NİL GÜREL

28 Şubat 2021 Pazar

 

İki ekonomi terimi olan züppe etkisi ve gösterişçi tüketim aslında ismen bakınca aynı şeyden bahsediyor gibiler. Ancak aralarında ufak farklılıklar var. Gösterişçi tüketim (İngilizce literatürde conspicuous consumption)  dediğimizde Instagram Effect olsa gerek günümüze işaret etmemiz beklenebilir. Ancak bu tüketim eğiliminin tarihçesi çok daha eskidir. 

Ayrıntılar: 

https://www.matematiksel.org/ekonomide-zuppe-etkisi-ve-gosterisci-tuketim-nedir/

 

Plastik kirliliği çığırından çıktı. Artık dünyanın en yüksek noktası Everest’ten, en derin çukuru Mariana’ya kadar her yerde plastik var. Hatta araştırmalara göre, 2050 yılına kadar denizlerimizde balıktan çok plastik olması bekleniyor.

Bu kirliliğe en çok yol açanlar da tek kullanımlık plastikler. Bunlar üretilen toplam plastiğin yaklaşık %40’ını oluşturuyor ve bizim birkaç dakika kullanıp atmamız için olan ürünler yüzyıllarca doğada kalmaya devam ediyor. Tek kullanımlık plastikler yasaklansın!

27 Şubat 2021 Cumartesi

 

Koronavirüs geçiren çocuklarda görülen ölümcül MIS-C hastalığının (Çocuklarda çoklu sistem inflamatuarı) ülke genelinde 100’ün üzerinde çocukta tespit edildiği, bunlardan 3’ünün hayatını kaybettiği ortaya çıktı. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, sadece kendi hastanelerinde bu hastalıktan 62 çocuğun tedavi görüp, kurtulduğunu söyledi. Ceyhan, “Çocukta 5 günden uzun süren ateş, deride morarma, döküntü, organlarda fonksiyon bozukluğu, göğüs ağrısı, karın ağrısı varsa acil hastaneye müracaat edilmesi lazım” dedi.


https://covid19.tabipacademy.com/2021/02/26/koronavirus-geciren-cocuklarda-olumcul-mis-c-tehlikesi/

26 Şubat 2021 Cuma

 

    Örtük Öğrenme Bağlamında İnancın Bilimsel Temelleri


Georgetown Üniversitesi'ndeki sinirbilimciler, örtük kalıp öğrenme adı verilen bir yetenek olan karmaşık kalıpları bilinçsizce tahmin edebilen bireylerin, evrende olayların kalıplarını yaratan bir tanrı olduğuna dair daha güçlü inançlara sahip olacaklarını ortaya koydular.

Araştırma sonuçlarını analiz etmeden önce örtük öğrenmenin ne olduğuna bakalım ne dersiniz? Örtük öğrenme diğer ifadeyle gizli öğrenme, hiçbir niyet kasıt olmadan kendiliğinden yani bilinçsizce gelişen bir öğrenme şeklidir. Öğrenme farkına varmadan gerçekleşir. Örneğin siz tabletinizde oyun oynarken o esnada açık olan televizyondaki müzik programında şarkı sözlerini ezberleyebilirsiniz. Örtük öğrenmenin önemini ortaya koyan psikolog E.C.Tolman(1886-1959), organizmaya pekiştireç vermeden ve dikkati başka şeye odaklı iken bile bir şeyler öğretebileceğini keşfetmiştir.

Bunun yanı örtük öğrenme,  doğal ortamda belli bir amaca ve plana bağlı kalmaksızın gelişi güzel yaşanan öğrenme olan “algın öğrenme”nin de bir parçasıdır.

Georgetown Üniversitesi'ndeki sinirbilimcilerin Nature Communications dergisinde bildirilen araştırmaları, dini inancı araştırmak için örtük kalıp öğrenmeyi kullanan ilk araştırmadır. Çalışma, biri ABD'de diğeri Afganistan'da olmak üzere iki farklı kültürel ve dini grubu kapsıyordu.

Amaç, örtük kalıp öğrenmenin bir inanç temeli olup olmadığını ve eğer öyleyse, bu bağlantının farklı inançlar ve kültürler arasında geçerli olup olmadığını test etmekti. Araştırmacılar aslında örtük kalıp öğrenmenin çeşitli dinleri anlamak için bir anahtar sunduğunu keşfettiler.

Georgetown'da Psikoloji ve Disiplinlerarası Program Bölümü'nde doçent olan araştırmanın kıdemli araştırmacısı ve Georgetown İlişkisel Biliş Laboratuvarı müdürü Adam Green "Düzen yaratmak için dünyaya müdahale eden bir tanrı veya tanrılara inanç, küresel dinlerin temel bir unsurudur" diyor

 Bu, Tanrı'nın var olup olmadığı ile ilgili bir çalışma değil, bu, beyinlerin neden ve nasıl tanrılara inanmaya başladıklarıyla ilgili bir çalışma olduğunu vurguluyor. Hipotezlerinin, beyinleri çevrelerindeki bilinçaltı kalıpları ayırt etmede iyi olan insanların bu kalıpları daha yüksek bir gücün eline atfetebildikleri olduğunu da sözlerine ekliyor. "Çocukluk ve yetişkinlik arasında yaşananlar gerçekten ilginç bir gözlemdi" diye açıklıyor. Veriler, çocuklar bilinçsiz bir şekilde çevredeki kalıpları fark ediyorlarsa, inançlarının dindar olmayan bir evde olsalar bile büyüdükçe artma olasılığının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde, bilinçsiz olarak etraflarındaki kalıpları anlamıyorlarsa, inançları büyüdükçe dindar bir evde bile olsalar azalır.

