NİL GÜREL

26 Nisan 2022 Salı

Kendi Kendini Amaliyat Eden Cerrah

                       Kendi Kendini Amaliyat Eden Cerrah

1961 yılında 27 yaşındaki Sovyet cerrah Leonid Rogozov, bir grup araştırmacı ile Antarktika'dayken birden apandisit ağrısı bastırır. Ekibinde kendisinden başka cerrah ve doktor olmadığı için kendini ameliyat etmesi gereken Leonid Rogozov, dehşet dolu iki saat sonunda ameliyatını tamamlar. Daha sonrasında sağ salim memleketine gider.

                                                                                          Kaynak: Bilim Otağ

20 Nisan 2022 Çarşamba

Moby Dick Gerçek Bir Balina mıydı?

                         Moby Dick Gerçek Bir Balina mıydı?

Herman Melville’nin kaleme aldığı büyük beyaz bir balinanın hikâyesini anlattığı klasik romanı Moby Dick, 1851 yılında yayınlandığından bugüne bir çok kişinin hayal gücünü harekete geçirdi. Filmlere, şarkılara konu olan bu beyaz balinanın ünü aslında kitabın konu aldığı gerçek hikayeyi geride bıraktı.

Romanda yer alan devasa balina kurgusal olsa da aslında büyük bir beyaz albino ispermeçet balinası, Melville kitabını yayınlamadan on yıllar önce insanları büyülemişti. Adını Şili kıyılarında Pasifik Okyanusu’nda bulunan Mocha Adası’ndan alan Mocha Dick adlı bu balina, aktarılanlara göre 30’dan fazla kişiyi öldürmüş, üç balina gemisine ve 14 balina avcısı taşıyan bota saldırmıştı. Hatta, bu beyaz balinanın iki ticari gemiyi batırdığına dair de söylentiler vardı.

İspermeçet balinaları devasa boyutlarına rağmen aslında sakin memelilerdir. Günümüze kadar çok az olay bunun aksini göstermiştir. Esas olarak kalamarla beslenirler ve nadiren saldırırlar.

Bir balina gemisinde cerrah olan Thomas Beale, ispermeçet balinalarının doğal tarihi hakkındaki 1839 tarihinde bir kitap kaleme almıştı. Kitabında, onları “olağandışı bir görünüme sahip olan ancak en ufak bir şeyden kolayca kaçmaya çalışan, çekingen ve zararsız bir hayvanlar” olarak tanımlamıştı. Ancak sonraki araştırmalardan biliyoruz ki sakin canlılar olsalar da ispermeçet balinaları geçmişleri hakkında bazı detayları hatırlayabilirler. Yani bir kişinin kendisini önceden zıpkınladığı gibi detayları hatırlarlar. Bunun sonucunda da yeni bir tehdit anında bu sefer saldırgan davranabilirler.

Mocha Dick – Moby Dick’e Nasıl İlham Verdi?

19. yüzyıl edebiyatı, gemilere kasten saldıran sayısız ispermeçet balina hikayesiyle dolu olsa da bu saldırının arka planında başka nedenler aramak gereklidir. 1820’de, dev bir ispermeçet balinası, Essex adlı bir balina gemisine saldırmıştı. Devamında da onun batmasına neden olmuştu. Essex’teki 21 mürettebattan sadece sekizi denizde 80 günden fazla kaldıktan sonra kurtarıldı. Adamlar hayatta kalmak için yamyamlık yapmak yani insan eti yemek zorunda kalmışlardı. Kaptan Pollard ve Charles Ramsdell, gemi arkadaşlarının kemiklerini bir teknede kemirirken bulundu. İşte bu olaya neden olan balina yazının başında aktardığımız Mocha Dick idi. Hayatta kalan mürettebatın ikisi başlarından geçenleri kalemealdı.

İkinci kaptan Owen Chase’in anlattıkları, zamanında geniş çapta ilgi uyandırdı. Thomas Nickerson tarafından yazılan diğer kitap ise yayımlanmadı, ancak ölümünden sonra bulundu. Anlattıkları hikaye kısmen farklılıklar gösterse de ikisinin de ortak anlatısı gemilerinin dev bir beyaz balina saldırısı sonrasında batışıydı.

Mayıs 1839’da, New York’ta popüler bir yayın olan Knickerbocker dergisi, Mocha Dick hakkında Amerikalı gazeteci ve kaşif Jeremiah N. Reynolds tarafından kaleme alınmış olan uzun bir makale yayınladı. Hikayenin adı “Mocha Dick: Or The White Whale of the Pacific” idi. Kendisi bu hikayesi için yıllar boyunca Mocha Dick’in ilk elden gözlemlerini toplamıştı. Herman Melville bu hikayeyi duydu ve klasik romanı Moby Dick’i yazmak için ilham aldı. 

Moby Dick Hikayesinin Ardındaki Gerçek Bize Ne Anlatıyor?

