NİL GÜREL

13 Ocak 2026 Salı

İKTİDARIN DANIŞMANI DEĞİL, VİCDANI OLMAK: ULUSLARARASI HUKUK, FELSEFE VE AKADEMİDE "CAM TAVAN"

Dr. Ayşe Yaşar ÜMÜTLÜ ile Adalet Arayışı ve Sylvia Plath Metaforu Üzerine Derin Bir Söyleşi

Akademisyen iktidarın danışmanı değil, vicdanı olmalıdır." ⚖️

Bugün, Bağımsız Akademisyen Dr. Ayşe Yaşar ÜMÜTLÜ hocamla gerçekleştirdiğimiz, zihin açıcı ve bir o kadar da sarsıcı söyleşiyi sizlerle paylaşıyorum.

Sadece hukuku değil; akademide kadın olmayı, "sessiz dışlanmayı", verilmeyen ünvanları ve buna rağmen üretmeye devam etmenin onurunu konuştuk. Ayşe Hoca, Sylvia Plath’in "incir ağacı" metaforuyla gençlere ve bizlere sesleniyor: Tek bir alana kapanmak güvenlik değil, büyük risktir. Potansiyellerinizi dalında çürütmeyin.


Akademik yolculuğunuz kamu yönetimi ve uluslararası ilişkilerden hukuk felsefesine kadar uzanıyor. Bu yönelimi belirleyen temel kırılma noktası neydi?

Bir kopuş ya da kırılmadan ziyade derinleşme süreciydi. Siyaset ve hukukun yalnızca uygulama alanları değil, aynı zamanda düşünsel iddialar taşıdığını fark ettiğim an, benim için gerçek bir başlangıçtı. Zihinsel bir devrimdi. Felsefe bana iktidarın ve hukukun hangi gerekçelerle meşrulaştırıldığını sorgulama imkânı sundu.

 

Hukuk gibi normatif bir alanda felsefeyle uğraşmak sizce neyi mümkün kılıyor?

Felsefe, mevcutla yetinmez yani “böyle gelmiş böyle gider” demez, “olması gereken”i düşünmeye zorlar. Bu da sosyal bilimlerin dogmatikleştirilmiş metinler toplamı olmaktan çıkarıp, etik, adalet ve insan onuru merkezli bir tartışma alanına dönüştürür. Mesela felsefe olmadan hukuk, otoritenin dili ve aracı olmaya çok daha yatkındır.

 

Akademisyen olmayı mı, yoksa “düşünce üreticisi” olmayı mı kendinize daha yakın görüyorsunuz?

Akademisyenlik bir meslek, düşünce üretmek ise bir sorumluluk. İkincisi olmadan birincinin anlamı eksik kalıyor. Bugünün akademi dünyasının en önemli problem bu. Kendimi daha çok kamusal sorumluluk taşıyan bir akademisyen ve düşünce üreticisi olarak görüyorum. Makalelerimde yeni bir tespit veya fikir, yahut çözüm önerisi sunabilmek üzere odaklanıyorum.

 

Multidisipliner çalışmalar neden akademide hâlâ sorunlu?

Aslında çokça övülür, ama gerçekte akademide gizli nefret unsurudur. En yaygın nedeni ise “alan yobazlığı”dır. Bir diğeri de Sylvia Plath’in İncir Ağacı hikayesindeki metaforuyla anlatabileceğim bir korku biçimidir. Hikayede kişi seçim yapamayıp dalında çürüttüğü incirlerle yani potansiyelleri ile bir gün üzüntüyle yüzleşir. İşte bu gibi nedenlerle multidisiplin çalışmaktan korkulur. Halbuki bugünün dijital dünyasında tek bir alana kapanmak güvenlik değil, büyük risktir. Dijitalleşmenin neticesi pek çok meslek çürüyecek, o zaman insanlar keşke tek bir alana odaklanmasaydım, başka potansiyellerime de zaman ayırabilseydim diyecekler. İnsanları tek bir alana zorlamaya devam edersek, özellikle gençleri, ev gençleri olmaya mahkum ederiz. Çünkü bugün okudukları bölümler belki de yarın bir meslek bile olmayacak.

 

Akademide kadın akademisyen olarak karşılaştığınız sistematik engeller nelerdir?

Evet, dediğiniz gibi bu engeller bireysel değil sistematiktir. Literatürde bunun çeşitli isimleri var: Matilda Etkisi, Cam Tavan ve sessiz dışlama.

Matilda Gage kadınların icatlarının erkekler tarafından sahiplenildiğini ilk fark eden kişi. İsmi ondan geliyor. Aslında Matta Etkisinin cinsiyet odaklı versiyonudur. Matta Etkisi ise kıdemli ve tanınmış bir bilim insanı, genç ve tanınmamış bir meslektaşıyla ortak çalışma yaptığında, başarının kıdemli olana yazılması durumudur.

Bir de Cam Tavan terimi var. Kadınların kariyer basamaklarında belli bir seviyeden sonra görünmeyen engellerle karşılaşarak üst pozisyonlara ulaşmasının engellenmesi demektir.

