NİL GÜREL

21 Aralık 2024 Cumartesi

Kartal “Bu Nedenle” Yüksekten Uçar…

Pes Etmeden İlerlemek: Doğadan İlham Alan Bir Yolculuk

Bir kartalı gagalamaya cesaret edebilen tek kuş kargadır…

Karga fırsatını yakaladığında kartalın üstüne oturur ve boynunu ısırır;

Ancak ilginç bir şekilde…

Karga ona rahatsızlık vermesine rağmen kartal hiç karşılık vermez; onunla savaşmaya tenezzül bile etmez.

Mevcut durumdan hemen kurtulmak için vaktini ve enerjisini boşa harcamaz.

Bunun yerine kartal kanadını açar ve göklere yükselir,

Yükselir,

Daha da yükselir…

Uçuş ne kadar yüksek olursa, karga için nefes almak o kadar zorlaşır…

Karga oksijen eksikliğinden bitap düşer ve kalan son enerjisini onun için artık dayanılmaz hale gelen koşullardan kurtulmak için kullanır.

Karganın verdiği rahatsızlığa takılmayan, onu kafaya takmadan yoluna devam eden kartal ise bu şekilde hedefinden sapmadan engeli saf dışı etmiş oluyor !!!

Hatta bu yaklaşım sadece küçük karga örneği ile sınırlı değil…

Kartal bu yöntemin işe yaradığını çok iyi öğrenmiş olmalı ki,

Kuşların tümü yağmur esnasında sığınacak bir yer bulurken, kartal ailesi bulutların üstüne çıkarak yağmurdan kurtulur…

Bu örneği pek tabii kendi hayatlarımıza da uygulayabiliriz…

Bir hedefe doğru ilerlerken engeller ve zorluklarla karşılaşmamız kaçınılmazdır.

Lakin pes etmek ya da önümüze çıkan şeye saplanmak yerine, ileriye doğru devam ettiğimizde diğer tüm gereksiz şeylerin kendiliğinden düşebileceğini akıldan çıkartmamak gerek!!!

Bu nedenle, koşullar ne olursa olsun bir kartal gibi daha yükseğe süzülmeye devam etmeli…

Amacımızdan şaşmadan ve anlık engellere saplanıp boşa zaman kaybetmeden onları aşacak çözümlere odaklanmalıyız!!!

Yürüdüğümüz manevi yollarda karga “ego”, kartal ise “Kutsal Ruh”olarak karşımıza çıkar.

Biz hangisini seçersek o olur, ona dönüşürüz…

Karga iken ille birilerine saldırır; bencil güdülerle hep haklı, daha iyi, daha başarılı, daha güzel olmaya çalışırız.

Kartalın ise böylesine ilkel güdüleri yoktur.

O savaşmaz, karşı çıkmaz, saldırmaz.

O sadece yükselir ve yükseldikçe karga ona ulaşamaz olur.

Zihinsel dönüşüm bir yandan bize karga ve kartal yanımızı gösterir; diğer yandan ise seçimimizi kartaldan yana yapmamızı sağlar.

Ve gün gelir karga oluşumuza güler geçeriz…

Yazar: Bengisu

Medium Türkiye Yayını

Link:

https://medium.com/turkiyem/kartal-bu-nedenle-y%C3%BCksekten-u%C3%A7ar-157d61d07afd

17 Aralık 2024 Salı

TÜYLER ÜRPERTİCİ TARİHİ BİR FOTOĞRAFIN BİZE SÖYLEDİKLERİ

Bir fotoğraf sadece o anın yansıması mıdır? Yoksa geçmişte kalan o anı şimdiye getirip geleceğe taşırken bize söyledikleri mi? Neler söylediğini duyabiliyor musunuz?