Bazen Leviathanlar olarak tanımlanan ispermeçet balinaları gerçekten de efsanevi boyutlarda yaratıklardır. 60 yıldan fazla yaşarlar. En sevdikleri derin deniz ürünlerini yakalamak çok derinlere dalabilirler. Ancak, belki de en şaşırtıcı olan, dünyadaki en büyük beyinlere sahip olmalarıdır. Serebral korteksleri insan korteksinden çok daha kıvrımlıdır ve güçlü bağlara sahip sosyal yaratıklardır. Sosyal gruplarda kalırlar ve yaşamları boyunca sürekli arkadaşlıklar kurarlar.

Aslında, travmatik geçmiş olayları hatırlamak, Essex’e çarpan balinanın tetikleyicisi olabilirdi. İntikam gibi duyguları hissedip hissedemeyecekleri tartışmalıdır. Balinanın su altında son dakikada rotasını değiştirmiş ve farkında olmadan gemiyle çarpışması olasıdır. Ancak Essex’in batması durumunda dikkat çekici olan, balinanın ikinci kez saldırmak için geri gelmesidir.

19. yüzyılda balina yağı, kandilleri yakmak ve mum ve sabun yapmak için kullanılmaktaydı. Bu nedenle balina avcılığı kazançlı bir işti. 19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde balina sayıları hızla tükeniyordu. İkinci Kaptan Starbuck, Kaptan Ahab’a “Moby Dick seni aramıyor. Onu çılgınca arayan sensin!” derken korkunç ve akıldan çıkmayan bir gerçeği söylüyordu.

20 Kasım 1820 gecesi Essex balina gemisine saldıran ispermeçet balinasının bunu bilerek yapıp yapmadığını asla bilemeyeceğiz. 1850’lerin sonlarına doğru, başka avcılar tarafından Mocha Dick’in öldürüldüğü hikayede aktarılmaktadır. Bedeni zıpkın yaraları ile doludur. Gerçek Moby Dick hikayesi bizlere kimin masum kimin canavar olduğunu bir kere daha düşündürüyor.

Kaynaklar ve ileri okumalar

Was There a Real Moby Dick?; yayınlanma tarihi: 11 Temmuz 2021; Bağlantı: https://www.history.com/

In the Heart of the Sea: the horrific true story behind Moby-Dick; Yayınlanma tarihi: 28 Aralık 2015; Bağlantı: https://theconversation.com/

Was Moby Dick a Real Whale?; Yayınlanma tarihi: 24 Ocak 2020; Bağlantı: https://www.thoughtco.com/

The real Moby Dick: Do whales really attack humans?; Yayınlanma tarihi: 20 Aralık 2013; Bağlantı: https://www.bbc.com/news/science-environment-25430996


Yazım matematiksel.org'da yayına alındı:

https://www.matematiksel.org/moby-dick-gercek-bir-balina-miydi/

17 Nisan 2022 Pazar

NEREYE GİTTİ BU ENTELLEKTÜELLER?

 NEREYE GİTTİ BU ENTELLEKTÜELLER?

 Bugünkü yazımda Frank Furedi’nin  “Nereye Gitti bu Entellektüeller?” kitabını ele alacağım. Kitap, “Eleştirmenlere Cevabım” ile birlikte yeni edisyonudur. Avangard Kitap, 2017 yılı İstanbul’da basılmıştır.

Kitabın değerlendirmesine geçmeden önce gelin yazarı tanıyalım. Frank Furedi, sosyolog ve kanaat önderidir. Kent Üniversitesi’nde öğretim üyesidir. Sağlık, ebeveynlik, gıda, teknoloji ve eğitim gibi çeşitli konularda yazmaktadır. Geniş yankı uyandıran ve 13 dilde çevrilen kitaplarından bazıları şunlardır: Emperyalizmin Yeni İdeolojisi(Pınar y., 1998), Paranoyak Anne-Babalık(İz y., 2013), Korku Kültürü(Ayrıntı y., 2017). Ayrıca First World War: Still No End in Sight(I.dünya Savaşı Bitmedi) adlı kitabı Avangard Yayınları tarafından yayına hazırlanmaktadır.

“Nereye Gitti Bu Entellktüeller?” kitabının yazılış amacını 30-31. sayfalarda Furedi ortaya koyuyor. Buna göre kitabın amacı, şimdilerde düşüncenin gelişimi, insanların eğitimi ve yeni bir kamu(halk) oluşturmak adına neler yaptığımızı sorgulamaktır. Furedi; “Ben, halka entelektüel keşiflere çıkma fırsatı sağlayan her girişime kucak açmaktan yanayım. Fakat halkı, sindirimi kolay bilgi ve kültür porsiyonları ile beslemeye dayalı baskıcılığa tamamen karşıyım” diyor.