Popüler dünyaya gelince de kadın akademisyenler çoğu zaman “fazla eleştirel”, “fazla politik” ya da “fazla görünür” olmakla suçlanır. Erkek meslektaşlar için entelektüel cesaret sayılan nitelikler, kadınlar için uyumsuzluk olarak etiketlenir. Yani asıl engel, açık ayrımcılıktan çok sessiz dışlama mekanizmalarıdır. Ben de bu süreçleri birebir yaşadım: Görmezden gelinen çalışmalar, verilmeyen ünvanlar, haksız ve hukuksuz değerlendirmeler… Akademisyenin yıllarını ve emeğini çalmak ne yazık ki hâlâ hafife alınıyor.

 

Bağımsız akademisyenlik sizin tercihiniz mi? Yoksa bir zorunluluk mu?

Şartlar öyle gerektirdi. Çalıştığım bölümü YÖK kapattı, üniversitelere bir esneklik tanıdı. Yeni bölüm açıp akademisyenleri oraya aktarmak veya uygun başka bölümlere yerleştirmek şeklinde… Ben uluslararası ilişkilerin uluslararası hukuk anabilim dalına aktarılmak istedim. Üniversitenin tercihi ise yeni açtığı alakasız bölüme aktarmak oldu. Halbuki “kişiyi potansiyelinin altında çalışmaya zorlamak”, “mobbing” olarak tanımlanmış haksız bir fiildir. İstifa ettim. Şimdi çalışmalarımı bağımsız akademisyen olarak sürdürüp doçentlik sürecim için mücadele ediyorum.

 

YouTube kanalı kurma fikri hangi ihtiyaçtan doğdu? Kanalınızda hangi alanlara yer veriyorsunuz?

Akademik bilginin dar bir çevrede dolaşıp durmasına ve çalışmalarımın görünmez kılınmasına itirazım vardı. YouTube, hukuku, felsefeyi ve siyaseti elit bir dilin dışına çıkarma imkânı sunuyor. Kanalda hukuk felsefesi, adalet teorileri, siyasal düşünce ve güncel meseleleri ele alıyorum.

 

Akademisyenlerin sosyal medyada görünür olması neden önemli?

Çünkü bilgi artık yalnızca üniversitelerde üretilmiyor. Akademisyen ya bu dönüşümün öznesi olur ya da pasif bir izleyicisi. Kamusal görünürlük, popülerleşmek değildir, zaten kanalım “niş” bir eğitim kanalı, bu kamusal sorumluluk almak demektir.

 

Adalet hâlâ evrensel bir kavram mı, yoksa siyasallaştı mı?

Adalet idealleri evrensel; uygulaması ise son derece siyasal kaldı. Sorun adaletin evrenselliği değil, kimin adaletinin evrensel sayıldığıdır.

 

Hukuk ile adalet arasında bir kopuş var mı?

Modern dünyada hukuk giderek prosedürel bir düzene indirgendi. Adalet düşünsel ve etik içeriğini kaybediyor. Hukuka uygun hale getirmekle, adil olmak karıştırılıyor.

 

Özgürlük modern hukukta gerçekten korunuyor mu?

Çoğu zaman özgürlük, sınırları önceden çizilmiş bir hareket alanı artık. Bu anlamda özgürlük, sıklıkla retorik bir meşruiyet aracına dönüşüyor.

 

Hukuk gücü sınırlamak yerine meşrulaştırıyor mu?

Özellikle olağanüstü hâl rejimlerinde ve güvenlik dönemlerinde hukuk, gücü sınırlamak yerine normalleştirebilir, ama yine hukukun meşru gördüğü sınırların aşılmaması gerekir.

 

Algoritmik adalet tartışmaları hukuk felsefesini nasıl etkiliyor?

Adaletin artık yalnızca insanlar arasında değil, insan–makine ilişkilerinde de düşünülmesi gerekiyor. Algoritmalar tarafsız değil; onların adaleti de politik olacaksa değişen tek şey daha hızlı yargılanmak olacaktır.

 

Dijital çağda insan hakları yeniden tanımlanmalı mı?

Kesinlikle. Mahremiyet, ifade özgürlüğü ve beden bütünlüğü gibi kavramlar artık dijital uzamda yeniden düşünülmeli.

 

Hukuk teknolojinin hızına yetişebilir mi?

Teknik olarak zor; felsefi olarak mümkün. Hukuktan hız değil, yön beklenmelidir. Ancak elbette “geciken adalet, adalet değildir”.

 

Doktora teziniz Herbert Spencer ile İbn Haldun’u buluşturan ortak zemin nedir?

İkisi de toplumu organik bir yapı olarak görür. İbn Haldun’un devletin yükseliş ve çöküş döngülerine dair tespitleri, bugün otorite krizlerini anlamak için hâlâ çok öğretici. Bu konuda youtube kanalımda yeni bir podcast serisi yapıyorum İbn Haldun’la başladım Herbert Spencer ile devam ediyorum.

