NİL GÜREL

29 Haziran 2021 Salı

 Erbabı Bilir

Sıcak bir Ağustos ayında, öğle vakti.
Atatürk Ulus’ta meşhur “Karpiç Lokantası”nda, yine mutat şekilde, cam kenarındaki masasına oturmuş, kafasında bin bir düşünce, yoldan gelip geçenleri seyrediyor.
Yolun karşı tarafındaki bir hareketlilik dikkatini çekiyor.
Yoldan gelip geçenlere; içindeki buzlu şurubun ısınmaması için; sırtındaki, meşinle kaplı bakır ibriğinden, beline bağlığı 4-5 gözlü tahta bardaklıktan  çıkardığı tahta bardağı, elindeki su ibriğinden döktüğü suyla, şöyle bir çalkaladıktan sonra, belini öne doğru  eğiyor, şerbetle dolan bardağı müşterisine uzatıyor.
Göğsündeki namı olan yazıyı, bu kere yüksek sesle uyumlu ve sattığı soğuk şurubunu da metheder bir üslupla bağırıyor;
“Erbabı bilirr… erbabı bilirr…
Mustafa Kemal hoşlandığı bu sahnenin baş aktörünün, yanına davet edilmesini istiyor.
Atatürk’ün huzuruna, ibriği sırtında, ter revan içerisinde çıkarılan “Erbabı Bilir” biraz endişeli ve şaşkın;
“Bana bir bardak şurup verir misin?” diyen ulu öndere; aktararak daha da soğuttuğu şurup bardağını uzatır.
Büyük komutan, kendisine ikram edilen şurubu adeta bir dikişte bitirdikten sonra; sırtındaki ibriği yere bırakıp, karşısına oturmasını ister.
Erbabı Bilir, bir an kendisini rüyada sanır, önce kaba etine bir çimdik atar, sonra hayal olmadığını anlayıp Ata’nın karşısına oturur.
Atatürk garsonlara, onun için de masaya bir servis açmalarını emreder.
Önce karşılıklı hatır sorulur; sonra Atatürk o emsalsiz zekasıyla “Halkın, yeni ilan edilen Cumhuriyet Rejiminden memnuniyetlerinin olup olmadığını sorar.
“Türk milletinin büyük çoğunluğu memnundur paşam” cevabını alınca memnun olur.
“Peki; Cumhuriyet nedir sence?” diye sorar ona.
Erbabı Bilir, cahil bir köylü. Ne bilsin Cumhuriyet denilen şeyi.
Ama Mustafa Kemal Paşa’ya mahcup  olmayı da hiç istemez.
Adeta bir anda değişim geçirir.
Yerinde şöyle bir doğrulur.
Sonra da tane tane şunları söyler;
“Cumhuriyet…Benim gibi bir garibanın; Türk Ulusu’nun kurtarıcısı olan Ata’sının masasında oturabilmesi, kısaca adam yerine konulmasıdır”
Bunun üzerine Mustafa Kemal Atatürk, karşısında duran yaverine; o mavi gözleri çakmak çakmak bir şekilde şöyle der;
“Maya tutmuş…maya tutmuş…”
Bir çocuk gibi sevinçlidir.
Bu arada şerbetçi müsaade ister.
Atatürk yerinden kalkar ve gitmeye hazırlanan Erbabı Bilir’in ibriğini sırtına almasına yardım eder.
Adam önce izin vermek istemez.
Ama şerbetçi için bu; hayatının en önemli ve güzel hatırasıdır.
Ömrü boyunca her sohbette dostlarına “Atatürk ibriğimi sırtıma almama yardım etti” diyecektir.
Yukarıdaki hikaye bizlere çok basit gelebilir.
Ama evet…
Bence de;
“ Cumhuriyet yurttaşın adam yerine konmasıdır”

27 Haziran 2021 Pazar

OFRENDA

Clarissa P.Estes’in Kutlarla Koşan Kadınlar:Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler adlı kitabında öykülerden birinde ilginç bir kelimeye rastladım: Ofrenda

Nedir Ofrenda?

İngilizceden çevrilmiştir-An ofrenda, yıllık ve geleneksel olarak Meksika Día de Muertos kutlamaları sırasında ritüel bir sergiye yerleştirilen nesnelerin bulunduğu bir ev sunağıdır. Oldukça büyük ve ayrıntılı olabilen bir gündem, genellikle ölmüş olan ve onları sunak ortamında karşılaması amaçlanan bir kişi için oluşturulur.

Kitapta şöyle diyor: Kimi kadınlar nesneleri, yazıları, elbiseleri, oyuncakları, kimileri olayların hatıralarını ve çocukluktan kalan canlandırılacak başka simgeleri seçerler. Ofrenda’yı kendi yöntemlerince düzenler, öyküyü onunla birlikte ya da onsuz anlatır, sonra da istedikleri bir süre boyunca bir kenara bırakırlar. Bu, onların geçmişte karşılaştıkları güçlüklerin, cesaretlerinin ve zorlukları yenmiş olmanın kanıtıdır. Burda yazar dipnot düşmüş: Jungcu bir sosyal hizmet alanında çalışan ve sanatçı olan Houstonlu Carolina Delgado, bireyin pisişik durumunu açıklamak için projektif bir araç olarak kum tepesi gibi ofrenda'lar kullanır.

Ve yazar şöyle devam ediyor: Geçmişe bu şekilde bakarak birkaç şey başarılmış olur: İnsanın yaşamış olduklarını, bunlardan ortaya çıkardıklarını, takdir edilmeyi hak eden edimlerini belli bir plana göre düzenleyerek geçmiş zamanların sevecen temsilini, perspektifini kazandırır. Kişiyi özgürleştiren, bir şey olmak değil, o şeyi takdir etmektir.

Zamanın ötesinde hayatta kalan bir çocuk olmak, yaralı arketipiyle çok fazla özdeşleşmeye yol açabilir. Yarayı kavramak ve yine de onu anılaştırmak, serpilmenin ortaya çıkmasına izin verir. Serpilme bu dünyada bizim için amaçlanan şeydir. Salt hayatta kalmak değil, serpilip gelişmek de kadınlar olarak bizim doğuştan gelen hakkımızdır.

Yazar ofrenda ritüeliyle kadının psikolojik ve psişik gelişimini ilişkilendirmiş. Ofrenda kelimesinin psikolojik bir kavram olarak kökenini de açıklamış.

Analizden genel olarak yapacağımız çıkarım ise kadınlar açısından içimizdeki gizil gücü ne pahasına olursa olsun ortaya çıkarmak. Tüm baskıların ve yaralamaların üstesinden gelerek dişil enerjiyle barışmak ve enerjimizi hayatta bize rehberlik edecek, bizi koruyacak içsel bir güce dönüştürmek.

Bu arada yazar analizini “çirkin ördek yavrusu” öyküsü üzerinden bağlayarak yapıyor.

Ve şu vurgusu gerçekten çok güzel: Yüzyıllar boyunca kanıtlanmıştır ki, farklı olmak toplumun kıyısında durmak demektir; özgün bir katkı, kültürüne yararlı ve şaşırtıcı bir katkı yapmayı neredeyse garantilemek demektir.

Kaynaklar:

Estes P., Clarissa, Kutlarla Koşan Kadınlar: Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler, Ayrıntı Yayınları, 2020, sf: 220-221

https://en.wikipedia.org/wiki/Ofrenda


25 Haziran 2021 Cuma

     Ayna: Kim, Ne Zaman İcat Etti?

Bilinen en eski ayna Anadolu topraklarında bulundu. Arkeolog James Melleart tarafından Çatalhöyük’te bulunan ayna, milattan önce 6. yüzyıla tarihlendiriliyor.

“Ayna ayna söyle bana, var mı benden daha güzeli bu dünyada?”. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalındaki bu soruyu hepimiz hatırlarız. Geçmişten günümüze birçok masalda, hikâyede ya da filmde kendine yer bulan aynaları bugün yalnızca karşısında kıyafetlerimizi denediğimiz bir ev eşyası olarak görüyor olabiliriz. Ancak geçmişte ayna sahibi olmak toplumda bir statü göstergesi olarak kabul ediliyordu. Peki hem dekorasyon malzemesi olarak kullanılan hem de kendi görünüşümüzü algılamamızı ve başkalarından fiziksel olarak hangi yönlerden ayrıldığımızın farkına varmamızı sağlayan aynaları kim, ne zaman icat etti? Gelin şimdi bu soruların cevabını birlikte arayalım.

Ayrıntılar: 

    https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/aynanin_icadi

 Dr. Alver: Tırnak Yeme Hastalığı Koronavirüs Riskini Artırıyor

Tıpta onikofaji olarak adlandırılan tırnak yeme hastalığının, yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) yayılmasını kolaylaştırdığını ve bağırsaklarda parazitlere neden olduğunu söyleyen Dr. İpek Ada Alver, “Protez tırnak ve uzun tırnaklar da mikroorganizmaları bulaştırmada etken oluyor” dedi.

Altınbaş Üniversitesi Dr. Öğretim üyesi İpek Ada Alver, tırnak yeme hastalığının psikolojik kökenli olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Pandeminin yol açtığı stres ve gelecek kaygısının tırnak yeme başta olmak üzere yara ve sivilcelerle oynama, kaşıma, saç ve kirpik yolma gibi psikolojik kökenli istemsiz dokunsal hastalıklarda artışa yol açıyor. Bu davranışlar sadece psikolojiyi etkilemekle kalmayıp enfeksiyonel hastalıklara yakalanma riskini de arttırmaktadır. Ellerin yıkanmadan ağza, yüze ve buruna götürülmesi ya da tırnakların yenmesi ile birlikte parmak ve tırnak aralarına geçen virüs partikülleri hücre içerisine girip çoğalabilmekte ve kişiyi enfekte edebilmektedir. Bu da koronavirüse yakalanma olasılığını artmaktadır.”