Kitabın girişi “Bayağı Zihinler Diyarında Kişisel Bir Gezinti”  bölümüyle başlıyor. Bu bölümde  yazar, seviyesizleşme ve liyakatı detaylandırıyor. Seviyesizleşme kavramının kitabın diğer bölümleriyle de ilişkili bir kavram olduğunu düşünüyorum. Değerli olan düşünce ve sanatın içeriği değil sağladığı faydadır. Yazar, işlevselciliğin kazandığı zaferi ortaya koyuyor(s.22).

Birinci Bölüm “Aklın Değer Kaybı”nda adından da anlaşılacağı gibi gerçek entelektüellerin nasıl yok olduğunu tarihsel süreç içerinde ele alıyor. “Entelektüellerin seslerinin nispeten daha az çıkışından duyulan kaygı, 1950’lerde entelektüel figüre verilen önemin yansımasıdır”(s.34). “Entelektüel otoritenin uygulanmasıyla ilgili pek çok ideal-bilgi arayışında olma, aklı hakim kılma-şüpheciliğin hedefi olmuştur; böylece, entelektüelin yaptığı iş, kültürel çekiciliğini kaybetmiştir. Akılcılığın gücünün azaldığına duyulan inanç, entelektüelin statüsünü önemli ölçüde zayıflatmıştır”(s.51-52). Baumann, postmodernizmin sonuçlarından birinin entelektüelin rolünde yaşanan temel dönüşüm olduğunu ileri sürer. Buna göre, entelektüel artık yasa koyucu değil yorumcudur. Artık postmodern yorumcular olarak entelektüeller, iletişimi kolaylaştırma işine girmiş gözükmektedirler. Bu rolleri gereğince bir geleneğin içinde üretilmiş olan bir görüşün bir başka gelenek dahilinde de anlaşılmasını sağlamak için bilgi sistemi içerisinde tercümanlık yapmaktadırlar”(s.53).

Bu bölümde Furedi,” konformist entellktüel” kavramını da ortaya koyuyor. Modernitenin başlangıcından itibaren, düşünce alanında çalışan insanların kendi rollerinden memnuniyet duydukları bir dönem hiç olmamıştır. Bu konformist hal, özellikle akademisyenler arasında görülür. En acı olan da Focault takip edilecek olursa, pek çok kişi Aydınlanma’nın dayanaklarının çökmüş olmasından memnundur(s.55).

Robbins, entelektüelin mesleğinin, akademideki profesyonellerce elinden alındığını vurgulamaktadır. Yeni entelektüel, otoritesini, bağlı olduğu kurumdan almaktadır ve özerkliğe ihtiyaç duymamaktadır(s.57).

İkinci bölüm “Eften Püften Arayışlar”da Furedi, geçmişte “az bilmenin tehlikeli olduğu” yargısının şimdi ise “çok bilmenin tehlikeli olduğu” yargısına dönüştüğünü ifade eder. Aydınlanma geleneğinden kopuşun olduğunu ve işlevselliğin bilgiyi nasıl sıradanlaştırdığını ortaya koymuştur. “Kitleleri kontrol altında tutan şeyin din ve otoriteye saygı olduğuna inanıldığından, çok fazla eğitim ve bilginin, istikrarsızlığın artmasına katkı sağlayacağı düşünülmüştür.”(s.62).

Aydınlanma, dolayısıyla bilgi tehlikeli görülmektedir. Aydınlanma rasyonalitesinin, insanlık tarihinin en yıkıcı olaylarının bazılarından sorumlu olduğunu iddia eden etkili bir düşünce birikimi vardır. Bir görüşe göre, Yahudilerin yok edilmesi “toplumun rasyonel bir şekilde yönetilmesine yönelik bir uygulamaydı”(s.65).

Günümüzde bilginin, hakikatin peşinden gitmek önemli değildir. Bilginin içeriği de önemli değildir. Önemli olan ne işe yaradığıdır. İşe yarayacaksa, çıkara uygunsa onu hap gibi yutmaktır. İçeriğini, doğruluğunu sorgulamaya, kökenine inmeye, analize gerek yoktur. Gerçek bilgiye, hakikate ulaşmak, düşünmeye kafa yormak gereksizdir. “Joshua Reynolds’ın da belirttiği gibi “İnsanoğlunun, düşünme işinden kaçınmak için başvurmayacağı yol yoktur”(Cialdini: 2021i s.97). Ferudi’ye göre pragmatizm, dar alandaki uzmanlaşmayı takıntı haline getirmek suretiyle, entelektüel enerjinin halkın hayatına önemli bir etkide bulunmasını engellemektedir(s.79).

Pragmatizm, seviyesizleşmeye yol açmaktadır. Yazar konuyu üçüncü bölümde “Seviyesizleşme” başlığıyla ele almaktadır. Gerek siyasi tartışmalar gerek ilmi tartışmalar artık derinlikten yoksundur. “Siyasilerin konuşmalarını hazırlayan profesyoneller, halkı aklı kolayca çelinebilecek bir kitle addetmektedir ve siyasi tartışmalar da hiç şaşırtıcı olmayacak biçimde yüzeysel, kısa süreli ve düşünceden yoksun olma eğilimi göstermektedir(s.82).