Science Alert bilim sitesinde bir haberde rastladığım tüyler ürpertici bir fotoğraf var ki bize çok şeyler anlatıyor. Fotoğraf, bizon imhasının en ünlü fotoğrafıdır. Bizon kafataslarından oluşan bir dağın ürkütücü görüntüsünü içeren fotoğraf 1892’de Rougeville’deki Michigan Carbon Works’un dışında çekilmiştir. Fotoğraf, 19.yüzyılda Kuzey Amerika’nın batısındaki bizonların yok edilmesini gösteren türlerin felaketle sonuçlanan kaybına dair önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bu fotoğrafla, bir fotoğrafın dönüşen yaşamın kaydını tutmaktan öteye geçebildiğini görebiliyoruz.


https://digitalcollections.detroitpubliclibrary.org/islandora/object/islandora%3A151477 (Burton Tarih Koleksiyonu, Detroit Halk Kütüphanesi)

Dünyaca tanınan Amerikalı yazar, eleştirmen, kuramcı ve insan hakları savunucusu Susan Sontag, fotoğraf aracılığıyla bilinen bir olayın fotoğraf sayesinde daha gerçek hale geldiğini belirtmiştir. Yani bir olayı yansıtan bir fotoğraf olmasaydı olay bu kadar gerçekçi hale gelmeyecektir. O yüzdendir ki imgeler aracılığıyla fotoğraf vasıtasıyla bize anlatılanları çözümlemek, fotoğrafı sosyo-politik bağlamında okumak yani görsel sosyolojik bir analiz yapmak, görsel iletişimi çözümlemek önem kazanmaktadır.

Barthes, duygusal etki yaratan fotoğraflar için “punctum” (vurucu), rasyonel ileti aktaran fotoğraflar için “studium”(konu üzerine çalışılmış-özenilmiş) kavramlarını kullanır. Aslında Barthes, görsel sosyoloji yapmaya niyetli sosyoloğa ya da görsel iletişimciye fotoğraf çekmenin veri kaydetmekten öte bir eylem olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca bazı fotoğrafların her iki etkiyi taşıdığı görülmektedir. Öyleyse bizim de tüyler ürpertici yani vurucu etki yapan bu fotoğrafın aynı zamanda taşıdığı sosyolojik anlamları da anlamamız gerekmektedir. O halde gelin bu fotoğrafın arka planını birlikte okuyalım.

1892’den kalma bu fotoğrafta devasa bir Amerikan bizonu yığını taşıyan iki adam görülüyor. Fotoğrafta adamın birinin dağ gibi bizon yığının üstünde diğerinin ise bizon yığınının altında olduğu görülmektedir. Peki bu kadar bizon nasıl yok oldu?

Başlangıçta sayıları 30–60 milyon olan bizon sayısı, ticari avcılık ve hükümetin Kızılderili yaşam tarzını yok etmeyi amaçlayan kampanyaları sonucu 1000’in altına düşmüştür. Batı’nın artan kolonileşmesi bizonların büyük ölçekli katliamına yol açmıştır. Silahlarıyla beyaz yerleşimci avcıların gelişi; deri ve kemiklere yönelik artan pazar talebi, öldürmeyi yoğunlaştırmıştır. Sürülerin çoğu 1850 ve 1870’lerin sonu arasında yok edilmiştir. Fotoğraf bu yıkımın muazzam ölçeğini gözler önüne sermektedir. Görüntünün çimenli ön planından çıkan insan yapımı bir dağ, kemik yığını manzaranın bir parçası gibi görünüyor. Görüntü, Kanadalı fotoğrafçı Edward Burtnysky’ın “inşa edilmiş manzaralar” olarak adlandırdığı durumun bir örneği olarak okunabilir. Bunu Barthes’in “studium”(konu üzerinde çalışılmış, özenilmiş) kavramıyla da ifade edebiliriz. Michigan'da bu yapay manzarayı oluşturmak için çayırdan toplanan bizon kafataslarıyla bizonların yok edilmesinin korkunç ölçeğini göstermek hedeflenmiştir. Fotoğraf bu hayvanın katledilişinin (bizon soykırımı olarak ifade edilebilir) simgesi haline gelmiştir. Ancak bu fotoğraf, insan kaynaklı yıkım ve kibrin bir simgesinden daha fazlasıdır. Görüntüyü birden fazla mercekle analiz etmek ve ilişkilerin tarihsel sürecine bakmak gerekir.

Kafatasları yığını bizon yaşamının bolluğunu da göstermektedir. Peki bizonların yok edilmesinden önce Prairies’teki (Kanada, ABD ve Meksika’nın iç ovaları olarak da anılan çayırlık, “preri” yani otlakların, bitkilerin, çalıların bileşimi olan toprak alanlar) yaşam nasıldı? Bizonlar ölmeden önce nasıl ilişkilere sahipti? Bu ilişkiler ağını doktora sonrası Araştırma Görevlisi Danielle Taschereau makalesinde; “insan bizon ilişkileri”, “çok türlü ilişkiler”, “sömürgeci kapitalist ilişkiler” bağlamında irdelemiştir.

İnsan bizon ilişkileri kısaca özetlenecek olursa yerli milletler ile bizon sürülerinin yakından bağlantılı oldukları bilinmektedir. Çok sayıdaki bizon sürüsü, Prairies’te büyük, politik ve sosyal olarak karmaşık toplulukların oluşumunu kolaylaştırarak yerli milletlerin hayatını şekillendirmiştir.

Pek çok yerli bilim insanı, Ova yerli halkı ile bizon sürüleri ya da bufalo olarak adlandırılanlar arasında yakın ilişkiler olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin Cree siyaset bilimci Keira Ladner, Blackfoot yerli halk topluluklarının hiyerarşik olmayan örgütlenmesini ve işbirlikçi karar alma uygulamalarını incelemiştir. Buna göre Ladner, topluluk uygulamalarının, hiçbir hayvanın tek başına egemen olmadığı zorlayıcı olmayan kolektifler olarak çalışan bizon sürüleri ile yakın ilişkilere dayandığı sonucuna ulaşmıştır.

2014 yılında vahşi bizonları tekrar doğaya kazandırmayı amaçlayan yerel halkın öncülük ettiği Bufalo Anlaşması’ndaki şu cümle çarpıcıdır:

“Bizonlar bizim bir parçamızdır, biz de kültürel, maddi ve manevi olarak bizonların bir parçasıyız.”

Cree bilgini ve film yapımcısı Tasha Hubbard ise, birçok Ova yerli halkından bizonların yok edilmesiyle ilgili hikayeleri belgelemiştir. Hubbard, bu yok oluşu “soykırım” olarak ifade etmektedir.

Karşılıklı ilişki merceğinden bakıldığında fotoğraf anlamın ötesine geçmektedir. Dakato akedemisyeni Kim Tallbear’ın de ifade ettiği gibi: “Yerli halk, insan olmayanların, insan hayatlarını derinden şekillendiren toplumsal ilişkilere giren etken varlıklar olduğunu asla unutmadılar.”

Kafatasları yığını yalnızca bir ekosistemin yıkılışının sembolü değildir aynı zamanda ilişkilerin kaybının da sembolüdür.

Çok türlü ilişkiler bağlamında ise Taschereau’nun ifade etmek istediği şey, bizonların ekosistemdeki diğer canlılarla olan ilişkileri ve ekosistemdeki rolüne ilişkindir.

Buna göre bizonlar, sadece devasa büyüklükte değil aynı zamanda Batı’da temel bir türdür. Yani ekosistem üzerinde kritik bir öneme sahiptirler. Bu türlerden biri ortadan kaybolursa, başka hiçbir tür onun ekolojik rolünü üstlenemez ve bunun sonucu tüm ekosistem değişir.

Fotoğraftaki kafatasları yalnızca bizonların kaybı değil, tüm bir ekosistemin bozulmasını ifade etmektedir. Öldürülen her bizon, toprağı diğer türler için misafirperver kılan otlatma, yuvarlanma ve göç etme uygulamalarının sonu anlamına gelmektedir.

Fotoğraf sömürgeci kapitalist ilişkiler bağlamında analiz edilecek olursa takım giysili iki adamın bizon kafatasları ile gururla poz verdikleri görülmektedir. Varlıkları insan-hayvan ilişkilerinin başka bir yönünü ifade etmektedir: meta veya pazar ilişkileri.

Burtynsky; “Çoğu insan çöp yığınının yanından geçerken orada bir hikaye görmez. Ama her zaman bir hikaye vardır; sadece bakıp görmek gerekir” diyor. Rougeville fotoğrafının tarihsel arka planını sosyo-politik ilişkiler bağlamında analiz ederek yaptığımız bu yolculuk, hepimize bizon kaybının ölçeğinin ne kadar dramatik olduğunu göstermektedir. Bu acı hikayeyle aslında kaybedilen en önemli şeyin de insanlık olduğu gözler önüne serilmiştir. Diğer yandan 2014 yılında imzalanan yerli halkların öncülük ettiği Bufalo Anlaşması bir umut ışığı olmaktadır. Böyle sağduyulu, duyarlı ve bilinçli insanların artması dileğiyle..