 

Evrensel hukuk mümkün mü?

Tam anlamıyla evrensel değil; ama evrensel idealler taşıyan hukuk mümkündür. Hukuk her zaman kültürel bağlamdan beslenir.

 

Günümüz akademisi düşünce üretmeye mi, uyum sağlamaya mı teşvik ediyor?

Ne yazık ki çoğu zaman uyuma. Yayın sayısı, atıf ve performans ölçütleri, entelektüel risk almayı cezalandırıyor.

 

Akademisyenin iktidarla ilişkisi nasıl olmalı?

Saygılı ve mesafeli, eleştirel ve bağımsız. Akademisyen iktidarın danışmanı değil, vicdanı olmalıdır.

 

Türkiye’de felsefe, siyaset ve hukuk alanındaki en büyük sorun nedir?

Eleştirel düşüncenin siyasal sadakatle ölçülmesi.

 

Akademik unvanlar düşünsel cesareti artırıyor mu?

Artırmalı ama sanki çoğu zaman törpülüyor. Ünvan yükseldikçe risk alma azalıyor.

 

Hukuk etiği mi bireysel ahlak mı?

Hukuk etiği, ahlaki sorgulamayı bastırıyorsa sorunludur. Çatışma halinde vicdan susturulmamalıdır.

 

Modern insanın adalet duygusu zayıfladı mı?

Zayıflamadı; ama çok yoruldu diyebilirim.

 

Felsefe bugün hâlâ hayata dokunabilir mi?

Dokunmak zorunda artık. Aksi hâlde yalnızca akademik bir egzersiz olarak kalacak.

 

İnsan mı hukuku şekillendirir, hukuk mu insanı?

Karşılıklı ve çatışmalı bir süreçtir. Entelektüel kimlikler ilkeleri üretir, bunlar toplumsal normlara dönüşür ve ardından meclisler tarafından yasa haline getirilirler. Hukuk bu yolla topluma şekil veren yapı taşlarına dönüşür.

 

Öğrencilere tek cümlelik mesajınız?

Bütün bilimlerin anası felsefeyi öğrenmeden başka bilimlere teslim olmayın!

 

Akademi dışında en çok neyle meşgulsünüz?

Yazmak, sanatla ilgilenmek, youtube kanalıma dijital bir miras oluşturmak, yürümek ve düşünmek.

 

Bu söyleşiden akılda kalmasını istediğiniz temel düşünce?

İnsan ruh, beden ve zihinden oluşur. Günümüz eğitim sistemi bizleri böyle bir bütün olarak eğitmez. Kendi potansiyellerinizi bu minvalde mutlaka geliştirmelisiniz. Bir zamanlar çift dal okumak da yoktu. Yakında multidisiplin çalışmaların yolu açılmazsa mesleksiz insan yığınlarını idare edemeyeceklerini görecekler. Ayrıca hukuk, adaletin garantisi değil; ancak onu aramanın bir hâl yoludur.

 

Türkiye merkezli uluslararası hukuk çalışmaları neden sınırlı?

Merkez–çevre bilgi hiyerarşisi ve özgüven eksikliği. Köşe başlarını devler tutmuş…

 

Uluslararası hukuk önümüzdeki 20 yılda nerede dönüşecek?

Dijital egemenlik, iklim adaleti ve göç hukukunda ilerleyecek.

 

Disiplinlerarası çalışmalar hakkında?

Çok zor ama kaçınılmaz. Biraz önce anlattığım gibi.

 

En büyük metodolojik sorun?

Pozitivizmin sorgulanmadan kabul edilmesi. Pozitivizmin devamı niteliğindeki gelişmelerden bihaber olunması.

 

İyi akademisyen yalnızca üretken midir?

Hayır. Kesinlikle hayır. Etik duruş ve kamusal katkı en az yayın kadar önemlidir. Ama bu cesaret ve yönelimin de teşvik edilmesi gerekir.

 

Geleceğin akademisyeni hangi yetkinliklere sahip olmalı?

Öncelikle eleştirel cesaret, ardından çağın gereği çok iyi bir dijital okuryazarlık. Ve benim geliştirmeye çalıştığım kamusal iletişim becerisi.

 

Gençlere tavsiyeniz?

Akademiyi idealize etmeyin ama kendinizi geliştirmekten ve düşünmekten de vazgeçmeyin. Tek yönlü, tek dalda ilerlemek artık yeterli değil. İçinde bulunduğumuz çağ, bilgi ve teknoloji çağı, hakikatle kurduğumuz ilişki bile dönüşüyor. Sylvia Plath metaforunu anlayanlar için söyleyeyim, ağaçtaki incirleri toplamak için yapay zeka size yardımcı olur. Hatta onlarla neler üretebileceğinize de yardım edecek.

Yapamayacağı tek şey, içinizdeki potansiyeller! Onlar yaratılışınızda size verilenler ve sadece size mahsus…

Ruhunuzu sanatla, bedeninizi sporla ve zihninizi bilimle geliştirin. Ve bunlarla içinizdeki potansiyelleri mutlaka keşfedin!