Bugünkü kültürel seçkinlerin halk hakkında gerçekten ne düşündüğü en canlı biçimde yüksek öğrenim, kültür ve katılım politikalarının diğer hedeflerine yönelik tutumlarında görülür. Bunu da yazar dördüncü bölümde, “Toplum Mühendisliği” başlığıyla detaylandırmıştır.

Bilgiye erişim kolaylaştırılmıştır. Örneğin üniversitelerde makale yazdırmaya yönelik eleştirileri buna örnek verebiliriz. Örneğin Eğitim Profesörü Richard Winter’ın, “parçalı çalışma” denilen metin ödevlerini öğrencilerin kendilerini rahat ve özgüvenli hissedebilecekleri küçük ölçekli çalışmalar olarak görerek yeğlemesi(s.104).

Ayrıca Ferudi, piyasadan çok toplum mühendisliğinin dayatmalarının, bugün entelektüel ve kültürel üretimin bütünlüğü önündeki en büyük tehdit olduğunu düşünmektedir(s.123).

Beşinci bölüm “Pohpolanma Kültürü”nde insanların kendilerini iyi hissetmelerini sağlamak için insanları onaylayan psikolojik sürece vurgu yapar. “Okul idaresi kendini öğrencinin hiçbir şekilde başarısızlık göstermemesini, her şekilde kabul görmesini ve yüksek özsaygıya kavuşmasını teminat altına almak zorundadır”(s.132).

Ayrıca sıradanlık kutsanmaktadır. Niteliğin yerini nicelik almıştır. Herkesin anlamayacağı yüksek, nitelikli bir eser ve o eserin yazarı methedilmez de en çok okunan çok da nitelikli olmayan bir eser ve yazarı methedilir. Yine bu bölümde de “seviyesizleşme”nin yansımasını görmekteyiz.

“İnsanlara Çocuk Muamelesi Yapmak” başlıklı altıncı bölümde yazar, çocuklaştırılmış kültürü ortaya koymaktadır. Örneğin duayen habercilerden David Brinkley, 2003 yazındaki ölümünün hemen öncesinde, televizyonculuğun hayatının tamamı olduğunu söyledikten sonra “Televizyon haberleri son derece saçma bir hal almış, basitleşmiş ve bir eğlence programından farksız duruma geldi” demiştir(s.149-150).

Peki entelektüel ne yapmalı? Altınca bölümde yazarın bu soruya cevap verdiği anlaşılıyor. Bu noktada yazarın şu tespiti oldukça çarpıcı. “Üniversitenin içinde ve dışındaki entelektüellerle onların kültür ve sanat dünyasındaki meslektaşları, eğer şu anki kurumsal baskıların çalışmalarını ele geçirmesine fırsat verirlerse, kendilerini olup bitenle ilgisiz kılacakları acı gerçeğiyle yüzleşmek zorundadırlar. Bazılarımız aktif bir şekilde kültürel pohpohlanma siyasetini içselleştirirken, bir kısmımız da kurumsal taleplere boyun eğerek kolay bir hayatın peşinde olmuşuzdur. Entelektüellerin, geçmiş zamanlarda seleflerinin uğruna savaştığı özerkliği geri almak suretiyle kendilerini de yeniden inşa etmeleri gerekmektedir. Bu tür bir özerkliği elde etmenin en iyi yolu halkın ciddiye alınma arzusuna kulak vermek ve bu arzuyu beslemektir. Kültürün çocuksulaştırıldığı bir zamanda, hümanist bir entelektüelin en temel görevi insanlara yetişkin gibi muamele etmek haline gelmiştir”(s.168).

Sonsözde “Eleştirmenlere Cevabım” yer almakta. Burada ek olarak geleneksel otoriteye itaatin yerini yeni otoritelere boyun eğmek olduğunu vurgulamış. Sağlık alanından da çarpıcı bir örnek sunmuş. “Doktorların tıbbi emirlerine uyma oranlarındaki düşüş, aktarların, Yeni Nesil şifacıların, osteopatların ve doktorların yarım bıraktıklarını tamamlayan terapistlerin otoritesinin artışıyla paraleldir”(s.188). Bir hastalıktan mustarip olanlar kanserden çok çekmiş uzmanlara dönüştürülürler. Yazarın verdiği örneğe benzer bir örneği Ray Moynihan ve Alan Cassals’ın “Satılık Hastalıklar” kitabının 4. Bölümünde okumuştum.

Sonuç olarak yazarın da belirttiği gibi bu yeni “Guru”, geçmişin mirasının altını oyma konusunda iyidirler, fakat otoriteye alternatif yaratma konusunda maharetli oldukları söylenemez. En esaslı başarıları alışıldık otorite biçimlerini sorgulamaya açmak ve kültür ve fikir hayatımızın seviyesini düşürmektir. Önerileri ilerleme değil, entelektüel ve kültürel kalp yetmezliğidir.

YARALANILAN KAYNAKLAR

Cialdini, B.R., İknanın Psikolojisi:Teori ve Pratik Bir Arada, MediaCat, 2021, İstanbul

MoynihanR. & Cassels,A., Satılık Hastalıklar. Hayykitap Acil Serisi, 2020, İstanbul

9 Nisan 2022 Cumartesi

ZOMBİ İSTİLASI GERÇEKLEŞEBİLİR Mİ?

 ZOMBİ İSTİLASI GERÇEKLEŞEBİLİR Mİ?

Rabies Virus(Kuduz) Mutasyon geçirebilir. Atlanta’daki Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) insanlığın büyük depremler, seller, kasırgalar gibi felaketlere hazırlıklı olmasını, bunun için gerekli çalışmaları yaptığını belirtirken olası bir zombi istilasına da hazır olduklarını resmi sitesinde duyurduğunda, insanlar, önce bunun bir şaka olduğunu düşündüCDC’in internet sitesinde yönetici Ali. Khan imzası ile yayınlanan yazı, her tür felakete hatta zombi istilasını bile hazırlıklı olmalıyız başlıklı bir yazı yayınlandığında, CDC’in internet bloğu adeta kilitlendi.

Bilim insanları için fazlasıyla ütopik olan bu yazı gösterdi ki, insanlar bu konuya oldukça meraklı. Özellikle gençler arasında son derece çekiciliğe sahip, onları mıknatıs gibi çeken bir fenomen. A. Khan esasen, yaklaşan kasırgalara dikkat çekmek amacıyla yazdığı bu yazıda, olası felaketleri ve felaket sonrası nasıl hayatta kalınacağına dair takip edilmesi gereken yolları kamuoyuna anlatmak istemişti.

Anlaşılıyor ki, televizyon dizilerinden sinema filmlerine kadar hemen her yerde karşımıza çıkan, pop kültürünün dehşet verici karakterleri, normal vatandaşlarla beraber konusunda otoriter bilim insanlarının da ilgisini çekmeyi başarıyor, yapılan bilimsel çalışmalarda ilham verici olabiliyor. Bu bilim insanlarından biri de hiç şüphesiz Harvard Üniversitesinden Dr. Steven Schlozman. Öyle ki, Dr. Schlozman, zombileri, yaşadığımız gerçek dünyada sağlık sorunlarına ve olası felaketlerle baş etme yollarına dair bir motivasyon olarak görüp, bunu kullanmasını biliyor. Dr. Schlozman, derslerine giren tıp öğrencileriyle, zombiler hakkında konuşuyor ve böyle bir felaketin hangi virüslerin mutasyon geçirmesi sebebiyle oluşabileceği hakkında tartışmalar başlatıyor. Bu tartışmalar genel itibariyle: tedavisi henüz olmayan bir hastalığa yakalanan insanların ne yapması gerektiği, zombi ve sağlıklı insan beyni arasında olan belirgin farkların neler olduğu, küresel salgın ve felaketlerin, insanoğlunda yarattığı kargaşa ve korku ortamından nasıl kurtulacağı ile alakalı oluyor.

Dr. Steven Schlozman’a, CNN tarafından takılan lakap, ‘Doktor Zombi.‘ Hatta ekranda kendisiyle yapılan söyleşide Dr Schlozman’a zombi uzmanı diye hitap ediliyor. Dr. Steven Schlozman, kesinlikle, insanların çatlak profesör diye düşünebileceği biri değil. Kendisi Harvard Tıp Okulu Psikiyatri Bölümü’nde doçent ve yönetici, Massachusetts Genel Hastanesi ve McLean Hastanesi’nde Psikiyatri Bölümü Yöneticisi. Kısaca Dr. Steven Schlozman, son derece ciddi bir bilim insanı. Böyle ciddi ve konusunda otorite olan bir bilim insanı ciddi ciddi zombilerden bahsedince, insanların konuya olan ilgisi ve elbette endişesi bir kat daha artıyor.
Dr. Steven Schlozman zombilerle o kadar ilgilenmiş ki, bu ilgi onu, ‘ Zombi Otopsileri’ adlı bir tıbbi- bilim kurgu roman yazmaya kadar götürmüş. Roman: kıyamet senaryosu yazarken bu senaryo aslında desteğini havadan yayılan bir virüsten alıyor. Bu öyle bir virüs ki, soluyan herkesi etkileyebilecek güçte, insanları kısa zamanda zombiye çevirecek kadar güçlü bir virüs. Doktor Schlozman kendisiyle yapılan röportajda, konuya halen fantezi olarak bakan, bunu kesinlikle bilimsel bir görüş olarak kabul etmeyenlere adeta tokat niteliğinde cevaplar veriyor. Bu romanının sadece eğlenceli vakit geçirmek için mi yazıldığını soran muhabire verdiği cevap ilginç:

”Bu kurgusal roman iddia ediyorum ki bilim öğrenmenize büyük katkı sağlayacak. Roman yazarken aslında bu temel amacımdı. Elbette ki romanım bir kurgu fakat mantıklı kurgular her zaman gerçeklerin etrafında dolaşır. Kitabın kahramanının vazgeçmeyen yapısıyla insanoğlunun zorluklar karşısında gerçekten özel varlıklar olabileceğini söylemek istiyorum. Bununla beraber insanların korku ve salgınlar karşısında verdiği tepkileri de yazdım. Romanımda bu virüsün basit bir hapşırıkla geçtiğini yazdım. Kötü niyetli insanların elinde bu virüs o kadar hızlı yayılabilir ki inanamazsınız. Kötü niyetli gen mühendisleri için böyle bir virüs yaratabilmek hiç de zor değil. Unutmayalım ki, Deli dana hastalığının yaratıcısı olan prion yani ölümcül beyin hasarı yaratan proteinler gerçektir ve benim romanımda bunlar havada yayılıyor ve insanlar bunu soluyor. Bahsettiğim öyle bir enfeksiyon ki, ilk önce beynimizde duygusal hareketleri kontrol eden amigdalayı kemiriyor. Hemen arkasından beyinde doyma hissini veren ventromedial hipotalamus bölgesini tahrif ediyor. Problem çözme yeteneği olan beynin ön loblarını afiyetle yiyor.”

Dr. Steven Schlozman’a, virüsle bulaşan zombiliğin esasında yaşadığımız gerçek dünyada salgın hastalıkları temsil edip etmediği sorulduğunda, Doktor yine ilginç cevaplar veriyor.
”ANSD enfeksiyonu – Zombiizm yani beynini artık doğru düzgün kullanamayan insanın virüsü başkalarına yayma ve bu şekilde çoğalma eylemini romanımda anlatıyorum. Bu öyle bir salgın ki beyni hasarlı yaratıklar kompleks kararlar veremiyor. Alınan beyin hasarları sebebiyle düzgün bir şekilde yürüyemiyor. Pek zeki oldukları söylenemez.

Yaşadığımız dünyada, Kuduz veya Deli dana hastalığında görülen bir çok semptom var. Gözlem yapmak doktorluk mesleğini seçen bir kişi için yapılması ve alışkanlık haline getirilmesi gereken en önemli yöntemdir. Bu açıdan bakarsak zombiler tıp dünyası için mükemmel bir materyal. Mesela öğrencilerime sorarım. Zombiler neden hep aç? Onları patolojik açıdan sürekli aç olmalarını ya da aç hissetmelerinin sebepleri neler olabilir? Bu soru insanlar için de sorulabilir. İnsan beyninde açlık veya tokluk hissi veren bölge neresidir? Bu bölgelerin tespiti ve varsa eğer hasar tespiti yapabiliriz. Yaşayan ölü ne demektir mesela? Ölümü tanımlayan gerçekler nelerdir? Tıbben ölü olan bir canlının kalbi atar mı? Atarsa bunu sağlayan etkenler nelerdir? Görüyorsunuz zombiler bizlere birçok soru sordurabilir ve bu sorular gerçek hayatta bir çok hastalığın hatta salgının önüne geçmemize yardımcı olabilir.”

Peki neden zombiler?

Onları diğer korkunç yaratıklardan farklı kılan nedir diye sorulduğunda; Doktor Schlozman cevabı şu oluyor: Her film aslında alt metninde sosyolojik, politik ve dini mesajlar barındırır. Mesela vampir filmlerinde, herkes gündüzleri dışarıda dolaşırken, bir vampirin tam tersi gündüzleri içeride ancak geceleri dışarıda olmasını, dışlanmışlık hissini ve azınlık olmayı anlarız. Kurt adam filmlerindeki alt metin ise kendi öfkemizle mücadele etmekte gösterdiğimiz mücadeledir. Fakat zombiler çok farklı. Zombiler saldıracağı kişiyi rastgele seçer. Rastgele şiddet. Evet. Bugün toplumlarda görülen ve artık korkutucu olan rastgele şiddet. Alt metnin ana fikri bu.”

Yazımıza böyle renkli ama bir o kadar da gerçeklerle yolları kesişen bir giriş yaptıktan sonra, önümüze çıkan ve konuyla oldukça alakalı başka bir yola daha girebiliriz. Zombi istilasının herkesçe bilinen Kuduz mikrobunun mutasyona uğrayarak insanlığı etkileyecek bir salgın olabileceği yönünde bir makale yayınlayan National Geographic bu yolda bize rehberlik edecek.
Bilindiği üzere Rabies Virus: Kuduz virüsü zoonoz yani hayvanlardan insanlara geçen, merkezi sinir sistemini geri dönülmez bir biçimde tahrip eden bulaşıcı ve ölümcül bir hastalıktır. Kuduz, hastalıklı hayvanların salyalarında bulunur. Hastalarda saldırgan eğilimler gözlemlenir. Tedbir alınmazsa öldürücüdür. Kurtarılanlar çok azdır. Hastalar kurtulsa bile yürüme ve konuşma faaliyetleri büyük hasar almıştır. Yani hasta yürümekte zorlanmakta ve konuşamamaktadır. Bu veriler sizlere tandık geldi mi?
Miami Miller Tıp fakültesinde, virüs bilimi üzerine çalışan Samita Andreansky, Grip virüsü ve kuduz virüsü kombine oldukları takdirde havada solunması suretiyle bir zombi kıyameti yaşanabilir diyor.

KUDUZ VİRÜSÜ MUTASYONA UĞRAYABİLİR Mİ?

Zombi filmlerinin aksine, kişi enfekte olur olmaz zombi olmaz. Belirtiler on yıl ile bir yıl içerisinde kendini gösterebilir. Virüs vücutta kuluçka dönemine girer. İlk semptomlar: anksiyete, akıl bulanıklığı, halüsinasyon, kısmi felçlerdir. Bilim insanları ekliyor ve diyorlar ki:

”Eğer kuduz virüsü mutasyona uğrar ve birden fazla değişimler deneyimlerse, kuluçka dönemi fark edilir şekilde azalabilir. Birçok virüs, oldukça yüksek mutasyon ve buna bağlı büyük değişimler geçirirler. Bunu bulundukları ortamı savunabilmek ve orada ikamelerini güçlendirilmek maksadıyla yaparlar. Bir anlamda virüslerde tıpkı diğer canlılar gibi hayatta kalmaya çalışır ve şartlara kendilerini savunarak uyum gösterir.”
”Bugün hiçbir virüs, ilk görüldüğü şekliyle var olmaya devam etmemiştir. Yaşama tutunmak için sürekli değişimler geçirmiş ve daha güçlü olmuştur. Eğer kuduz virüsü kendisini yeterince ve hızla değiştirebilir, gerekli mutasyonları geçirebilirse, bulaşıcılığı bir saatten fazla sürmez.

Filmlerde görülen zombi salgınını, kuduz virüsü tetiklerse, bu salgın çok daha fazla bulaşıcı olacaktır.
İnsanlarda görülen kuduz vakaları genelde kuduz mikrobu taşıyan bir köpek tarafından ısırılarak oluşur. Kuduzun bulaşması orada durur. Ama havaya karışabilen, mutasyon geçirmiş bir kuduz mikrobun yayılması düşünülenden çok daha hızlı olur.”

ZOMBİ İSTİLASINA MATEMATİKSEL BİR BAKIŞ

Tıp ve biyoloji ilmi kadar matematik alanında popülerliğini sürdüren zombi konusu, Ottawa Üniversitesi’nden Avustralyalı matematikçi Robert Smith’in de ilgisini çekiyor. Robert Smith, gerçek hastalıklar ve zombi faktörünü bir araya getirerek matematiksel formül ve modelleri sentezliyor.
Bu hesaplamalar rahatsız edici bir sonuç koyuyor ortaya: Tek bir zombi, 500 ya da 600 bin kişinin yaşadığı bir kente girebilirse eğer, bir hafta hatta bir haftadan daha kısa bir sürede, o kentte yaşayan herkesin sadece iki şansı! Olur. Ya hepsi ölür. Ya da hepsi birer zombiye dönüşür!
Robert Smith, olası bir zombie kıyameti esnasında, insanlığın kurtulabilmesinin çok zor olduğunu söylüyor ve onlardan kurtulmanın tek yolunun, herkesin bir araya gelerek ortak stratejik bir saldırı olduğunu düşündüğünü, çünkü zombilerin aşırı derecede hızla yayılabildiğini, bu hızla hazırlıksız olan insanları kolayca avlayabileceklerini iddia ediyor.

ZOMBİ ARAŞTIRMA TOPLULUĞU

(Zombie Research Society)
Dr. Schlozman’ın da yer aldığı kurulda, doktorlar, bilim insanları ve yazarlar da bulunmakta. Bu gurup belli zamanlarda bir araya geliyor. Kurulun en medyatik ismi. ”Yaşayan Ölülerin Gecesi” filmiyle 1968 senesinde ünlenen George. A. Romero! Onu takip edenler arasında, California Üniversitesinden sinir bilimci Bradley Voytek, yine bir sinir bilimci olan Pittsburgh’taki ‘Center for the Neural Basis of Cognition’da çalışan Dr. Timothy Verstynen, Alaska Üniversitesi’nde sinirbilim ana dalında biyoloji doçenti ve Nöroanatomi uzmanı Mike Harris, Chicago Columbia College’da medya dersleri veren doçent Brendan Riley, Iona College’da din bilim doçenti Kim Paffenroth sayılabilir.
Bu bilim insanı ve teologların çalışmalarını da, konu hakkında olan uzmanlık ve ciddiyetlerini görebilmek adına çok kısaca yazalım.
Bradley Voytek: Beyni hasar görmüş insanlarla yaptığı çalışmalar sayesinde olası zombi beyninin anatomisi teorini hazırlandı ve onu kabul ettirdi. Dr. Timothy Verstynen, beyin görüntüleme, sinir ağı uzmanlığı, Mike Harris, Nöroanatomi uzmanı. Zombilerin psikolojisi üzerine çalışıyor. Brendan Riley
Zombi tarihi ve zombi teorisi uzmanı. Kim Paffenroth,bir teolog, olaylara daha çok ilahiyat açısından bakıyor üstelik, 2006’da Bram Stoker Ödülü kazanan ‘Gospel of the Living Dead’ adlı eserin ve daha bir çok zombi temalı kitabın yazarı.

İlahiyat demişken, manevi güçlere inanan ve o güçlerle ritüeller düzenleyen Voodoo rahiplerini de unutmamakta fayda var. Ölüleri diriltip, onları bir köle olarak kullanan bazı kötü niyetli Vooducular, birçok filme ve kitaba ilham vermiştir. Bu açıdan bakarsak, Voodoo ayinleri de aslında zombi kültürünün çok eski bilgilere dayandığını göstermekle bizlere bir şey mi söylemek istiyor?

Bulaşıcı ya da ölümcül bir hastalığın mutasyona uğrayarak zombiler yarattığı temasıyla birkaç film örneği vererek yazımıza son verirken, olası bir zombi istilasında neler yapılması gerektiği ile ilgili birkaç küçük araştırmanın bizler için hiçte fena olmayacağını hatta hayat kurtarabileceğini de sözlerimize ekliyoruz.

Filmler: World War Z, Resident evil, Walking dead, Rec, 28 hafta sonra, I am a legend, Zombi expresi,


Yazar:Arzu Gökyolcu

https://www.bilgiustam.com/zombi-istilasi-gerceklesebilir-mi/                                                                                                                           

7 Nisan 2022 Perşembe

30 dakikada sonuç veren yerli ve milli Kovid-19 tanı kiti!.

30 dakikada sonuç veren yerli ve milli Kovid-19 tanı kiti!.

Türkiye Sağlık Enstitüleri (TÜSEB) Başkanı Prof. Dr. Erhan Akdoğan, milli imkanlarla geliştirilen, duyarlılık, tüm cihazlarda çalışma ve farklı varyantların tamamında tanı yapabilme özellikleri bulunan yerli Kovid-19 tanı kiti "TÜSEB DiaKit"in, 11 Nisan Pazartesi gününden itibaren kullanıma sunulacağını bildirdi. Akdoğan, "Kitimizin diğer kitlere göre duyarlılık, tüm cihazlarda çalışabilme ve farklı varyantların tamamında tanı yapabilme gibi bazı özellikleri var. Bu noktalarda sahadaki bazı kitlerden ayrılıyor" ifadelerini kullandı.

TÜSEB, Kovid-19 aşısı TURKOVAC'ın ardından bu hastalığın tanısında kullanılacak kiti de yerli sağlık endüstrisine kazandırıyor..

https://www.ahaber.com.tr/galeri/yasam/30-dakikada-sonuc-veren-yerli-ve-milli-kovid-19-tani-kiti

5 Nisan 2022 Salı

Tohumlarda Dormansi ve Aşamaları


                        Tohumlarda Dormansi ve Aşamaları

Tohumlar oluştukları ve dağıldıkları anda çimlenmez, uygun koşullar oluşana kadar beklerler. Böylece uyku hali ya da dormansi gerçekleşir ve tohum aylarca hatta yıllarca bu halde canlı kalabilir. Tohum dormansisi, sıcaklık, su, ışık, gaz, tohum kabuğu ve diğer mekanik kısıtlamalar dahil olmak üzere çimlenme için uygun olan çevresel koşullarda bile tohumların çimlenmesinin engellendiği durum veya koşul olarak da tanımlanabilir. Bu durumun temel nedeni, çimlenebilmeleri için bir süre dinlenmeye ihtiyaç duymalarıdır. Dormansi mekanizması, türler arasında farklılık gösterebilir, iklimlerin ve habitatların çeşitliliğine bağlıdır.

Devamı: https://www.bilgiustam.com/tohumlarda-dormansi-asamalari-turleri-ve-onemi/

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM Çalışmalarımı takip edebileceğiniz, okuyabileceğiniz linkler(Sıra...