NİL GÜREL

30 Ekim 2022 Pazar

SİMİDİN TARİHÇESİ VE ŞEHİRLERE GÖRE SİMİT TÜRLERİ

Simitin tarihi tahmini 600 yıl öncesine dayanmaktadır. Eğer simitin dünyanın başka neresinde olduğunu merak ediyorsanız, başka bir ülkede olmadığını görürsünüz.

Simitin Osmanlıdaki serüveni 14.yüzyıla kadar dayanmaktadır. Bu yüzyıllarda sultan sofralarında, saray mutfağında da yerini almayı başarmıştır. Aslında simit bir bakıma saraylı idi.
Hekim Bereket Türkçe el yazması tıp kitabı olan Tufet-i Mubariz adlı eserinin son kısmında Tabiat Name bölümünde yemek çeşitlerinden ve hamur işlerinden bahsederken simitten de bahsetmektedir.
Yeniçerilerin bir kolu olan “Sekban Sınıfı”na ait fırınlarda çalışmak üzere işe başlayanlara simitçi denmekte, saray fırınında “Simitçi Ustası” adı ile çalıştırılan ustalar bulunmakta idi. Görüldüğü üzere yeniçeriler simidi bolca tüketmişlerdir.
Evliya Çelebinin seyahatnamesinden İstanbul’da simitçilerin 70 fırında, toplam 300 nefer olarak çalıştığını, bunlardan kimisinin de bağlı olduğu fırınların çırakları olarak fırın hesabına çalıştıklarını öğreniyoruz.
Ancak, simitçilerin “Simitçiler, Ekmekçi ve Börekçiler” adıyla dernek kurmaları, 10 Haziran 1910 tarihinde gerçekleşiyor.
XIV. Yüzyılda Osmanlıda simit çeşitli vesilelerle karşımıza çıkıyor. Örneğin Avrupalı ressamlar eserlerinde simit ve simitçilere sıkça yer vermişlerdir. Bunlardan en ünlüsü İtalyan ressam Giovanni Birindesi’dir.
Abdül Mecit devri İstanbul’unu anlatan gravürlerinin pek çoğunda simitçiler bulunmaktadır. Diğer bir ressam ise yağlıboya “Simit Satıcısı” tablosunu da resmeden Warwick Goble’dır.
Simit’in hayatımızdaki yeri sadece II. Dünya Savaşı yıllarında bir süreliğine boş kalmıştır.
II. Dünya Savaşı yıllarında unun az olması nedeni ile bir süre simit yapımı yasaklanmıştır. Çok fazla uzun sürmeyen bu yasaktan sonra un üretiminin normal düzeye çıkması ile yapımı tekrar serbest bırakılmıştır.
II. Dünya Savaşı sonrası satışında farklı yöntemler denenmiş, poşet içerisinde ve farklı şekillerde satılmaya çalışılsa da lezzetinin bozulduğunun görülmesi üzerine tezgâhta simit satışına tekrar dönülmüştür.
Türkiye dışında hiçbir ülkede üretilmeyen simit asıl olarak susam, un, maya ve pekmezden oluşur.

Peki sizin unutamadığınız simit tadı hangi şehirde?




25 Ekim 2022 Salı

 "Hazine, eziyet çekene gözükür" 

                               MEVLANA

17 Ekim 2022 Pazartesi

HİKİKOMORİ NEDİR?


Hikikomori Japonca'da "elini ayağını çekmek", "geri çekilmek" anlamına geliyor. Hikikomori'de kişi müzik dinlemek, internette dolaşmak, uyumak dışında bir işle uğraşmıyor. Hikikomori'de gençler de hayattan el ayak çekip odalarına kapanarak zamanlarının çoğunu bilgisayar başında geçiriyorlar.

Japonya’da sayıları 300 bini aşan genci etkisi altına alan "Hikikomori" hastalığıyla bir kayıp kuşak yetişiyor. Japon psikiyatristlerin üzerinde çalıştığı hastalığın kelime anlamı "Elini ayağını çekmek." Bu gençler de hayattan el ayak çekip odalarına kapanarak zamanlarının çoğunu bilgisayar başında geçiriyorlar.

Hikikomori yani sosyal çekilme hastalığında kişiler yemeklerini burada yiyip uyuyor, hatta tuvalet ihtiyaçlarını bile odalarında gideriyorlar. Uzmanlara göre, Hikikomori’nin Türk gençlerini de tehdit etmeye başladı.

Hikikomori hastalığına ailelerin çok dikkat etmesi gerekiyor. Uzmanlar, odalarından çıkmayan, sürekli bilgisayar oyunları oynayan bu gençlerin antisosyalleştiğini kimseyle konuşmadığını belirterek, ciddi anlamda tedaviye gereksinimleri olduğuna dikkat çekti. Hikikomorinin hastalık olduğunun fark edilmiyor.

HİKİKOMORİ BELİRTİLERİ

- Evden dışarı çıkmamak
- Kimseyle konuşmak istememek
- Kimseyle konuşmamak
- Odadan dışarı çıkmak istememek
- Sosyal hayattan kopmak
- Arkadaşlıklardan kopma, arkadaşlıkları bitirme
- Aşırı stres
- Sinirlilik
- Psikolojik bozukluklar
- Saldırganlık
- Uykusuzluk
- Bilgisayar başında yemek yiyip içme
- İnsanlardan kaçmak
- Bağırarak cevap verme
- Depresyon

Ayrıntılar:

https://www.e-psikiyatri.com/hikikomori-nedir

13 Ekim 2022 Perşembe

Eğer akvaryumdaki su hasta ise, içindeki balıklar da eninde sonunda hasta olurlar.