Çalışmada, örtük örüntü öğrenmeyi ölçmek için iyi kurulmuş bir bilişsel test kullanıldı. Katılımcılar, bir bilgisayar ekranında bir dizi nokta belirip kaybolurken izlediler. Her nokta için bir düğmeye bastılar. Noktalar hızlı bir şekilde hareket etti, ancak bazı katılımcılar - en güçlü örtük öğrenme yeteneğine sahip olanlar - dizide gizli kalıpları bilinçaltında öğrenmeye başladı ve hatta o nokta gerçekten görünmeden önce bir sonraki nokta için doğru düğmeye basmaya başladı. Bununla birlikte, en iyi örtük öğrenenler bile noktaların kalıplar oluşturduğunu bilmiyorlardı, bu da öğrenmenin bilinçsiz bir düzeyde gerçekleştiğini gösteriyordu.

Çalışmanın ABD bölümüne Washington, DC'den 199 katılımcıdan oluşan ağırlıklı olarak Hristiyan bir grup katıldı. Çalışmanın Afganistan bölümü Kabil'deki 149 Müslüman katılımcıyı kaydetti. Çalışmanın başyazarı, Green'in Georgetown'daki laboratuvarında ve Pennsylvania Üniversitesi'nde doktora sonrası araştırmacı olan Adam Weinberger idi. Ortak yazarlar Zachery Warren ve Fathali Moghaddam, Kabil'de veri toplayan yerel Afgan araştırmacılardan oluşan bir ekibi yönetti.

Warren, "Bu çalışmanın benim için ve ayrıca Afgan araştırma ekibi için en ilginç yönü, bilişsel süreçlerdeki kalıpları ve bu iki kültürde çoğaltılan inançları görmekti," diyor Warren. "Afganlar ve Amerikalılar, en azından dini inançta yer alan ve çevremizdeki dünyayı anlamlandıran belirli bilişsel süreçlerde farklı olmaktan çok benzer olabilirler. Birinin inancından bağımsız olarak, bulgular inancın doğasına dair heyecan verici içgörüler ortaya koyuyor."

Green, "Örtük kalıp öğrenmeye daha yatkın bir beyin, beynin kendisini dünyanın neresinde veya hangi dini bağlamda bulursa bulsun, bir tanrıya inanmaya daha meyilli olabilir," diye ekliyor, ancak daha fazla araştırmanın gerekli olduğunu da sözlerine ekliyor.

Green, "İyimser bir şekilde," diye sonuçlandırıyor, "bu kanıt, farklı inançlara inananlar arasında temel bir insan seviyesinde bazı nöro-bilişsel ortak zemin sağlayabilir."

Bu durumda niye bazı insanların Allah’a inanmadığını araştırırken ya da farklılaşan inanç tür ve derecelerini analiz ederken yani imanın bilimsel temellerini analiz ederken sadece kültürel ve toplumsal bağlamını hesaba katmadan kişilerin öğrenme biçimlerini de göz önünde bulundurmak analize fayda sağlayacaktır.

Kaynaklar:

https://www.sciencedaily.com/releases/2020/09/200909085942.htm

https://www.researchgate.net/publication/315502869_Algin_Ogrenme

 

Ülkemizde matematik alanında doktorasını tamamlayan ilk matematikçi olan Kerim Erim, yükseköğretimde matematik eğitimini yaygınlaştırmıştır. Bunun yanında çağdaş matematiğin ve mekaniğin matematik esaslarını eğitim müfredata dâhil etmiştir. Ayrıca Türkiye’de ilk defa matematik doktorası yöneten bilim insanıdır. Erim, ünlü bilim insanı Einstein ile görüşmüştür. Bu görüşmeyi, “Einstein ile Bir Saat” adlı yazısında anlatmıştır. Kerim Erim’in matematik terimlerini Türkçeleştirme çalışmalarında aktif görev aldığı da bilinmektedir. Kurultay çalışmalarında seçilen terimler, günümüzde halen aktif olarak kullanılmaktadır.

Ayrıntılar:

https://www.matematiksel.org/turkiyenin-ilk-doktorali-matematikcisi-ord-prof-dr-kerim-erim/

25 Şubat 2021 Perşembe



Düşük Karbonlu ve Döngüsel Ekonomi Odaklı Dönüşüm Çağrısına Kulak Verilmeli

İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) tarafından düzenlenen “VII. Sürdürülebilir Finans Forumu”nda Türkiye’nin Düşük Karbonlu ve Döngüsel Ekonomi Odaklı Dönüşümü Çağrısı’nın lansmanı yapıldı. Forumun açılışında konuşan BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben, “BDDK olarak, piyasa mekanizması içerisinde risklerin etkin yönetimine dayalı ihtiyati bakış açımızdan taviz vermeksizin, elimizden geldiği ölçüde 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na giden süreçte kolaylaştırıcı ve yönlendirici olmaya hazırız” dedi. 

Ayrıntılar:

 


Antik Mısır’ın “Mona Lisa”sı Olarak Adlandırılan 4.600 Yıllık Benzersiz Tablo

“Antik Mısır’ın Mona Lisa’sı” olarak adlandırılan 4.600 yıllık bir tabloda, soyu tükenmiş ve daha önce bilinmeyen bir kaz türü tespit edildi.