Yararlanılan Kaynaklar:

Gök, R.V. Bir Yöntembilim ve\veya Sosyoloji alanı Olarak Görsel Sosyoloji, Yedi: Sanat, Tasarım ve Bilim Dergisi, Kış 2016, Sayı 15, s.25–40

Toksoy, G., Fotoğraf Aslında Neyin Belgesi? Fotoğrafın Toplumsallığı ve Medya ve Gerçeklik Tartışmalarında Değişmeyen Rolü, Mediterranean Journal Humanities, 2019, 9(2), s. 491–505

https://www.sciencealert.com/chilling-historical-photo-captures-the-deadly-impact-of-humans

https://www.fikriyat.com/galeri/kultur-sanat/insanligin-tahribatinda-guzeli-gordugumuz-dunya-fotograflari/2

 Not: Makalem Medium Türkiye Yayını tarafından kabul edilip yayına alınmıştır.

Link:

https://mediumturkiye.com/t%C3%BCyler-%C3%BCrpeti%CC%87ci%CC%87-tari%CC%87hi%CC%87-bi%CC%87r-foto%C4%9Frafin-bi%CC%87ze-s%C3%B6yledi%CC%87kleri%CC%87-8086d7f6a46e

8 Aralık 2024 Pazar

                   Linkedin'de Dünya Elbasan'ın Paylaşımından

Mimar Sinan Selimiye Camii'nin kubbesini o genişliğe oturtmak için 13 bilinmeyenli bir denklemi matematiğin bilinen 4 ana işleminden farklı beşinci bir işlem oluşturarak çözmüştür. Ayrıca minarelerin şerefelerine çıkanların yolda birbirlerini görmemeleri ise büyük bir dehanin ürünüdür. Almanlar aynı sistemi meclislerinin önündeki dev kürede kullanmışlardır Mimar Sinan ise bu sistemi 2 metre çapındaki minarelere yüzyıllar önce monte edebilecek bir dehadır. Almanların dehası ise, o kopya metale Selimiye'den daha fazla turist çekebilmelerindedir.


Selimiye camisinin zemini gevşek topraktır bu nedenle minarelerinin yakın zamanda yıkılacağı düşünülmüş uluslararası bir grup mühendis toplanıp camiyi sağlama alma üzere incelemelerde bulunulmuş ve son olarak en son teknoloji olan metal kelepçelerle minarelerin temellerini sabitlemenin en iyi çözüm olduğuna karar vermişlerdir. Minarelerin temellerini açınca, koymayı düşündükleri kelepçelerin aynıları ile karşılaşmışlardır. Mimar Sinan yüzyıllar önce aynı şeyi düşünmüş, yapmış bir şahsiyettir.

Ayrıca 1950lerde bir grup Japon mühendis Türkiye'de mevcut tarihi eserleri incelemek için izin alır sıra Selimiye'ye geldiğinde ondan sonraki tüm incelemeleri iptal ederler ve kalan tüm zamanı bu camiye ayırırlar çünkü camii bambaşka, bilinmeyen sistemlere sahiptir. Uzun süre incelemelerin sonucunda caminin altında mevcut raylı sistemi keşfederler bu sistem sayesinde o zayıf toprakta yapı ayakta kalabiliyor ve herhangi bir sarsıntıda 5 derece dolaylarında esneyebiliyordu bu şekilde yapı en ufak zarar görmüyordu. Bu sistemi keşfeden Japonlar ülkelerine döndüklerinde aynı sistemi gökdelenlerde uygulamaya başlarlar ve gökdelenlerin güvenliği, sağlamlığı katbe kat arttırılmış olur. Sonuç olarak bugün tüm dünyada gökdelenlerde bu sistem uygulanmaktadır.

Türk mimari tarihine adını altın harflerle yazdırmış olan Mimar Sinan, Kayseri’nin Ağırnas Köyü’ndendir.

Mine Ölçer

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM Çalışmalarımı takip edebileceğiniz, okuyabileceğiniz linkler(Sıra...