 Link:

https://euhaber.com/haber/iktidarin-danismani-degil-vicdani-olmak-uluslararasi-hukuk-felsefe-ve-akademide-cam-tavan

 

10 Ocak 2026 Cumartesi

EUHABER'DEN TEBRİK YAZISI

27.11.2025

İşbirliği içinde çalıştığımız değerli danışman hocalarımdan Dr. Bedri ŞAHİN hocama ve bana iletilen nazik tebrik ve teşekkür mesajı için ilgili haber ajansına, Euhaber Gazetesi sahibi Gazeteci Mehmet Kurt Bey'e gönülden teşekkür ederim. Bu güzel jesti, sürecimizin anlamlı bir hatırası olarak sizlerle de paylaşmak istedim:

"Değerli hocam Nil Gürel in gerek haber sitelerindeki

yazılar gerek canlı yayın programları kendi blog

Sayfalarında yazdığı her konu her konuştuğu program

ilgi ile izlenme ve okunmasının tek sebebi gerçek bilgiyi

ve ileriyi anlatan göreceli bir kişi olmasındandır.


Gerek #Bedri #Şahin gerek #Nil #Gürel hocam bu

toplumda değeri fark edilmemiş bir hazine, bu iki

hocamızın değeri fark edilmeli ve en yüksek makamlarda

ve hakkı olan yerlerde onları görmek hem toplum hem

de devlet adına gerçek anlamda faydası olacaktır.


Başarıların devamını diler diğer programların gelmesini

Dört göz ile bekleriz."


Saygılar 

Mehmet Kurt

www.euhaber.com

7 Ocak 2026 Çarşamba

                       PR CARNET EKİBİNE DAHİL OLDUM

Pr Carnet ekibine dahil olduğumu paylaşmaktan memnuniyet duyuyorum. İletişim, medya ve içerik üretimi alanlarında yürütülen nitelikli çalışmaları akademik perspektifle takip eden ve geliştiren bu yapının bir parçası olmak benim için kıymetli bir deneyim olacaktır. Bu süreçte bilgi üretimine, eleştirel düşünceye ve disiplinlerarası yaklaşımlara katkı sunmayı amaçlıyorum. Nazik davetleri ve güvenleri için Pr Carnet ekibine teşekkür ederim.

https://prcarnet.net/yazarlar/

2 Ocak 2026 Cuma

The Killing Vote Dizisinde Kolektif Öfkenin İnşası: Duygulanım Kavramı ve Fenomenolojik Yöntemle Bir Değerlendirme

Sinemanın yalnızca bir temsil alanı değil, aynı zamanda yaşanan bir deneyim olduğu fikrinden hareketle hazırladığım akademik çalışmam, NEVA Akademik Araştırmalar Dergisi (Neva Academic Research Journal)’nin ilk sayısında yayımlanmıştır.

Çalışma; fenomenolojik yaklaşım, duygulanım teorisi ve etik perspektifleri bir araya getirerek, çağdaş görsel anlatılarda bedensel deneyim, kolektif duygu ve adalet kavrayışı arasındaki ilişkiye disiplinlerarası bir okuma sunmakta; sinema ve dizi çalışmalarına kuramsal ve yöntemsel düzeyde katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Akademik alana katkı sağlaması dileğiyle 🙏 


 Seyahat Etme Hastalığını Hiç Duydunuz mu?

İletişim Bilimleri ve Sağlık Yönetimi Bilim Uzmanı NİL GÜREL, Yerinde Duramayanların Hastalığı "Dromomani"yi Yazdı: Bu Bir Özgürlük Arayışı mı Yoksa Bir Kaçış mı?

Çevrenizde hiç yerinde duramayan evde minimal vakit geçiren sürekli oradan oraya sürüklenen bir arkadaşınız veya tanıdığınız var mı? Her mola onun için bir dışarıda etkinliğe gitme, vakit geçirme ya da gezi demek. Ona göre hafta sonu olsun izin zamanı olsun muhakkak bir yerlere seyahat etmeli. Kendini dinlemeye vakit bulamaz. Bu tablo size tanıdık geliyor mu?

Aslında bu durum bir hastalığın adı: Seyahat etme hastalığı. Tıbbi literatürde “Dromomani” diye geçiyor. Kelimenin kökeni Yunanca’ ya dayanıyor. Dromos(koşan) ve mania(delilik) kelimelerinin birleşiminden meydana geliyor. Etimolojik olarak anlamı “Koşma Çılgınlığı”. Bu hastalıktan muzdarip kişileri hep dışarıda bir yerlerde, gezmelerde, elinde bavulla yollara düşmüş halde bulabilirsiniz.

Bu rahatsızlığa sahip insanların dışarıya çıkmak için muhakkak bir bahaneleri vardır. Ya arkadaşına gider, ya avm’de dolaşacaktır “ya şurayı görmek istiyorum, burayı görmek istiyorum” der. İl içinde, iller arası, yurtdışında sürekli bir “gezinti” halindedir. Kendinizi ona “şimdi nereye gidiyorsun?” derken bulabilirsiniz.

 

Dromomani Rahatsızlığına Sahip Olan İnsanlar Nasıl Davranır?

Sürekli dışarı gitme duygusu dürtüseldir ve gidemeseler bir boşluk hissine sahip olabilirler. Birey, evden ne kadar uzaklaşırsa kendisini o denli huzurlu ve mutlu hissetmektedir. Halbuki sürekli dışarıda olma hali hem manevi hem de maddi zorlukları beraberinde getirebilir. Gerçek anlamda bu kişilerin hayatında layıkıyla dinlenme, her şeye mola verme, kendini dinleme hali pek mümkün olamamaktadır.

 

Dromomani Rahatsızlığının Nedenleri Nelerdir?

Konuya ilişkin yapılan bilimsel çalışmalar incelendiğinde Dromomani hastalığının büyük ölçüde ergenlik döneminde ortaya çıktığı görülmektedir. Bilhassa toplum kurallarına karşı çıkan “asi” olarak nitelendirilebilecek ergenler bu durumu özgürlük olarak algılamaktadırlar. Bu anlayışa sahip ergenlere göre dışarı çıkmak ve uzun seyahatler etmek özgür ruhunun göstergesidir.

Ayrıca sağlıksız aile ilişkileri, şiddet ortamının olduğu ailelerin çocukları için dışarı çıkmak bir kurtuluş yolu olabilmektedir. Ailenin aşırı koruyucu ve muhafazakar davranması veya çocuğun kendisini ifade etmesine izin verilmemesi, her yaptığı yanlışta çocuğun kınanması gibi durumlarda ergende böyle bir kaçış yoluna sebep olabilmektedir. Ayrıca ailenin dışında çevre baskısı, çevreden gelen gerek psikolojik gerek fiziksel şiddet ergenin bulunduğu çevreden uzaklaşmasına, bambaşka yerlere gitmesine yol açabilmektedir. Ergen bu uzaklaşma ritüelini içselleştirmekte ve zamanla yetişkinlikte de kişiliğinin ayrılmaz bir parçası haline gelerek hastalık boyutunda devam etmektedir.

 

 Psikolojiden Sosyolojiye Uzanan Bir Perspektifle Dromomani

 Dromomani sadece geçmiş travmaların bir sonucu değildir; günümüz dünyası da bu dürtüyü beslemektedir. Günümüzde gösteriş kültürü, tüketim kültürü de bireyleri sürekli seyahat etme ve bununla tatmin olma yoluna sevk edebilmektedir. Toplumsal bir faydası olmayan bu seyahat etme çılgınlığı bireyler arasında bulaşarak “normalleştirilebilmek”tedir.

Sonuç olarak “seyahat etme çılgınlığı” psikolojik ve sosyolojik temelleri olan tedavi edilmesi gereken önemli bir patolojik durumdur.  Bireye bu durum fark ettirilmeli ve birey yardım almaya teşvik edilmelidir. Ayrıca hepimiz bu tüketim çılgınlığı sisteminin dayatmalarını fark etmeli ve sosyal sorumluluk sahibi olmalıyız.

 

YAZAR: NİL GÜREL

Bağımsız Akademisyen, Araştırmacı Yazar

İletişim Bilimleri ve Sağlık Yönetimi Bilim Uzmanı, MSc

 

 https://euhaber.com/haber/seyahat-etme-hastaligini-hic-duydunuz-mu

                  EUHABER KÖŞE YAZILARIM-LİNKLER


https://euhaber.com/haber/dizi-oernekleri-uezerinden-kueresel-goeruenuerluek-ve-kueltuerel-kimlik-dengesi-nil-guerel

 

https://euhaber.com/haber/dijitallesmenin-tatil-kueltueruene-etkileri

 

https://euhaber.com/haber/oefkenin-bireylerde-ortaya-cikis-nedenleri-ve-psikolojik-temelleri

 

https://euhaber.com/haber/nil-guerel-den-yapay-zeka-etik-ve-guevenilir-habercilik-uezerine-notlar

 

https://euhaber.com/haber/akademik-hayatta-yabanci-dil-ve-arastirma-yoentemlerinin-rolue

 

https://euhaber.com/haber/cikarciligin-goelgesinde-kaybolan-insanlik-nil-guerel

 

https://euhaber.com/haber/nil-guerel-den-bilimsel-analiz-arama-motorlari-bizi-nasil-yanlisa-yoenlendiriyor-2


https://euhaber.com/haber/nil-guerel-den-bir-analiz-cin-japon-gerilimi-ve-tuerkiye-nin-stratejik-konumu


https://euhaber.com/haber/yapay-zeka-caginda-kimlik-hirsizligi-cocuklar-neden-zayif-halka


https://euhaber.com/haber/seyahat-etme-hastaligini-hic-duydunuz-mu


GELECEĞE DOĞRU İLERLEMEK: BİR AKADEMİK YOLCULUK YILMADAN YOLA DEVAM ETMEK..

Okumayı, öğrenmeyi seven, akademik çalışmalara devam eden bağımsız bir akademisyen olarak bitirdiğim çeşitli bölümlerin içerisinde İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünün bana en fazla katkısı olan bölüm olduğunu söyleyebilirim. Gerek sunumlarımla gerek yaratıcı çalışmalarımla gerek teorik bilgimle bölümün hakkını verip okulu dereceyle bitirebildim. Sevmesem birincilikle bitiremezdim zaten (Bölüm birincisi-Fakülte İkincisi\Derece Öğrencisiyim).

Gerçekten de teorik bilgilerin yanında yaşama dair olanı kapsayan ve yaşamın içinde bizzat gördüğüm, uyguladığım harika bir eğitim oldu. Halkı, paydaşları, sosyal sınıfları daha iyi anlamamı, onlarla en iyi iletişimin nasıl kurulacağını, kitle psikolojisini, ikna stratejilerini ve ikna psikolojisini, hitabet ve kendini en iyi ifade etme yollarını, topluluk karşısında iyi bir konuşmacı olmayı en iyi sağlayan bölüm diyebilirim. Bol sosyoloji, felsefe ve psikolojiye dayalı teorik eğitimlerin yanı sıra zihin çalıştırıcı bol yaratıcı faaliyet ve uygulamaların olduğu bir bölüm. Bol bol sunum yaptığımız, ayrıca halkla ilişkiler, reklam ve pazarlama kampanyaları ile tüm sınıflara, konferans salonlarında kalabalık gruplara yaptığımız sunumlar.. Bunca emek harcayarak ortaya koyduğumuz bu yaratıcı faaliyetleri sunduğumuz şölenler.. Öğretici ve keyifli faaliyetler..

Halkla ilişkiler uzmanı olmak emek isteyen bir süreç.  Halkla ilişkiler uzmanı demek; sürekli öğrenen, her şeyi bilmesi gereken, her konuda basın bülteni yazabilecek, yaratıcı olabilecek, fikir üretebilecek, kendini en iyi şekilde ifade edebilecek, halkla etkili iletişim kurabilecek iletişim uzmanı demek.

Halkla ilişkiler eğitimi almak size gündelik hayatta katkı sağladığı gibi iş hayatında da büyük katkılar sağlayacaktır. Ailenizi ve arkadaşlarınızı anlamanızda, söylenenlerin ardındakini keşfetmenizde, beden dilini (sözsüz iletişimi) anlamanızda, empatik iletişim kurmanızda, etkili konuşmanızda aldığınız eğitimlerin ne kadar etkili olduğunu fark edeceksiniz. Mesleğe atıldığınızda da meslek lisesinde veya fakültede öğrendiğiniz tüm bu bilgiler ve yaptığınız uygulamalar hep karşınıza çıkıyor. Kendini iyi bir şekilde ifade eden, çalışanları ve müşterileri anlayan, empatik iletişim kurabilen iyi birer iletişim uzmanı oluyorsunuz. Bu işin hakkını okuldayken ne kadar verirseniz, okulda aktif çalışıp, aldığınız eğitimleri en iyi şekilde değerlendirirseniz hayatta o kadar başarılı oluyorsunuz.

Hele hele meslek lisesi halkla ilişkiler öğrencilerinin bu hususta oldukça avantajlı olduklarını düşünüyorum.  Eğitimlere çok daha önceden başlıyorlar. Bunun çok büyük avantajları var. Eğer üniversite eğitimi düşünürlerse bu, okulda başarılı bir iletişim kurmayı ve öne geçmeyi sağlayacaktır. Kurumlarda veya okullarda böyle bireylerin farkı anlaşılacaktır. Yaratıcı, yenilikçi, dinamik, etkili konuşan, fikir üretebilen bir iletişim, halkla ilişkiler uzmanı başarıya adım adım ulaşacaktır.

 

Bir halkla ilişkiler uzmanı, aynı zamanda kriz yönetimi, stratejik iletişim yönetimi derslerini de alan ve bulunduğu kurumda krizleri iyi bir şekilde yönetmesiyle de fark edilmektedir. Örneğin hastanede çeşitli hasta grupları ile karşılaşıyoruz. Onlara yönelik çeşitli iletişim stratejileri uyguluyoruz. Hastanede özellikle zor hastayla başa çıkma noktasında alınan eğitimlerin önemli olduğunu düşünüyorum. Bunun yanı sıra idarede çalışan bir halkla ilişkiler uzmanı da anlık gelişen krizlerle ve sorunlarla karşı karşıya kalabilmektedir. Tüm bu zorlayıcı durumlarla başa çıkmada alınan eğitimlerin faydası olmaktadır. Ayrıca çalıştığınız kurumlarda yöneticilerle nasıl iletişim kuracağınız, kullanacağınız üslup ve ifade tarzları, protokol kuralları hususunda da alınan halkla ilişkiler eğitiminin katkısı olmaktadır.

Bunların yanı sıra günümüzde en önemli husus, dijitalleşen dünya ve bu noktada dijitalleşen medya ve iletişim. Bu doğrultuda medya araçlarını etkili kullanmak, sosyal medya araçlarını kullanma ve medya okur yazarlığı önem taşımakta. Gerek meslek liselerinin halkla ilişkiler bölümleri gerek üniversitede İletişim Fakültelerinde eğitim almanın bu hususta çok katkıları oluyor. Örneğin İletişim Fakültesinde aldığım zorunlu derslerden Medya Etiği ayrıca seçmeli ders olarak aldığım Web Tasarımı ve Grafik Dersleri, Gazetecilik dersleri (gazetecilik derslerinde basın bülteni, haber bülteni yazma, röportaj hazırlama dışında medya ahlakı, iletişim etiği konuları da yer alıyordu) bana bayağı katkı sağladı. Şu anda kendi bloğum var, orada yazılar yazıp paylaşımlar yapıyorum. O zamanlar web sitesi nasıl tasarlanır onu da öğrenmiştim. Ayrıca aldığım gazetecilik dersleri yazma yeteneğimi pekiştirdi ve sosyal medyayı etkin kullanma ve dijital mecrada yazar olarak insanlarla etkili iletişim kurmamda katkısı oldu. Kendime web sitesi tasarlamam, grafik programlarını kullanabilmem, yazar olarak halkla iletişim kurabilmemde aldığım tüm bu eğitimlerin çok katkı sağladığını düşünüyorum. Ve şimdi euhaber.com da köşe yazarı olarak karşınızdayım. 

Ayrıca sahte haberleri ayırt edebilmeyi, eleştirel düşünmeyi sağlaması ve iyi bir medya okuryazarı olma İletişim Fakültesinin bölümlerinde okumanın katkısı olmaktadır. Halkla ilişkiler eğitimi almak sosyal medyayı etkili kullanmada önem taşır. Örneğin bu sayede halkla ilişkiler uzmanıi dijital iletişim stratejileri geliştirerek ve kurumun sosyal medya hesaplarını iyi, etkili bir şekilde yöneterek çalıştığı kurumun online görünümünü arttırabilir. Ayrıca kuruma ilişkin sosyal medya da dahil dijital mecralardan halka doğru bilgi vermek ve kurum politikalarını halka aktarmak ve kurum ile halk arasındaki iletişimi en etkin şekilde sağlayarak kurumsal itibarı arttırabilir.  

Son olarak kendinizi sürekli geliştirmeyi, okuldaki eğitimlerin dışında da eğitimler almayı ve faaliyetlere katılmayı, mümkünse daha ileri eğitimler almanızı tavsiye ederim. Üniversitenin Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünde tezli yüksek lisans da yaptım. Çalışırken tez yazdım. Kolay değildi. Yoğun ve stresli bir hastane ortamı ve tez. Ayrıca hastanede çalışırken okumaya da devam ettim, akademik makalelerim, çalışmalarım var ve akademik, bilimsel çalışmalarıma devam ediyorum, hem işte çalışıp hem de bağımsız akademisyenlik yapıyorum.  Akademik makaleler yazmaya, kongrelere katılıp bildiri sunmaya, bilgi kurultayları, çeşitli akademik webinarlar, seminerler ve eğitimlere katılmaya devam ediyorum. Bana danışan lise ve üniversite öğrencilerine elimden geldiğince yardımcı oluyorum, onlara ışık tutuyor yol gösteriyorum. İş yerinde aynı zamanda stajyer öğrenci yetiştiriyorum, onlara sadece işi değil nasıl faydalı bir birey olunacağını, çalışmanın okumanın önemini ve etik ilkeleri de anlatıyorum. Önce Rabbim için sonra vatanım milletim için insanlık için çalışmaya devam ediyorum.  Çalışırken Sağlık Yönetiminde de yüksek lisans yaptım. Sağlık Yönetimi Yüksek Lisans bitirmemin de bana çok faydası oldu. Sağlık yönetimi strateji ve politikalarını öğrenmemde ve uluslararası sağlık politikalarını,  kalite yönetimini  analiz edebilmemde katkısı oldu. Sağlık sektörüne ilişkin yaptığımız kitap kritikleri ayrıca karşılaştırmalı sağlık sistemlerine yönelik ülke sağlık sistemlerini ele alıp analiz ettiğimiz ders sunumları, sağlıkta finansal yönetime ilişkin dersler benim için çok faydalı oldu. Sağlık yönetiminin nasıl yapıldığını teferruatlı gördüm. 

Motivasyon çok önemli. Motivasyon, sizin zorluklarla başa çıkmanızda itici bir faktör oluyor.  Bağımsız bir akademisyen olarak sürekli okuyup yazıyorum. Bir iletişimci her konuyu bilmek durumunda. Çeşitli konularda tasarım yapıp, yaratıcı faaliyetlerde bulanabiliyorsunuz. Ya da gazeteci, yazar oluyorsunuz. Genel kültürünüz yüksek olmalı. Yabancı dil de öğrenin. Yabancı dil bilen bir halkla ilişkiler uzmanı her zaman öne çıkacaktır. Dil öğrenmek uluslararası düzeyde halkla iletişim kurmanın da yoludur. Uluslararası şirketlerde çalışmak isterseniz de yabancı dil bilmenin faydasını görürsünüz.

Hayat belki isteğiniz gibi olmayacak, belki de hedeflerinize layıkıyla ulaşamayacaksınız. Ama ne pahasına olursa olsun yılmayın. Gerekirse bulunduğunuz yerde çalışmanın hakkını verin, yine de ilerleyin, kendinizi geliştirin. Yeteneklerinizi pekiştirin ya da yetenek geliştirin. Şu an işte çalışırken yazmaya ve akademik faaliyetlere de devam ediyorum. Çok küçük yaşlardan beri yazmaya başladım. Kompozisyon ve şiir yarışmalarında dereceler aldım birincilik ödülüm var. Yazmayı hiç bırakmadım. Gerek yaratıcı yazım gerek akademik yazımda kendimi geliştirmeye, üretmeye, insanlık için faydalı olamaya devam ediyorum. Senaryo Yazarlığı ve Sinemada Türsel Okumalar Başarı sertifikaları aldım. Sinemaya ilgim var. Sinema tarihi, film kuramları, film çözümlemeleri, sinema akımları ve türleri ilgimi çekiyor. Filmleri felsefi, sosyo-politik, psikolojik, ekonomik bağlamlarda analiz çalışmaları yapıyorum. (Film kritikleri ilginizi çekerse şu linkten analizlerimi okuyabilirsiniz: https://nilgurel.blogspot.com/2025/09/sinema-uzerine-akademik-analizlerim.html). Tabir-i caizse dizi ve filmlerin anatomisini çıkarmayı seviyorum.

Ayrıca Akademik Personeli ilgilendiren ALES(Akademik Personel Giriş Sınavı) ve YÖKDİL-YDS (İleri düzey Yabancı Dil Sınavları)gibi sınavlarına sınav belgelerimin süresi doldukça giriyorum. Puanlarınız ne kadar yüksek olsa da sonuç belgeleriniz 3-5 yılda bir geçerliliğini yitiriyor ve tekrar tekrar ÖSYM sınavlarına girmek durumunda kalıyorsunuz. Belgelerinizi güncel tutmanız gerekiyor. Yani hem iş hem akademik çalışmalar hem de ÖSYM sınavlarına hazırlık yapıyorum.  Şu anki en büyük hedefim ilgi duyduğum alanlardan birinde doktora yapabilmek. Daha ileri düzeyde akademik üretim yapmak, analizlerimde derinleşip bilim dünyasına katkı sağlamak için doktora yapmak istiyorum. Hem böylece ileri düzeyde bir eğitime sahip olup doktorayı bitirmek bana pek çok kapılar da açabilir.  Akademik kadro kaygım yok, NASİPSE olur. 

Korece’yi ilerletiyorum bir de SPSS(İstatistik Paket Programı) temelim var ve İleri SPSS eğitimi de aldım, MAXQDA ile Nitel Veri analizi dersleri alıyorum çünkü akademik faaliyetlerde ve projelerde, ayrıca kurumların ARGE bölümlerinde nitel ve nicel araştırma yöntemlerini bilmek bu hususta gerekli programları öğrenmek önem taşıyor. Unutmayın “bilgi güçtür”(Francis Bacon). Kendimi sürekli geliştiriyorum ve insanlığa ışık tutmaya ve faydalı olmaya çalışıyorum. Aldığınız eğitimlerin nerede karşınıza çıkacağını ve sizi nelere götüreceğini bilemezsiniz.

Ve son olarak bana ilham veren şu iki güzel sözü sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Elleriyle çalışan insan işçidir. Elleri ve kafasıyla çalışan insan ustadır. Elleri, kafası ve yüreği ile çalışan insan sanatkardır.” Goethe

“Hayatta en büyük dalgalarla karşılaşabilirsiniz, ama önemli olan bu dalgaların üzerinde durabilmek ve sörf yapabilmektir.” Bethany Hamilton.

Okul dönemine başlayan tüm öğrencilerimizin eğitim hayatında başarılar dilerim..

Yolunuz açık olsun..            

                                                                 
YAZAR: NİL GÜREL

Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Halkla İlişkiler 
Tanıtım Tezli Yüksek Lisans Mezunu
Süleyman Demirel Üniversitesi Sağlık Yönetimi Yüksek Lisans Mezunu
Bağımsız Akademisyen, Araştırmacı Yazar

https://euhaber.com/haber/akademik-hayatta-yabanci-dil-ve-arastirma-yoentemlerinin-rolue

SAĞLIKTA DİJİTAL DÖNÜŞÜM ve POLİTİKA ENTEGRASYONU: KALİTE 4.0 ve ULUSLARARASI SAĞLIK YÖNETİMİNE YANSIMALARI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME "...