NİL GÜREL

17 Ekim 2022 Pazartesi

HİKİKOMORİ NEDİR?


Hikikomori Japonca'da "elini ayağını çekmek", "geri çekilmek" anlamına geliyor. Hikikomori'de kişi müzik dinlemek, internette dolaşmak, uyumak dışında bir işle uğraşmıyor. Hikikomori'de gençler de hayattan el ayak çekip odalarına kapanarak zamanlarının çoğunu bilgisayar başında geçiriyorlar.

Japonya’da sayıları 300 bini aşan genci etkisi altına alan "Hikikomori" hastalığıyla bir kayıp kuşak yetişiyor. Japon psikiyatristlerin üzerinde çalıştığı hastalığın kelime anlamı "Elini ayağını çekmek." Bu gençler de hayattan el ayak çekip odalarına kapanarak zamanlarının çoğunu bilgisayar başında geçiriyorlar.

Hikikomori yani sosyal çekilme hastalığında kişiler yemeklerini burada yiyip uyuyor, hatta tuvalet ihtiyaçlarını bile odalarında gideriyorlar. Uzmanlara göre, Hikikomori’nin Türk gençlerini de tehdit etmeye başladı.

Hikikomori hastalığına ailelerin çok dikkat etmesi gerekiyor. Uzmanlar, odalarından çıkmayan, sürekli bilgisayar oyunları oynayan bu gençlerin antisosyalleştiğini kimseyle konuşmadığını belirterek, ciddi anlamda tedaviye gereksinimleri olduğuna dikkat çekti. Hikikomorinin hastalık olduğunun fark edilmiyor.

HİKİKOMORİ BELİRTİLERİ

- Evden dışarı çıkmamak
- Kimseyle konuşmak istememek
- Kimseyle konuşmamak
- Odadan dışarı çıkmak istememek
- Sosyal hayattan kopmak
- Arkadaşlıklardan kopma, arkadaşlıkları bitirme
- Aşırı stres
- Sinirlilik
- Psikolojik bozukluklar
- Saldırganlık
- Uykusuzluk
- Bilgisayar başında yemek yiyip içme
- İnsanlardan kaçmak
- Bağırarak cevap verme
- Depresyon

Ayrıntılar:

https://www.e-psikiyatri.com/hikikomori-nedir

13 Ekim 2022 Perşembe

Eğer akvaryumdaki su hasta ise, içindeki balıklar da eninde sonunda hasta olurlar.

— Doğan Cüceloğlu

2 Ekim 2022 Pazar

         DAYANIKLILIĞIN BİLEŞENLERİ

Bazı insanlar vardır ki ne zorluklarla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar yıkılmazlar. Örneğin işten çıkarılan biri kendine güvenini kaybeder ya da boşanan biri depresyona girer. Hayat badireleri atlatan çevremizdeki çoğu kişi yıllarca toparlanamaz. Ama kimi insanlar da var ki ne baskılara maruz kalıyor yara alıyor ama yarası çabucak kapanıp güçlü bir şekilde hayata dönüyor. Bu insanları diğer insanlardan farklı kılan unsur dayanıklılıktır.

Günümüzde çoğu firmanın işe alımda aradıkları niteliklerin içerisinde en önemli özelliklerden birinin de “dayanıklık” olduğu görülmekte. Peki “dayanıklılığı ne oluşturuyor?”. Bu konuda pek çok teori var. Yahudi Soykırımının kurbanlarını inceleyen, Boston Psikanaliz Derneği ve Enstitüsünün eski başkanlarından Maurce Vanderpol, toplama kamplarında hayatta kalmayı başaran insanların birçoğunun “plastik kalkan” diye adlandırdığı bir şeye sahip olduklarını bulmuş. Bu kalkan birkaç faktörden oluşuyor ve bunlardan biri de mizah duygusu. Diğer yardımcı çekirdek özellikler ise diğer insanlara bağlanma yeteneği ve sağ kalmayı başaranları istismarcı kişilerin müdahalelerinden koruyan içsel bir mekana sahip olma.

Dayanıklılık ile ilgili ilk teoriler, özelliğin genetik rolüne vurgu yapmaktaydı. Fakat son yapılan çalışmalar dayanıklılıkta genetik rolünü yadsımamakla birlikte özelliğin öğrenilebilir bir özellik, diğer bir deyişle bir edinim olduğunu ortaya koymuştur.

Peki dayanıklılık sahibi insanların özellikleri nelerdir? Bu özellikler:

  1. Gerçekliği kabullenme kararlılığı

2. Yaşamın anlamlı olduğuna dair çoğu zaman sağlam değerlere dayalı derin bir inanç

3. Gizemli bir doğaçlama yeteneği.

Bu özellikler detaylandırılacak olursa ilk özelliğe göre dayanıklı insanlar gerçeği kabullenirler ve realist bakarlar. Burada iyimserlik yok olmaz. Sadece “olan oldu şimdi ne yapılabilir?” düşüncesindedirler. Güç toplayıp ayakta kalmaya çalışırlar. İkinci özelliğe göre ise dayanıklı insanlar, başlarına gelenleri kendileri ve başkaları için anlamlandırabilmek amacıyla bazı kurgular geliştirirler. Örneğin; “İnsanın Anlam Arayışı” kitabında Frankl, kampta anlam terapisini nasıl geliştirdiğini anlatır. Hayatta kalmak için kendisine bir amaç edinmesi gerektiğini fark etmiştir. Bunu da, savaştan sonra, neler yaşadığını başkalarına anlatmak amacıyla toplama kampının psikolojisi üzerine konferanslar verdiğini hayal ederek başarır. Sağ kalacağından emin olmamakla birlikte, kendisi için birtakım somut hedefler koyar. Dayanıklılığın üçüncü tuğlası ise elde ne varsa onunla bir şeyler yapma yeteneğidir. Psikologlar bu beceriyi, Fransız antropolog Claude Levi-Strauss’tan esinlenerek “birkolaj” olarak nitelendiriyorlar. Bunu Diane L.Coutu’nun deyimiyle “ayinleştirilmiş yaratıcılık” olarak ifade edebiliriz. Krizle karşılaşmış olan bir şirketin pes etmeyip krizi nasıl fırsata dönüştüreceğine yoğunlaşması elindekilerle neler yapacağına odaklanması ve iyileşmeyi gerçekleştirmesi buna güzel bir örnektir.

Sonuç olarak dayanıklı insanlar ve şirketler gerçeklikle yüzleşirler ve bunu büyük bir kararlılıkla yaparlar. Asla çaresizlik içerisinde yüzüp kurban psikolojisine girmezler. “Bu herkesin başına gelebilir ama bundan sonra önemli olan atılacak adımlardır” diye düşünerek ileriye yürürler. Zorluklara anlam kazandırırlar ve yoktan çözüm üretirler. İşte bunu başarabilen insanlar ve şirketler başarıya ulaşırlar.

Kaynakça:

İnan M. (Çeviren), Kendinizi Yönetmek, Harvard Business Review: 10 Must Reads, Optimist Yayınları, İstanbul, 2020

Frankl E.Victor, İnsanın Anlam Arayışı, Okuyan US Yayın , İstanbul, 2021

27 Eylül 2022 Salı

 


"Çabalar acı vermeye başladığında kendisini zorlamaya devam edebilen adam kazanacak adamdır"

                                                                                              Rogger Bannister

8 Eylül 2022 Perşembe

 

HAKARETE UĞRAMANIN BEYİNDE "TOKAT ETKİSİ" YARATTIĞI KEŞFEDİLDİ

Hakarete Uğramanın Beyinde “Tokat Etkisi Yarattığı” Keşfedildi

Hakaret içerikli sözler işitenlerin beyin dalgaları ölçüldü

Yeni bir araştırma, hakarete uğramanın yarattığı şokun güzel gözler karşısında duyulan mutluluktan neden daha etkili olduğunu açıklığa kavuşturdu.

Buna göre hakaret içerikli sözlere maruz kalmak beyinde daha fazla aktiviteye neden oluyor.

Hollandalı dil araştırmacısı Marijn Struiksma ve meslektaşlarının yürüttüğü çalışmada beynin hakaretlere, iltifatlara veya nötr sözlere nasıl tepki verdiğine odaklanıldı.

İlk olarak, araştırmaya kaydolan 79 kadın gönüllünün kafa derisine elektrotlar yerleştirildi. Sonra katılımcılar, hayali bir erkek tarafından hakaretlere maruz bırakıldı.

Hakaret içerikli sözlerin katılımcıların zihinleri üzerindeki etkisi, beyindeki elektriksel aktivitenin ölçülmesiyle değerlendirildi.

Benzer şekilde, katılımcıların iltifatlar karşısındaki beyin aktivitesi de elektrotlar aracılığıyla ölçüldü.

Bilimsel dergi Frontiers in Communication’da yayımlanan bulgular, hakaretlerin beyin aktivitesinde iltifatlardan daha büyük bir hareketlilik yarattığını ortaya koydu.

Hakaret karşısında beyin aktiviteleri son derece hızlı ortaya çıktığından, araştırmacılar ağır sözlerin beyinde “tokat etkisi yarattığını” ifade etti.

Dahası hakaretin kime yöneltildiği de dinleyicilerin beyninin ön kısmında meydana gelen bu aktivitede değişikliğe neden olmadı.

Ayrıca saldırgan ifadeler, ne sıklıkla duyulduklarına bakılmaksızın, deney boyunca beynin dikkatini çekmeye devam etti.

Araştırma ekibi, beynin iltifatlara da en azından elektriksel düzeyde istikrarlı bir tepki verdiğini tespit etti.

Deneyde olumlu ifadeler, daha küçük beyin dalgalarını aktifleştirdi. Ancak araştırmacıların beklediğinin aksine bunlar zamanla azalmadı ve bir çeşit doygunluğa ulaştı.

Bulgular, beynin olumsuz olaylara, olumlu deneyimlerden daha fazla odaklanmasının en önemli nedenlerinden birini gözler önüne seriyor.

Öte yandan araştırma ekibi, deneyin çok küçük bir kitle üzerinde yapıldığını ve katılımcıların tamamının kadınlardan oluştuğunu vurguladı. Bu da elde edilen sonuçların ileri araştırmalarla desteklenmesi gerektiği anlamına geliyor.

Kaynak

https://www.bizsiziz.com/hakarete-ugramanin-beyinde-tokat-etkisi-yarattigi-kesfedildi/

HAKKIMDA-NİL GÜREL

  HAKKIMDA Uzm. Nil GÜREL İletişim Bilimleri ve Sağlık Yönetimi Bilim Uzmanı Bağımsız Akademisyen, Araştırmacı Yazar  Lisans düzeyinde K...