— Doğan Cüceloğlu

2 Ekim 2022 Pazar

         DAYANIKLILIĞIN BİLEŞENLERİ

Bazı insanlar vardır ki ne zorluklarla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar yıkılmazlar. Örneğin işten çıkarılan biri kendine güvenini kaybeder ya da boşanan biri depresyona girer. Hayat badireleri atlatan çevremizdeki çoğu kişi yıllarca toparlanamaz. Ama kimi insanlar da var ki ne baskılara maruz kalıyor yara alıyor ama yarası çabucak kapanıp güçlü bir şekilde hayata dönüyor. Bu insanları diğer insanlardan farklı kılan unsur dayanıklılıktır.

Günümüzde çoğu firmanın işe alımda aradıkları niteliklerin içerisinde en önemli özelliklerden birinin de “dayanıklık” olduğu görülmekte. Peki “dayanıklılığı ne oluşturuyor?”. Bu konuda pek çok teori var. Yahudi Soykırımının kurbanlarını inceleyen, Boston Psikanaliz Derneği ve Enstitüsünün eski başkanlarından Maurce Vanderpol, toplama kamplarında hayatta kalmayı başaran insanların birçoğunun “plastik kalkan” diye adlandırdığı bir şeye sahip olduklarını bulmuş. Bu kalkan birkaç faktörden oluşuyor ve bunlardan biri de mizah duygusu. Diğer yardımcı çekirdek özellikler ise diğer insanlara bağlanma yeteneği ve sağ kalmayı başaranları istismarcı kişilerin müdahalelerinden koruyan içsel bir mekana sahip olma.

Dayanıklılık ile ilgili ilk teoriler, özelliğin genetik rolüne vurgu yapmaktaydı. Fakat son yapılan çalışmalar dayanıklılıkta genetik rolünü yadsımamakla birlikte özelliğin öğrenilebilir bir özellik, diğer bir deyişle bir edinim olduğunu ortaya koymuştur.

Peki dayanıklılık sahibi insanların özellikleri nelerdir? Bu özellikler:

  1. Gerçekliği kabullenme kararlılığı

2. Yaşamın anlamlı olduğuna dair çoğu zaman sağlam değerlere dayalı derin bir inanç

3. Gizemli bir doğaçlama yeteneği.

Bu özellikler detaylandırılacak olursa ilk özelliğe göre dayanıklı insanlar gerçeği kabullenirler ve realist bakarlar. Burada iyimserlik yok olmaz. Sadece “olan oldu şimdi ne yapılabilir?” düşüncesindedirler. Güç toplayıp ayakta kalmaya çalışırlar. İkinci özelliğe göre ise dayanıklı insanlar, başlarına gelenleri kendileri ve başkaları için anlamlandırabilmek amacıyla bazı kurgular geliştirirler. Örneğin; “İnsanın Anlam Arayışı” kitabında Frankl, kampta anlam terapisini nasıl geliştirdiğini anlatır. Hayatta kalmak için kendisine bir amaç edinmesi gerektiğini fark etmiştir. Bunu da, savaştan sonra, neler yaşadığını başkalarına anlatmak amacıyla toplama kampının psikolojisi üzerine konferanslar verdiğini hayal ederek başarır. Sağ kalacağından emin olmamakla birlikte, kendisi için birtakım somut hedefler koyar. Dayanıklılığın üçüncü tuğlası ise elde ne varsa onunla bir şeyler yapma yeteneğidir. Psikologlar bu beceriyi, Fransız antropolog Claude Levi-Strauss’tan esinlenerek “birkolaj” olarak nitelendiriyorlar. Bunu Diane L.Coutu’nun deyimiyle “ayinleştirilmiş yaratıcılık” olarak ifade edebiliriz. Krizle karşılaşmış olan bir şirketin pes etmeyip krizi nasıl fırsata dönüştüreceğine yoğunlaşması elindekilerle neler yapacağına odaklanması ve iyileşmeyi gerçekleştirmesi buna güzel bir örnektir.

Sonuç olarak dayanıklı insanlar ve şirketler gerçeklikle yüzleşirler ve bunu büyük bir kararlılıkla yaparlar. Asla çaresizlik içerisinde yüzüp kurban psikolojisine girmezler. “Bu herkesin başına gelebilir ama bundan sonra önemli olan atılacak adımlardır” diye düşünerek ileriye yürürler. Zorluklara anlam kazandırırlar ve yoktan çözüm üretirler. İşte bunu başarabilen insanlar ve şirketler başarıya ulaşırlar.

Kaynakça:

İnan M. (Çeviren), Kendinizi Yönetmek, Harvard Business Review: 10 Must Reads, Optimist Yayınları, İstanbul, 2020

Frankl E.Victor, İnsanın Anlam Arayışı, Okuyan US Yayın , İstanbul, 2021

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM Çalışmalarımı takip edebileceğiniz, okuyabileceğiniz linkler(Sıra...