Ayrıntılar:

https://covid19.tabipacademy.com/2021/04/05/dr-alver-tirnak-yeme-hastaligi-koronavirus-riskini-artiriyor/

 Victoria Gölü

Doğu Afrika'da, Ekvator'un hemen güneyinde bulunan Victoria Gölü, Nil'in kaynağıdır ve dünyanın en büyük tropikal gölüdür. 68.800 km² (Belçika'nın iki katı büyüklüğünde) yüzölçümü ile Doğu Afrika'daki en büyük su ve balıkçılık kaynaklarından biri olarak kabul edilir ve üç komşu ülkede (Uganda, Tanzanya ve Kenya) 47 milyondan fazla insanı destekler.

Victoria Gölü, Nil levrek balıkçılığı endüstrisinin çevresel ve sosyal etkilerine odaklanan 2004 tarihli Darwin's Nightmare (Darwin’in Kabusu) belgeselinin yayınlanmasından sonra halk tarafından en iyi şekilde bilinir. 1960'larda Tanzanya'daki Viktoria Gölü'ne yeni bir balık türü, bilimsel deney gerekçesiyle salınır. Etobur bir balık olan Nil levreği, yöreye has bütün balıkları yok ederek, hızla çoğalır ve gölün bütün ekosistemini bozar. Dünya pazarlarında oldukça kazanç getiren bu balık bölgenin iktisadi yapısını baştan aşağı değiştirir. Piyasa değeri yüksek bu balık Tanzanya’yı zenginleştirmek yerine yoksullaştırır. Belgesel, kıtalar arası bir sömürü düzeninin toplumsal, iktisadi ve siyasi boyutlarını irdelerken Afrika’daki kıtlık ve yoksullukla tüketim pratiklerimiz arasındaki ilişkiyi gözler önüne seriyor.

Kaynak: Bilim Otağ

23 Haziran 2021 Çarşamba

 Covid Ağaçlarla Yayılabilir mi? Bilim İnsanları, Ciddiye Alınması Konusunda Uyarıyor

Bir çalışma, COVID-19 gibi virüslerin ağaçlardan gelen polenlerle daha fazla yayılabileceği ve kalabalık alanlarda enfeksiyon riskini potansiyel olarak artırabileceği konusunda uyardı. Kıbrıs Lefkoşa Üniversitesi’nden uzmanlar, prototipik bir polen yayıcı olan söğüt ağacının bilgisayar simülasyonunu oluşturdu ve tanelerinin nasıl yayıldığını modelledi.

Model, hafif bir esintide, polenlerin yalnızca bir dakika içinde 20 metre uzaktaki bir kalabalığın içinden geçebileceğini ve potansiyel olarak viral parçacıkların yol boyunca hareket etmesine yardımcı olabileceğini gösterdi. Bulgulara dayanarak, yazarlar, COVID-19’un yayılma riskini azaltmak için sıklıkla önerilen 1.5 metrelik sosyal mesafenin her zaman yeterli olmayabileceğini söylediler.

Bunun yerine, özellikle ağaçların olduğu kalabalık alanlarda yerel polen seviyeleri için konaklama eklenerek önerilerin iyileştirilebileceğini söylediler. Uzmanlar, yoğun bir günde, ortalama bir ağacın her metre küp başına 12’den fazla polen tanesini havaya kaldırabileceğini ve her bir tanesinin yüzlerce viral partikül taşıyabildiğini söyledi.

Ayrıntılar:

https://www.bizsiziz.com/covid-agaclarla-yayilabilir-mi/ 

Mikro Uyduları Uzaya TaşıyanYöntem: Mikro Uydu Fırlatma Sistemi

Bilim Genç olarak Roketsan Mikro Uydu Fırlatma Sistemi Geliştirme Proje Yürütücüsü ve aynı zamanda İleri Teknolojiler ve Sistemler Grup Başkanlığı Uzay Sistemleri Müdürü olarak görev yapan Dr. Mehmet Ali Ak ile Mikro Uydu Fırlatma Sistemi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Mikro uydular, kütleleri genellikle 10-100 kilogram arasında olan küçük uydulardır. Büyük uydulara göre yapıları daha basittir. Bu yüzden daha kolay kurulur ve hızlı bir şekilde fırlatmaya hazır hâle getirilebilirler. Aynı zamanda çok daha ekonomiktirler. 

2018 yılında Savunma Sanayii Başkanlığı ve Roketsan iş birliğiyle Mikro Uydu Fırlatma Sistemi Geliştirme Projesi hayata geçirildi. Proje ile mikro uydular, yüksekliği en az 400 kilometre olan Alçak Dünya Yörüngesi’ne yerleştirilebilecek. Biz de Bilim Genç olarak Roketsan Mikro Uydu Fırlatma Sistemi Geliştirme Proje Yürütücüsü ve aynı zamanda İleri Teknolojiler ve Sistemler Grup Başkanlığı Uzay Sistemleri Müdürü olarak görev yapan Dr. Mehmet Ali Ak ile Mikro Uydu Fırlatma Sistemi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/mikro-uydu-firlatma-sistemi

 

HAKKIMDA-NİL GÜREL

                                                   HAKKIMDA DOKTORANT Nil GÜREL İletişim Bilimleri ve Sağlık Yönetimi Bilim Uzmanı Bağımsı...