Ayrıntılar:

https://www.bizsiziz.com/antik-misirin-mona-lisasi-olarak-adlandirilan-4-600-yillik-benzersiz-tablo/

24 Şubat 2021 Çarşamba

 

   

Nasıl da hızla akıp geçiyor zaman. Hep bir adım ileriye. Nasıl geçiriyoruz peki anı? Sürekli tüketerek mi? Doymadan yiyerek mi? Uykuya dalıp giderek mi? Dünyevi işlere, zevklere kendimizi kaptırarak mı? Peki yarın öleceğini bilsen ne yapardın ey insan?

O yüzden unutmamalı ki bu dünya fani. Her anı Allah’ı zikretmekle, çalışmakla, okumakla, faydalı işlerle meşgul olmakla, zor durumda olanlara yardım etmekle, topluma, insanlığa faydalı olmakla geçirmeli. Az ye, az konuş, az uyu! Oku, öğren, araştır hakikate ulaş!

 Sait Çamlıca’nın şu güzel sözünü unutmamalı:”Midenin boş kalması gözlerinize, beynin boş kalması sözlerinize yansır”. Her anı Allah’ın ekseninde dolu dolu yaşayarak bu dünyaya geliş maksadımızı unutmadan geçirmemiz dileğiyle..

 



                     MESNEVİDEN KISSADAN HİSSELER

 

Bir avcı bir gün bir serçe avlar. Serçe dile gelerek; “Bana ne yapmayı düşünüyorsun?” diye sorar.

Avcı;

“Seni kesip yiyeceğim!”

Kuş da; “Vallahi benim etim ne lezzetlidir, ne de senin karnını doyurur! Ben sana üç şey öğreteyim, bunlar senin işine beni yemekten daha çok yarar. Bunların birincisini senin elindeyken söyleyeceğim, ikincisini karşıdaki ağaca konunca söyleyeceğim, üçüncüsünü de ileriye tepeye varınca söyleyeceğim!”

Avcı;

“Birincisini söyle öyleyse!”

Kuş;

“Elinden kaçırdığın şeyler için asla hayıflanma!”

Avcı kuşu elinden bırakır ve ikincisini de söylemesini ister. Kuş ağaca konar ve

“Olmayacak bir şeye sakın inanma!”der.

Sonra kuş uçar ve karşı tepeye konar ve şöyle der:

“Ey bahtsız adam! Eğer beni kesmiş olsaydın, kursağımdan her biri yirmi miskal ağırlığında iki tane inci çıkaracaktın!”

Avcı bunları duyunca kaçırdığı fırsatlara hayıflanarak dudaklarını ısırır ve der ki

“Hadi üçüncüyü söyle!”

“Sana söylediğim ilk iki nasihatı unuttun, üçüncüsünü ben sana nasıl söyleyeyim!..

Ben sana, elinden kaçırdığın şeye sakın hayıflanma, olmayacak şeylere sakın ha inanma demedim mi? Benim etim, kanım ve tüylerim yirmi miskal ağırlığında gelmezken, nasıl olur da kursağımda her biri yirmi miskal ağırlığında iki inci bulunduğuna inanırsın.

Kaynak: 

https://www.kissahisse.com/mesneviden-kissa-kissadan-hisseler/


 


    

Kovid-19’u Hafif Geçirenler Neandertallere Teşekkür Edebilir. Japonya’daki Okinawa Bilim ve Teknoloji Enstitüsü’nden ve Almanya’daki Max Planck Evrimsel Biyoloji Enstitüsü’nden araştırmacılar, Neandertallerden modern insanlara miras kalan bazı genlerin Kovid’i şiddetli geçirme ve yoğun bakıma ihtiyaç duyma riskini yaklaşık yüzde 22 azalttığını keşfetti.

Ayrıntılar:

 https://www.bizsiziz.com/kovid-19u-hafif-gecirenler-neandertallere-tesekkur-edebilir/

 


                                            SABIR


                 Denizin üzerindeki anlamlı pırıltılar

                 Neşe, kederini bizle paylaşan çağlayanlar

                Hayvanlar, bitkiler bize verilmiş armağanlar

                Hepsinde Allah var, tüm kainatta Allah yazar

 

                 Allah türlü türlü şekilde sınar insanları

                 Kiminin var hastalığı, kiminin kalp ağrısı

                 Düşün bir yetimleri, öksüzleri, yoksulları

                 Zorluklara sabretmeli, hep Allah’ı anmalı  

 

                     Akıcı Zeka ve Kristalize Zeka Teorileri


Dün Matematiksel'de yayınlanan yazımda akıcı zeka teorisi ve krisitalize zeka teorisini ele alıp analiz ettim. Faydalı olması dileklerimle keyifli okumalar:

https://www.matematiksel.org/akici-ve-kristalize-zeka-aradaki-fark-nedir/


23 Şubat 2021 Salı

 



Mutlu Bir Evlilik Sürdürmek DNA’mızda Bulunan Bir Gene Bağlı Olabilir

İnsanları, ilişkilerinde daha mutlu kılan ve daha güçlü ve sağlıklı bir evliliğe sahip olma olasılığını artıran bir gen tanımlanmıştır. 

Ayrıntılar:


https://www.bizsiziz.com/mutlu-bir-evlilik-surdurmek-dnamizda-bulunan-bir-gene-bagli-olabilir/

 

Koronavirüs salgını ile mücadele kapsamında alınan tedbirler solunum yolu enfeksiyonlarını azalttı. Doç. Dr. Jülide Ergil, “Önceden başvuran 100 hastamızdan 20’si grip ya da gribin getirdiği komplikasyonlara bağlı yoğun bakımlara yatardı. Ama şimdi bu sayı 1 ya da 2’dir. Ben bundan sonra grip olan insanların maskesiz gezmeyeceğini düşünüyorum. Yani toplumsal bir takım kurallarımızın da değişeceğini öngörüyorum” dedi.

Ayrıntılar:

https://covid19.tabipacademy.com/2021/02/22/koronavirus-tedbirleri-gribi-onledi/

21 Şubat 2021 Pazar

 


  BİR KUŞUN KANAT ÇIRPIŞI


Dünyadan bihaber daha bir çocuk

Henüz oturduğu rahat bir koltuk

Her şey pembe görünür, yaşam pek rahat

Bir gün uçurtma uçururken

Bakıverdi mi şöyle bir göğe

Ah! Ne güzel görünür bir kuşun kanat çırpışı

Şimdi karşıda duran genç bir insan

Artık o anda başlamıştır tasan

Eklenir art arda sorunlar, dertler

Yine de pek ortada değildir gerçekler

Hülyalara dalıp da baktı mı göğe

Eskisi gibi değildir bir kuşun kanat çırpışı

Yolda yürüyen şu yaşlı adam

Bir zamanlar değil miydi genç bir adam?

Kursağımızda kalır hayatın tadı

Artık her şeyin ne şekeri kaldı ne tuzu

Acılar da sevinçler de yaşanmamış gibi

Kafamızı sarar ölüm düşüncesi

Gökyüzünün rengi mavi değildir

Yaşlı adam göğe bakıp dua ederken

İşte o anda görünür bir kuşun son kanat çırpışı..   

20 Şubat 2021 Cumartesi

 

                    FİNANSAL ADALETSİZLİĞE SON VERİLEBİLİR Mİ?


Dünyada Sosyal işletmecilik ve MicroCreditCoin(MCC) ile finansal adaletsizliğe son verilebilir. John Berger’in şu anlamlı sözünü unutmamak gerek: “Asrımızdaki fakirlik, diğer çağlardaki gibi doğal kıtlıklardan değil, zenginlerin dünyaya dayattığı önceliklerden kaynaklanıyor. Bunun sonucu olarak, insanlık modern fakirlere merhamet etmiyor; onları çöpe atılacak gereksiz şeyler olarak görüyor”.

Nobel ödüllü Prof.Dr.Muhammed Yunus, sosyal işletmeciliğin harekete geçirilebilmesi için üç unsurun gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade eder: Bunların ilki sosyal işletme kavramının içselleştirilmesidir. Yeni bir işletme çeşidi olarak sosyal işletmeciliğin temelini insanların iyiliği ve bencil olmayışı oluşturur. İkinci olarak insanlar “iş arayan bireyler” olarak değil, “girişimci bireyler” olarak algılanmalı ve bu düşünce benimsenmelidir. Üçüncüsü ise yeni bir finanansal sistem oluşturulmalıdır. Buna göre yeni sistemde ekonomik merdivenin en dibindekilerin bu sistemden layıkıyla istifade etmeleri bilhassa düşünülmelidir.

Yunus’a göre sosyal sorunların çözümü sadece hükümetlere ve yardım kuruluşlarına emanet edilmemelidir. Sosyal işletmeciliğin de devreye girmesi elzemdir.

 


KİŞİLİK PSİKOLOJİSİ, ÖNYARGININ PSİKOLOJİSİ ve KAMUOYU GORDON ALLPORT ve WALTER LİPPMANN’IN GÖRÜŞLERİ ÇEÇEVESİNDE BİR DEĞERLENDİRME konulu makalem:


İlgili Linklerden okuyabilirsiniz:


https://www.academia.edu/750065/K%C4%B0%C5%9E%C4%B0L%C4%B0K_PS%C4%B0KOLOJ%C4%B0S%C4%B0_%C3%96NYARGININ_PS%C4%B0KOLOJ%C4%B0S%C4%B0_ve_KAMUOYU_GORDON_ALLPORT_ve_WALTER_L%C4%B0PPMANNIN_G%C3%96R%C3%9C%C5%9ELER%C4%B0_%C3%87E%C3%87EVES%C4%B0NDE_B%C4%B0R_


https://www.researchgate.net/publication/275578369_KISILIK_PSIKOLOJISI_ONYARGININ_PSIKOLOJISI_ve_KAMUOYU_GORDON_ALLPORT_ve_WALTER_LIPPMANN'IN_GORUSLERI_CECEVESINDE_BIR_DEGERLENDIRME


19 Şubat 2021 Cuma



                         SPİNOZA PROBLEMİ ÜZERİNE ANALİZ 



Karakterimiz kaderimiz midir? Friedrich'in(kitapta geçen karakter, psikoterapist)kucakladığı yeni psikoanalitik düşünce dalgasına göre geleceğin inşası geçmişte olanlar, fiziksel ve biyolojik bünyemiz(tutkularımız, korkularımız, amaçlarımız, takıntılarımız, benlik sevgimiz, diğerlerine karşı tavrımız) tarafından belirlendiği konusunda Spinoza'ya katılıyordu.

Peki Alfred Rosenberg 'in karakter tahliline baktığımızda nasıl oluyor da yapmacık, mesafeli, sevgisiz, sevilmesi imkansız, kendine dair hiçbir merak duymayan ama filozof geçinen biri füze gibi yükselebiliyordu? İnsan doğasını inceleyen herhangi bir öğrenci Rosenberg'in bu kadar yükselebileceğini öngörebilir miydi? Bunun kökeninde ne vardı acaba? Ne denebilirdi ki buna? Kader? Talih? Doğru zamanda doğru yerde bulunma şansımıydı ki? (Nazi Subayının Paradoksu/Spinoza Problemi-Irvın D.Yalom Kitabı üzerine kısa bir yorumum)

17 Şubat 2021 Çarşamba

YALNIZ ZAMANLAR

 

                                           YALNIZ ZAMANLAR



Zamanımızın bir özniteliği birçok insanın tekbaşınalıktan korkmasıdır. Oysaki en güzel eserleri yalnızlık getirmektedir.Zihnimiz sakinken gelecek kavrayışlarımız bilinçdışına çıkabilmektedir. Birey, usdışından yani deneyimin bilinçdışıdüzeylerinden korkuyorsa, sürekli meşgul kalmaya, çevresinde en yoğun gürültüyü muhafaza etmeye çabalar. Kierkegaad'ın şu güzel teşbihinde belirttiği gibi bu, geceleri tencere tava çalıp kurtları uzak tutmak için yeterince patırtı çıkartmaya çalışan ilk Amerikan göçmenlerinin tavrına benzer. Eğerki bilinçdışımızdan gelecek kavrayışları yaşamımıza alarak bilim, sanat veya edebiyatta yeni fikirler yeni eserler ortaya koymak isitiyorsak uyarıcılardan uzak, kendimizle başbaşa kaldığımız yalnız zamanlar oluşturmalıyız.

 

  20.y.y.'ın Önemli Psikologlarından:                                  Rollo May

Rollo May, ilk defa Avrupa’da ortaya çıkan ve felsefi bir temele sahip olan varlık analizini Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk defa uygulayan psikolog olarak bilinmektedir. May, uzun yıllar varoluşçu psikoterapinin savunuculuğunu yapmıştır. Psikoloji bilimine ve sanat teorisine önemli katkıları vardır. Önce May’i kısaca tanıyalım ne dersiniz..

                    Rollo May Kimdir?

Tam ismi Rollo Reen May’dir. 1909 yılında, mütevazi, dindar, yüksek eğitimli bir ailenin çocuğu olarak Amerika’nın Ohio eyaletinde Midwest kasabasında dünyaya gelmiştir. Çocukluk döneminde ebeveynleri boşanmış ve ablasına şizofreni teşhisi konulmuştur.

Rollo ismi, Jacob Abbot’un Rollo Kitapları isimli eserlerinin başkarakteridir. Anlamına gelince “çocukluk yıllarından itibaren ergenliği ve yetişkinliği boyunca erdemli bir şekilde yaşayarak, iyi bir insan olmayı öğrenen kişi”dir. Diğer yandan Rollo ismi Viking masallarında geçen kahraman Fargo karakterinin de ismidir.

May, isminin anlamını ve veriliş sebebini öğrendiğinde, bu güzel anlamdan dolayı mutlu olmuştur. Hayatı boyunca da isminin anlamını karşılayan bir karaktere sahip olmuştur. Yakın çevresi onun ismiyle bütünleştiğini, karakterinin ismiyle uyumlu olduğunu düşünmektedirler. Yakın arkadaşı olan akademisyen Robert Abzug, bir makalesinde “May’in karakteriyle çok uyumlu bir isim” ibaresini kullanmıştır.

Rollo May, ilk ve orta öğrenimini ailesinin yanında tamamlamıştır. 1926 yılında Michigan Devlet Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde yüksek öğrenimine başlamıştır. May’in üniversite yılları boyunca aktif bir öğrenci olduğu bilinmektedir. Yakın arkadaşları onun kişisel gelişimi için özel gayret göstererek verimli bir öğrencilik yaşadığını söylemektedirler.

1930 yılında Oberlin Üniversitesi’nde mezun olmuş ve bir süre boyunca Yunanistan’da öğretmen olarak çalışmıştır. Yunanistan’da çalışırken yaz aylarında Viyana’ya giderek Adler ile çalışmıştır. Daha sonra Union Teological Seminery üniversitesinde din alanında eğitim almış sonrasında psikoloji alanına geçiş yapmıştır.

Colombia Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında doktora eğitimi almıştır. Doktora eğitiminden sonra New York’ta kendi çalışma yerini açmıştır. Ayrıca William Alanson Enstitüsü’nde analist ve süpervizör olarak çalışmıştır. May, aynı zamanda San Francisco’daki Saybrook Lisansüstü Eğitim ve Araştırma Merkezi’nin kurucularından ve öğretim üyelerinden birisidir.


          Rollo May'in Psikolojik Analizi

 

Rollo May, Varoluşçu psikolojinin önemli temsilcilerindendir. Psikoloji bilimine yeni bir yön vermiştir. Psikoloji ve felsefeyi bağlayan çarpıcı bir yaklaşım ortaya koymuştur. Teolog Paul Tillich ile yakın arkadaştı ve yaklaşımının şekillenmesinde onun da görüşleri etkili olmuştur. Hatta Yaratma Cesareti kitabına ismini koymakta Paul Tillich’in Varolma Cesareti isimli kitabı ilham olmuştur. Ayrıca Tillich, May’in Heidegger ve Kierkegaard’la aşinalığını da sağlamıştır.

May, Freud’a ait her yazıyı okumuştur. 20’sindeyken Alfred Adler’le tanışmıştır. Fakat Adler’in aşağılık kuramındaki kaygı kuramını aşırı basitleştirilmiş ve genel bulmuştur.

May’e göre insanların içinde kaygıya sebep olan zıt zorlamalar vardır. Bireyin bu zıtlıklarla başa çıkması onun varoluşunu etkilemektedir.  Örneğin ölüm kaygısı kimi insanları eserler oluşturmaya, faydalı bir şekilde varolmaya iterken kimilerini de boş vermişliğe ve hatta suç işlemeye itebilir.

Ayrıca May, bireyin üç farklı dünyada aynı anda yaşamını idame ettirdiğini ve bu üç dünyada dengeyi kurabilirse sağlıklı bir yaşam sürdürebileceğini belirtmektedir. Peki bu üç dünya neyi ifade etmektedir? Birey verili doğal bir çevrede dünyaya gelmektedir. Buna doğal dünya deniyor. Aklı sayesinde de sosyal bir dünya oluşturarak üstün bir statüye kavuşmaktadır. Sosyal dünya sayesinde varlığını sürdüren bireyin bir de psikolojik bir dünyası vardır. Her birey dünyayı kendine özgü gözlükleriyle algılamaktadır.

May’in birey anlayışı dinamik, değişken ve çok boyutludur. O yüzden May, sabit, tek boyutlu ve indirgemeci birey anlayışına dayalı bütün psikolojik yaklaşımlara karşıdır. Ona göre her birey kendine özgüdür. O nedenle aşırı teknik ve yargılara sahip idealist ve metaryalist kuramlar yerine varlık analizine dayalı bir psikoterapi yöntemi kullanır.

Buna göre hasta tedavisinde empati kurarak hastanın dünyasını bizzat hastanın gözüyle kavramak önemlidir. Böylece her hastanın kendi özel durumuna göre tedavi edilmesi mümkün olabilmektedir.

                  Rollo May'in Sanata Katkıları

May, önemli eseri Yaratma Cesareti ile sanat teorisine de önemli katkılar sunmuştur. May’in yaratıcılık anlayışı farklı perspektifler üzerinden şekillenmektedir. Buna göre cesaret, karşılaşma ve ara verme olarak ifade edebileceğimiz zamanlar yani bilinçdışı süreçler olan üç ana perspektif üzerinden yaratıcı edimi analiz etmektedir.

İlk perspektif cesarettir. Eserinde üç tür cesaretin olduğunu belirtir: Fiziksel, moral ve toplumsal. May, cesaretin bir parakoksu olduğunu belirtmiştir. Buna göre kendimizi tüm bir dolulukla adamalıyız ama aynı zamanda yanılıyor olabileceğimizin de farkında olmalıyız.

Moral cesaret yanlışların düzeltilmesiyken, onun kontrastı olan yaratıcı cesaret yeni bir toplumun inşasında yeni biçimlerin, yeni sembollerin, yeni modellerin bulunmasıdır. Yaratma cesareti bir nevi başkaldırıdır. Picasso’nun dediği gibi “her yaratma edimi, ilk önce bir yıkma edimidir”.

             Yaratıcılık ile Delilik Arasındaki İnce Çizgi

May, yaratıcılığın kendi özel kültürümüzde ciddi psikolojik sorunlarla bütünleştiğini kabul etmektedir. Fakat bazı psikolojik yaklaşımlarda söylendiği gibi bunun salt bir neden olduğunu düşünmemektedir. Bu anlayışı; “sanatçıların nevrozunu psikanalizle tedavi edersek artık yaratmayacaklar mı?”diye sorgular.

Gelelim ikinci perspektife. Yaratıcı edimin olmazsa olmazı karşılaşmadır. Örneğin ressamlar güzel bir manzarada May’in tabiriyle emilir, yutulurlar. Bunu iç hayalle, bir fikirle dışa vurabiliyorlarsa o zaman has yaratıcılık ortaya çıkar. Eğer ki karşılaşmadan haz alıp anın verdiği güzel duygularla kendilerini kısıtlarlarsa o zaman yaratıcılık yarım kalır. Bu da “kaçak yaratıcılık” olur. Gündelik dildeki karşılığını “heves” olarak düşünebiliriz.

Kişinin yaratıcı ediminde yoğunlaşma ve vecd hali olmalıdır. May’e göre vecd, esnasında kişi entelektüel, iradi ve duygulanımsal işlevlerinin hepsi aynı anda işlevseldir. Burada esas nokta gömülmenin yani yoğunlaşmanın derecesidir.  Ancak vecd halinde bir nesne net olarak görülebilir.

Bir diğer önemli nokta da bilinçli çalışmayla sürdürülen ara verme ya da rahatlama dediğimiz anlarda ortaya çıkan bilinçdışı durumlardır. Gerek bilimsel gerek sanatsal yaratıcılıkta yoğunlaşmanın önemi büyüktür ama rahatlama zamanları yeni fikirlerin ortaya çıkışını sağlayabilir. Sakin zihinde bilinçdışı olan bilince taşınır.  Şu hikâyeyi hepimiz biliriz:  Newton, elma ağacının altında otururken kafasına elma düşer ve Newton, “Buldum!” diyerek, yer çekimini keşfeder.

                     May'in Son Yılları

Rollo May, yaşam boyu bilime olan katkılarından dolayı, 1987 yılında, Amerikan Psikoloji Derneği’nin Altın Madalya ödülüne layık görülmüştür. May’in izni ve katılımıyla, bu anlamlı yılda, Saybrook Mezunlar Enstitüsü’nde (Saybrook Institute), Rollo May Düşünce Merkezi açılmıştır. Burada geniş bir kütüphane kurularak, Rollo May’in fikirlerini geliştirecek özgün çalışmaların yapılması için genç araştırmacılar teşvik edilmiştir. Bu enstitü farklı birçok kurum ve kuruluş tarafından da hala desteklenmektedir.

Doktora eğitimi sırasında iki yıl sanatoryumda kalmasına neden olan tüberküloza yakalanmış, iyileşme döneminde zamanını geçirmiştir. Bu süre içinde Kaygının Anlamı kitabını kaleme almıştır.

1994'ün Ekim'inde hayata veda etmeden önceki son yıllarını San Francisco Körfez Bölgesi'ndeki Tiburon'da geçirmiştir.

Rollo May, Otto Rank'i varoluşçu psikoterapinin en önemli öncülerinden biri olarak görmüştür. Ölümünden kısa bir süre önce May, Rank'in derslerinin Robert Kramer tarafından derlendiği bir esere yazdığı önsözde, "Otto Rank'i, uzun bir süredir Freud'dan etkilenen büyük ama keşfedilmemiş bir dahi olarak görüyorum." demiştir.

May, hayatı boyunca çevresi tarafından sevilen biri olmuştur. Çalışkanlığı, azmi ve akademik zenginliği ile takdir toplamıştır. Ölümünden sonra, kişiliği ve akademik yaşantısı hakkında birçok olumlu yazı yazılmıştır. Örnek yaşantısından dolayı May, Amerikan
psikoloji geleneğinde, William James’ten sonra ikinci büyük düşünür olarak kabul edilmektedir.

Kaynaklar ve İleri Okumalar

https://www.britannica.com/biography/Rollo-Reece-May

https://tr.wikipedia.org/wiki/Rollo_May

https://www.worldcat.org/title/rollo-mayin-birey-ve-din-anlays-the-idea-of-individual-and-religion-in-the-thought-of-rollo-may/oclc/780553322

May, Rollo, Yaratma Cesareti, Metis Yayınları


 

       Ordusuz Bir Dünya Mümkün Olabilse

Farklılığın birlikteliğine dayanan, hoşgörü ve merhametin olduğu mutlu bir dünya hayal edin. Ne güzel bir resim değil mi? Peki ordu olmadan güvenlik mümkün olabilir mi? Bu soru zihnmizde çelişkiler yumağı haline gelebilir. Ama araştırınca dünyada askeri güçleri olmadan toprak egemenliğini koruyan pek çok ülke mevcut. World Factbook'a göre, Kosta Rika, İzlanda, Panama, Mikronezya ve Marshall adaları da dahil olmak üzere aktif askeri gücü olmayan 31 ülke bulunuyor. Hukuk düzenleri de bunu destekliyor. Örneğin Koska Rika anayasasına göre 1949 yılından bu yana ülkede ordu bulunması yasak. Polis gücünün bulunma amacı sadece güvenliğin sağlanması.

Peki diyeceksiniz ki terörist faaliyetler nasıl önlenecek? Tüm dünyada küreselleşme yerini yerelleşmeye bırakabilse, kapitalizmin yerini merhametli bir sistem alabilse, siyasi açgözlülük yok edilebilse herkes bu bilince sahip olabilse ne güzel olurdu dimi?

                                                                                              

    Soda Vergisinden Gelen Sağlık veToplumsal Fayda

Şekerli içeceklerin sağlığa zararlı olduğu bilim insanları tarafından kanıtlanmıştır. Harvard TH Chan Halk Sağlığı Okulu'nda Sağlık Sosyolojisi Profesörü Steven Gortmaker’ın da vurguladığı gibi şekerli içecekler insanları yavaş yavaş öldürmektedir.

Her ne kadar kulağa korkunç gelse de şekerli içecekler bir tür sigara gibidir. Kötü etkiler kısa vadede görünmezken, kilo artışı yıllar içinde birikerek adeta kartopu etkisi gibi kendinizi 30-40 yıl sonra obez olarak bulabilirsiniz.

Peki Şekerli İçeceklerin Tüketimi Nasıl Sınırlandırılmalı?

Her ne kadar sosyal sorumluluk çerçevesinde bilinçlendirme yapılsa da zararlı tüketimlerin azaltılması için daha etkili uygulamalara geçmek gerekebilir. Gortmaker, şekerli içeceklerin tüketimini azaltmak için vergilendirmenin doğru bir politika olduğunu belirtmektedir. Amerika’da ve bazı Avrupa ülkelerinde uygulanan bu vergi “soda taxes” olarak isimlendirilmektedir. Detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

Aynı vergi türevi ülkemizde de ÖTV olarak uygulanmaktadır. Böylece kişi meşrubat
 içeceğinin alımı için ek bir miktar olarak para ödemektedir. Avukatlar, sosyologlar, ekonomistler soda vergisinin sağlıklı beslenme ve iyi yaşam tarzını benimseme noktasında fayda sağlarken ülke ekonomisine de getiri sağladığını ortaya koymakta ve bu politikayı savunmaktadırlar.

Örneğin; Gortmaker, sigara tüketimini azaltmak için de aynı politikanın uygulandığını ve faydasının görüldüğünün altını çizmektedir. Klinik Hukuk Profesörü ve Harvard Hukuk Fakültesi Gıda Hukuku ve Politika Kliniği başkanı Emily Broad Leib da uygulamaya destek vermekte ve elli yıl önce Amerikalıların % 1'inden daha azının Tip 2 diyabet hastası olduğunu belirtmektedir. Şimdi ise Tip 2 Diyabet %10’a yaklaşan vahim bir tablo ile karşımıza çıkmaktadır. Leib’ın da belirttiği gibi bu, Amerikada’ki ciddi bir sağlık krizini ortaya koymaktadır. Ülkede artan obezite ve diyabet oranları nedeniyle tüketimde kısıtlama olması için vergi alınma yoluna gidilmiştir.

Soda Vergisi Gerçekten Fayda Sağlıyor mu?

Chicago Illinois Üniversitesi’nin, Amerika’da Cook County'deki içecek satışları üzerine yaptığı bir araştırma, 2017'de dört ay boyunca ilçede şekerli içeceklere ons başına bir kuruş vergi uyguladığında vergilendirilen içeceklerin alımlarının % 21 azaldığını göstermiştir.

Chicago Halk Sağlığı Okulu Illinois Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen çalışmanın bulguları Annals of Internal Medicine bülteninde yayınlanmıştır.

Bu çalışma, Cook County'nin 2017 şekerli içecek vergisinin hem amaçlanan hem de amaçlanmayan etkisini kapsamlı bir şekilde değerlendirdi ve verginin, Tip II diyabet gibi kronik hastalıklara katkıda bulunduğu bilinen birçok içeceğin tüketimini azaltmada etkili bir yöntem olduğunu gösterdi.

Soda Vergisinin Net Mal Olarak Fayda Sağladığı Bulundu

New York Üniversitesi ekonomistlerden oluşan bir ekip, soda vergilerinin,- sağlık yararları ve tüketici davranışlarının analizine dayalı bir değerlendirmede "net mal" olarak hizmet ettiği sonucuna varmıştır. Uzun süredir devam eden sigara vergilerine benzer avantajlar gören çalışma, aynı zamanda tüketimi sınırlandırma konusunda mevcut pek çok politikadan çok daha etkili politika parametreleri de sunuyor. Örneğin bir sosyal sorumluluk projesi soda vergisi kadar tüketimi sınırlandırmada etkili olamıyor.

New York Üniversitesi, Pennsylvania Üniversitesi'ndeki Wharton Okulu ve California Üniversitesi, Berkeley'deki araştırmacılar tarafından yapılan analiz, Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu (NBER) çalışma raporu olarak yayınlandı.

New York Üniversitesi'nden Hunt Allcott, Wharton'dan Benjamin Lockwood ve Berkeley'den Dmitry Taubinsky isimli araştırmacılar, çalışmalarının şekerli içeceklerin sağlığımız için kötü olduğunu açıkça ortaya koyduğunu belirtiyorlar. "Çalışmamız, bir vergi uygulayıp uygulamamamız gerektiğine dair genel ekonomik mantığı değerlendirmek için bir sonraki adımı atıyor. Ekonomik bir çerçeve kullanarak, sodanın vergilendirilmesinin topluma net faydalar sağladığını gösteriyoruz" diyorlar.

  

Fayda değerlendirmesinde; sağlık etkileri insanların şekerli içecekleri içmekten aldıkları keyif, vergi gelirlerinin değeri ve diğer faktörleri hesaba katarak analiz yapılıyor.

Araştırmacılar, ülke çapında bir soda vergisinin her yıl topluma 7 milyar dolar net fayda sağlayacağını tahmin ediyor

Araştırmacılar, soda vergilerinin hem düşük hem de yüksek gelirli insanlara fayda sağladığını tahmin ettiklerini belirtiyorlar. Düşük gelirli insanlar daha çok şekerli içecek içer ve dolayısıyla soda vergisi onların tüketimini sınırlar. Böylece sağlıklarına da daha az soda içmek sayesinde daha fazla fayda sağladığını vurguluyorlar.

Uygulamanın Sağladığı Faydalar Olumsuzlukları Aşıyor

Muhalifler soda vergisi uygulaması nedeniyle devleti bir nevi “dadı devleti” olarak nitelendirmektedirler. Bunun bireysel özerkliğe bir saldırı olduğunu ayrıca uygulamanın yerel işletmelere zarar verdiğini söylüyorlar. Diğer yandan soda vergisi uygulamasının Amerikada’ki ciddi sağlık krizini çözme yolunda etkili bir uygulama olduğu görülmektedir. Araştırmacıların da vurguladığı gibi, ortalama olarak 12 onsluk bir kutu kola içmenin, kişiye yaklaşık 10 sent sağlık masrafı getireceğini tahmin ediyorlar. O yüzden soda vergisinin toplumsal faydası gerçekten de olumsuz denebilecek sonuçları kat kat aşıyor. Ciddi sağlık sorunlarını çözme noktasında mevcut şartlarda etkili bir çözüm yolu olmayı sürdürüyor.

Aynı vergi türevinin ülkemizde ne tür sonuçlara yol açtığını görmek konuyu çok boyutlu analiz etmede önem taşımaktadır. Maliye Bilim Uzmanı Ersan Özkan ve Dr. Öğretim Üyesi Simla Güzel'in de belirtiği gibi ülkemizde obezitenin ekonomik maliyetlerine ilişkin fazla çalışma bulunmamaktadır. O yüzden obezitenin ekonomik maliyetleri ve obezite ile mücadelede ekonomi politikalarını ele alacak çok boyutlu akademik çalışmalar yapılması önem taşımakta. Ülkemizde söz konusu çalışmaların bir parçası olarak şekerli meşrubatlarda uygulanan ÖTV vergisinin ne tür sonuçlara yol açtığını fayda boyutunu da analiz edecek çalışmalara ihtiyaç var.

Kaynaklar ve İleri Okumalar:

https://www.sciencedaily.com/releases/2019/05/190520081918.htm

https://www.sciencedaily.com/releases/2020/02/200225101318.htm

https://news.harvard.edu/gazette/story/2020/02/in-soda-tax-fight-experts-hear-echoes-of-tobacco-battles/

https://www.researchgate.net/publication/324847602_Soda_Taxes_The_Importance_of_Analysing_Policy_Processes_Comment_on_The_Untapped_Power_of_Soda_Taxes_Incentivising_Consumers_Generating_Revenue_and_Altering_Corporate_Behaviours

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/458052

                                                                                                   

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM Çalışmalarımı takip edebileceğiniz, okuyabileceğiniz linkler(Sıra...