz edilecek olursa takım giysili iki adamın bizon kafatasları ile gururla
poz verdikleri görülmektedir. Varlıkları insan-hayvan ilişkilerinin başka bir
yönünü ifade etmektedir: meta veya pazar ilişkileri.
Burtynsky; “Çoğu insan çöp yığınının yanından geçerken orada
bir hikaye görmez. Ama her zaman bir hikaye vardır; sadece bakıp görmek
gerekir” diyor. Rougeville fotoğrafının tarihsel arka planını sosyo-politik
ilişkiler bağlamında analiz ederek yaptığımız bu yolculuk, hepimize bizon
kaybının ölçeğinin ne kadar dramatik olduğunu göstermektedir. Bu acı hikayeyle
aslında kaybedilen en önemli şeyin de insanlık olduğu gözler önüne
serilmiştir. Diğer yandan 2014 yılında imzalanan yerli halkların öncülük ettiği
Bufalo Anlaşması bir umut ışığı olmaktadır. Böyle sağduyulu, duyarlı ve
bilinçli insanların artması dileğiyle..
Yararlanılan Kaynaklar:
Gök, R.V. Bir Yöntembilim ve\veya Sosyoloji alanı Olarak
Görsel Sosyoloji, Yedi: Sanat, Tasarım ve Bilim Dergisi, Kış 2016, Sayı 15,
s.25–40
Toksoy, G., Fotoğraf Aslında Neyin Belgesi? Fotoğrafın
Toplumsallığı ve Medya ve Gerçeklik Tartışmalarında Değişmeyen Rolü,
Mediterranean Journal Humanities, 2019, 9(2), s. 491–505
https://www.sciencealert.com/chilling-historical-photo-captures-the-deadly-impact-of-humans
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder