NİL GÜREL

31 Mayıs 2021 Pazartesi

 Bilim İnsanları 8 Haftada Üç Yaş Gençleşmenin Yolunu Buldu

Bilim İnsanları 8 Haftada Üç Yaş Gençleşmenin Yolunu Buldu. Bulgular, bu yaşam tarzına bağlı kalmanın, hücrelerin biyolojik yaşlanma sürecinde “istatistiksel açıdan anlamlı” azalmalar sağladığını gösterdi.

Yeni bir araştırma bireylerin beslenme düzeni ve yaşam tarzı değişiklikleriyle yaşlanma sürecini gerçekten tersine çevirebileceğini ortaya koydu.

Çığır açan klinik deneyde bilim insanları, DNA metilasyonu ismi verilen kimyasal değişimi dengeleyerek bireylerin biyolojik yaşlarını sadece 8 haftada üç yıl geriletebildiklerini keşfetti.

Ayrıntılar:

https://www.bizsiziz.com/bilim-insanlari-8-haftada-uc-yas-genclesmenin-yolunu-buldu/


Hyperion, 115.61 metrelik boyuyla dünyanın yaşayan en uzun ağacı olarak ölçülen sahil sekoyasıdır. Amerika Birleşik Devletleri, Kaliforniya eyaletindeki Redwood Ulusal ve Eyalet Parkı'nda bulunur.

Kaynak: Bilim Otağ

29 Mayıs 2021 Cumartesi

Günümüzden yaklaşık yedi yüzyıl önce Tunus’ta doğmuş İslam tarihçi, sosyolog, düşünür ve devlet adamı İbn-i Haldun Mukaddime adlı eserinde bir toplumun çöküş belirtilerini şu on maddede toplar:

 1-Dayanışmanın yok olması

 2-Üretimin zayıflaması

 

 3-Tüketim çılgınlığı

 

 4-Vergiler

 

 5-Liyakatisizlik olması

 

 6-Adaletsizlik

 

 7-Umutların kırılması

 

 8-Göçün hızlanması

 

 9-İblisane gurur ve kibir


 10-Gösteriş, riyakârlık ve yalakalık

 Cahil insan(bilgisiz insan) yeme, içme, zevk peşinde koşan insandır. 

                                                                                               Farabi

28 Mayıs 2021 Cuma

Yeni Çalışma: Küresel Sıcaklık Artışı 5 Yıl İçerisinde 1,5 Derecenin Üzerine Çıkabilir

Dünyanın, küresel ısınmanın sınırlandırılması için eşik olarak belirlenen seviyeye, gelecek beş yıl içinde ulaşacağı öngörülüyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) raporuna göre 2025’e kadar, dünyanın sanayi öncesi seviyelerin 1.5 derece üzerinde ısınması ihtimali %40 oranında. Paris İklim Anlaşması’nın belirlediği düzenlemeler küresel ısınmanın 2 C derecenin altında tutulmasını, sınır hedefin de 1.5 C derece olmasını öngörüyordu.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre WMO’nun araştırması, İngiltere’nin meteoroloji birimi Met Office ve aralarında ABD ile Çin’in de bulunduğu 10 ülkede görevli bilim insanlarının modellemelerini temel aldı.

Son on yıldan birinde, 1.5 derece eşiğe ulaşma ihtimali daha önceki araştırmalarda %20 oranında görülüyordu. Yeni değerlendirmeler bu oranı %40’a yükseltti.

BBC’ye konuşan Met Office’te görevli üst düzey bilim insanı Leon Hermanson, 1980-1990 döneminde öngörülen derecelere kıyasla yeni oranların çok büyük bir artışa işaret ettiğini söyledi ve “Bu, 1.5 dereceye yaklaştığımız anlamına geliyor. Henüz o eşikte değiliz ama yaklaşıyoruz. Güçlü bir şekilde harekete geçmek için zaman daralıyor, buna şimdi ihtiyacımız var” dedi.

Araştırmacılar, gelecek beş yıldan birinde ısınma, sanayi öncesi döneme kıyasla 1.5  derecenin üstüne çıksa bile bunun geçici bir durum olacağını da ifade ediyor.

Doğal değişkenlikler, gelecek birkaç yılın biraz daha soğuk olabileceği anlamına geliyor. Küresel ısınmanın 1.5 derecelik eşiği kalıcı olarak aşmasının 10 ya da 20 yıl alabileceği belirtiliyor.

Imperial College London’a bağlı Grantham Enstitüsü’nde Araştırma Birimi Başkanı Dr. Joeri Rogelj, “Met Office’in 1.5 derecesi, Paris İklim Anlaşması’nın 1.5 derece sınırı ile karıştırılmamalı” diyor ve şöyle açıklıyor: “Paris Anlaşması hedefleri küresel ısınmaya atıf yapıyor – bu da, yıl yıl değişkenler giderildiğinde gezegenin ısısındaki artış demek. Yalnızca bir yıl 1.5 dereceye ulaşılması, Paris Anlaşması’nın sınırlarının aşıldığı anlamına gelmez ama yine de çok kötü bir haber. Bize, iklim hareketinin ne kadar yetersiz olduğunu gösteriyor. Küresel ısınmanın durdurulması için emisyonların sıfıra indirilmesi gerekiyor.”

BM’nin 2018’de düzenlediği iklim panelinin raporu, küresel ısınmanın 1.5 dereceyi aşması durumunda iklim değişikliğine etkisinin de çok büyük olacağını ortaya koymuştu.

Mevcut tahminlere göre, son dönemde seragazı emisyonlarında kesintiye gidileceği sözleri verilmesine rağmen, dünya 3 dereceye kadar ısınma yolunda ilerliyor.

WMO’nun Genel Başkanı Prof. Petteri Taalas, yeni araştırma sonuçlarının “istatistiklerden daha fazlasına işaret ettiğini” söyledi: “Bu araştırma, yüksek bilimsel beceriyle, Paris İklim Anlaşması’nın belirlediği düşük hedeflere ölçülebilir ve dosdoğru bir şekilde ilerlediğimizi gösteriyor. Bu, dünyanın sera gazı emisyonlarını kesme taahhütlerini en kısa zamanda yerine getirmesi ve karbonsuzluğun sağlanması için bir uyarıdır.”

Reading Üniversitesi’nde görevli iklim bilimcisi Prof. Ed Hawkins de eğer yeni tahminlerin doğru olduğu kanıtlanırsa “bunun, Paris İklim Anlaşması’nın eşiğinin aşıldığı anlamına gelmeyeceğini” söylüyor.

Hawkins, 2016’da iki ay ısınmanın 1.5 dereceye çıktığını hatırlatıyor ve geleceğe ilişkin uyarıyor: “İklim ısındıkça, 1.5 derecenin üstüne çıkan aylar daha çok olacak. Sonra birkaç ay, bütün bir yıl, iki ya da üç yıl, sonunda da her yıl ortalama 1.5 derecenin üstüne çıkacak.”

Hawkins, 1.5 derecenin “geçiştirilecek sihirli bir sayı olmadığını” da belirtip şu yorumu yaptı: “Bu uçurumun kenarı gibi değil, daha ziyade eğimli bir arazideymişiz gibi, iklim ısındıkça etkisi giderek daha kötü olacak. Isınmanın sınırlandırılması için bir sınır çekmeliyiz ama daha şimdiden İngiltere’de ve dünyanın başka yerlerinde iklim değişikliğinin etkisini gördüğümüzü fark etmeliyiz, bu etkiler giderecek daha güçlü olacak.”

Kasım ayında İskoçya’nın Glasgow şehrinde COP26 İklim Zirvesi düzenlenecek. Zirvede, dünya liderlerinin iklim kriziyle mücadelesinde daha güçlü adımlar atması hedeflenecek.

https://www.iklimhaber.org/yeni-calisma-kuresel-sicaklik-artisi-5-yil-icerisinde-1-5-derecenin-uzerine-cikabilir/

25 Mayıs 2021 Salı

 Koronavirüs: Pandemi Ne Zaman Son Bulacak?

Sevdiklerimize gönül rahatlığıyla sarılmayı, maske takmadan, test olmadan, mesafe korumadan, barlar ve kafelerde dostlarımızla koyu sohbetlere dalmayı özledik. Peki, salgın ne zaman sona erecek?

Koronavirüs salgını döneminde iki farklı gelişmeye tanıklık ediyoruz. Bir tarafta herkesin sabırsızlıkla beklediği görüntülere sahne olan, hayatın büyük ölçüde normale döndüğü, Yeni Zelanda, diğer tarafta Covid-19 ölümlerinin önüne geçilemediği Hindistan.

Yeni Zelanda’nın başkenti Wellington’da düzenlenen rock konserinin fotoğrafları tüm dünyaya yayıldı. On binlerce kişinin mesafe ve maske olmaksızın yan yana, sevdikleri müziklere eşlik ettiği konserin görüntülerini herkes imrenerek izledi.

Salgının kontrol altına alınamadığı Hindistan gibi ülkelerde ise virüsün yıkıcı etkisi sürüyor. İkinci dalga sırasında sağlık sistemi çöken Hindistan’da Ganj Nehrin’deki cesetler, pandeminin yol açtığı felaketi akıllara kazıyan görüntülerden sadece bir bölümünü oluşturuyor.

Uzmanlar umut veriyor

Yaklaşık bir yıldır salgının ne zaman sona ereceği sorusuna yanıt aranıyor. Bugüne kadar bu soruya yanıt verilemiyor, belirsizlik karamsarlığa yol açıyordu.

Önde gelen Alman virolog ve sağlık uzmanlarının “iyi bir yaz” öngörüsüne vurgu yapmaya başladıkları andan itibaren, Almanya’da salgında sona gelindiği yönündeki umutlar arttı.

Almanya’da salgın verilerini izleyen Robert Koch Enstitüsü’ne (RKI) göre, 7 günlük her 100 bin kişide görülen Covid-19 vaka sayıları 100’ün altına düşüyor. Her gün aşılananların sayısı hızla artıyor.

Gerçekten tünelin sonuna mı gelindi?

ABD’de de uzmanlar iyimser. John Hopkins Üniversitesi’nden Justin Lessler, Washington Post gazetesine, pandeminin sona ereceği günün öngörülemeyeceğini söylemekle birlikte “aşının galip çıktığı” izleniminin güç kazanmakta olduğunu açıkladı.

Beyaz Saray danışmanı virolog Anthony S. Fauci de “Covid-19 bir salgın olmaktan çıkacak” dedi.

ABD’nin sonbahara kadar ABD halkının yüzde 70’ini aşılaması halinde salgından, virüsün kontrolü evresine geçileceğini söyledi.

Batılı ülkeler için bu büyük ölçüde geçerli bir durum olacak. Ama bu evreye girilebilmesini önleyen bazı etkenler gözardı edilemez.

Sürü bağışıklığı sınırı artıyor

Bilim insanları, sürü bağışıklığı için virüse karşı bağışıklık kazanmış olması gereken nüfus oranının yüzde 60 ila yüzde 70 dolayında olması gerektiği öngörüsünde bulunmuştu.

Ancak artık virüsün öngörülenden daha bulaşıcı olduğu biliniyor ve uzmanların çoğunluğu salgının son bulması için insanların yüzde 80’inin aşılanması gerektiğini ifade ediyor.

Mutasyon endişesi

Virüsün yüzde 30 oranında daha hızlı yayılmasına sebep olan İngiltere, Güney Afrika, Brezilya ve Hindistan varyantları da bilim dünyasını endişelendiriyor.

Bilim insanlarının hesaplamalarına göre bu mutasyonlar ışığında sürü bağışıklığı için aşılanması gerekenlerin oranı yüzde 90’a yükseliyor. Ayrıca özellikle Güney Afrika varyantında, aşıların etkili olma oranının da gerileyebileceği belirtiliyor. Örneğin viral vektör temelli AstraZeneca aşısının bu varyanta karşı ancak yüzde 10 ila 57 dolayında koruma sağlayabildiği, mRNA bazlı Biontech aşısının ise daha etkili olduğu ifade ediliyor.

Aşı olmaları önerilmeyenler

Ağır vaka ve ölümleri önleyebilen aşıların, virüsün yayılmasını önlemede ne oranda etkili olduğu henüz tam olarak bilinmiyor. Bugüne kadar yapılan çalışmalar, aşılıların virüsü bulaştırma oranının yüzde 67 ila 94 oranında olduğuna işaret ediyor.

Sürü bağışıklığı için gerekli aşılanma oranlarına ne kadar zamanda ulaşılabileceği öngörülemiyor. Yeterli sayıda aşı tedarik edilse dahi Dünya Sağlık Örgütü’nün aşı olmalarını önermediği kişiler var. Örneğin hamileler, çocuklar ve alerjisi olanlar.

Herkes de aşı olmak istemiyor

Sürü bağışıklığına ulaşılmasını önleyebilecek muhtemel bir diğer etken de aşı olmak istemeyenler oluşturuyor. Örneğin ABD’de aşılananların oranı Nisan ayı ortası itibariyle gerilemeye başladı. İlk aşısını olanların yüzde 8’i ikinci aşı için başvurmadı. Kimi eyaletler aşılanmayı çekilişlere katılım, müze biletleri, yemek ve içecek ile teşvik etmeye çalışıyor.

İsrail’de de Mart ayından bu yana aşılananların sayısı Mart ayı itibariyle azaldı.

Benzer bir gelişme Almanya’da da yaşanabilir. Robert Koch Enstitüsü’nün bir araştırmasına göre aşı, kişilerin aşılanmayı kabul etme kararında önemli bir etken. Örneğin BioNTech-Pfizer ya da Moderna gibi mRNA aşısını olmaya onay verenlerin sayısı, AstraZeneca aşısını olmayı kabul edenlerden yüksek.

İleri yaştaki kişilerin aşı olmayı kabul etme oranı da daha yüksek. Bu daha genç nüfusun bir bölümünün aşı olmak istemeyeceği anlamına gelebilir. Ayrıca aşıların virüse karşı yaklaşık 6 ay etkili koruma sağladığı, bir süre sonra yeniden bir aşının yapılması gerekebileceği belirtiliyor.

Sabredersek salgın son bulacak

Ancak uzmanlar, belirli bir süre sonra salgının ivmesinin yavaşlayacağı, pandamı tanımından çıkacağı görüşünde. Hatta Covid-19’un mevsimsel virüsler arasında yerini alacağı, çocuklar aşı olmadıkları müddetçe bir ihtimal çocuk hastalığına dönüşebileceği öngörüsü dile getiriliyor.

Ünlü Alman virolog Christian Drosten, salgının son bulması için yaklaşık bir buçuk yıl daha sabredilmesi gerekeceği görüşünde.

O noktaya gelebilmek için bir süre daha önlemlere uymak, hem kendimizi hem de çevremizdekileri virüse karşı korumak zorundayız.

Kaynak: https://www.dw.com/tr/koronavirüs-pandemi-ne-zaman-son-bulacak/a-57619565


https://covid19.tabipacademy.com/2021/05/25/koronavirus-pandemi-ne-zaman-son-bulacak/

24 Mayıs 2021 Pazartesi

Yapay Zeka Destekli Akıllı Tuvalet Sağlık Sorunları için Dışkı Analizi Yapabilir

Duke Üniversitesi’nde geliştirilmekte olan bir yapay zeka aracı, hastaların dışkısını analiz etmeye yardımcı olmak ve gastroenterologlara uygun tedaviyi sağlamak için ihtiyaç duydukları bilgileri vermek için 2021 yılı içinde standart tuvalete eklenebilir. Yeni teknoloji, iltihaplı bağırsak hastalığı (IBD) ve rahatsız bağırsak sendromu (IBS) gibi kronik gastrointestinal sorunların yönetilmesine yardımcı olabilir.

Ayrıntılar:

https://www.bizsiziz.com/yapay-zeka-destekli-akilli-tuvalet-saglik-sorunlari-icin-diski-analizi-yapabilir/

22 Mayıs 2021 Cumartesi

 Vicdansız cesaret, vahşi bir hayvandır. 

                             Robert G. Ingersoll

 Dış ticaretimizde %49 civarındaki payıyla en önemli partnerimiz olan AB’nin, Yeşil Mutabakat diye adlandırdığı yeni büyüme stratejisini de gerek ekonomimizin yeşil dönüşümü gerekse Türkiye’yi AB’nin tedarik zincirinin en güçlü halkası olarak konumlandırma açılarından bir gelişme ve ilerleme fırsatı olarak değerlendirmeliyiz.

YAZI: Dr. Nurşen NUMANOĞLU, TÜSİAD Genel Sekreter Yardımcısı

2019 yılında dijitalleşmenin yıkıcı rolüne ve geleceği nasıl şekillendireceğine dair tartışmaları yaparken, 2020 itibarıyla dijitalleşmenin hızla içselleştirildiğini ve yıllardır daha çok “çevre” camiasında konuşulan iklim değişikliği konusunun gündemin en üst sırasında pandemiyle beraber yer aldığını görüyoruz. Küresel rekabete yön veren ülkelerce açıklanan “toparlanma planları” da, tüm ekonomik daralmaya rağmen iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik perspektiften ödün vermiyor. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) son yıllarda bulaşıcı hastalıklarla iklim değişikliğini hem etki hem olasılık açısından gezegenimizin en muhtemel riskleri arasında gösteriyordu. Ama küresel risklerin etkilerinin boyutlarının ne kadar zorlu olabileceğini bize pandemi gösterdi. Nitekim, “WEF 2021 Küresel Riskler Raporu” da önümüzdeki 10 yılda gerçekleşmesi muhtemel en önemli 10 riskin yarısının hem olasılık hem de etki bağlamında iklim değişikliğiyle bağlantılı olacağını ortaya koyuyor.

Ayrıntılar:
https://www.iklimhaber.org/yesil-mutabakati-gelisme-ve-ilerleme-firsati-olarak-gormeliyiz/

21 Mayıs 2021 Cuma

Günün Ayeti:

Onlardan sonra gelenler şöyle derler: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi mağfiret eyle. Kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma. Rabbimiz, şüphesiz ki Sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin."(59/Haşr/10)

http://www.arapcaegitimi.com/

19 Mayıs 2021 Çarşamba

Her kadının Rio Abajo Rio'ya(Nehrin Altındaki Nehre) girme potansiyeli vardır. Oraya derin meditasyon, dans, yazı, resim, ibadet, şarkı söyleme, davul çalma, etkin imgelem ya da bilincin yoğun bir şekilde değişmesini gerektiren herhangi bir faaliyet aracılığıyla ulaşır. Kadınlar bu dünyalar-arasındaki-dünyaya, özlem duyarak ve gözünün hemen köşesinde seçebileceği bir şeyi arayarak ulaşır. Oraya derin ve yaratıcı işlerle, bilinçli bir yalnızlıkla ve herhangi bir sanatla uğraşarak ulaşır. Bu ustalıklı işlerde bile, bu tarifsiz dünyada olan biten çoğu şey bizim için her daim esrarengiz olarak kalır, çünkü o bizim bildiğimiz fizik yasalarını ve mantık kurallarını tanımaz.

Clarissa P.Estes/Kurtlarla Dans Eden Kadınlar, sf.45

 Bazen bir adım atarsın, bir ülkenin kaderi değişir...

19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu Olsun...

18 Mayıs 2021 Salı

İnsan Beyni Eksiltici Değişiklikleri Neden Gözden Kaçırır?

Beynimiz neden çıkartma, eksiltme, sadeleşme yoluyla gelişme fırsatlarını kaçırır hiç düşündünüz mü?

Yeni bir çalışma, insanların neden her türlü bağlamda iyileştirilmesi gereken bir duruma, nesneye veya fikre çözüm olarak “çıkartma” stratejisine nadiren baktığını açıklıyor. Bunun yerine, yardımcı olsun ya da olmasın neredeyse her zaman bazı unsurlar eklemeyi yeğliyoruz.

Daha az, daha etkili olabiliyorken ya da az olanla nokta atışı yapabilecekken acaba niye abartmayı seviyoruz?

Nature’ın kapağında yer alan yeni bir makalede, Virginia Üniversitesi araştırmacıları konuya ışık tutuyor. Üstelik de ekibin bulguları, insanların ezici programlarla mücadele etmelerinin, kurumların bürokrasinin çoğalmasına engel olmasının ve özellikle araştırmacıların ilgisini çeken husus insanlığın, gezegenin kaynaklarını tüketmesinin temel bir nedenini ortaya koyuyor.

Mühendislik Sistemleri ve Çevre Bölümü Copenhaver Doçenti Leidy Klotz, “Bu benim ana ilgi alanım olan mühendislik tasarımında oluyor” diyor. “Ama bu aynı zamanda yazılı faaliyetler, yemek pişirme ve diğer her şeyde de oluyor – sadece kendi çalışmanızı düşünün ve göreceksiniz. Aklımıza gelen ilk şey, onu daha iyi hale getirmek için “Ne ekleyebiliriz?” oluyor. Çalışmamız zararımıza olsa dahi, tek doğru yol çıkartmak olsa bile eklemeyi düşünüyoruz. Mali teşvikle bile, yine de elimizden çıkartmayı düşünmüyoruz.” diye ekliyor.

Çalışmasında, mühendislik ve davranış bilimi arasındaki örtüşmeleri araştıran Klotz, bizim “eklemeci” davranışımızın doğasını gösteren disiplinler arası araştırmada Batten Liderlik ve Kamu Politikası Okulu’ndan üç meslektaşıyla birlikte çalıştı. Batten Kamu Politikası ve Psikoloji Fakültesi yardımcı doçenti Gabrielle Adams ve doçent Benjamin Converse ve yine Batten’den doktora mezunu arkadaşı Andrew Hales, bu fenomeni incelemek için bir dizi gözlemsel çalışma ve deneyde Klotz ile işbirliği yaptı.

Araştırmacılar, insanların neden sistematik olarak çıkartma yerine eklemeyi tercih ettiklerine yönelik iki geniş kapsamlı olasılık ortaya koyuyorlar. Birincisi, insanlar, hem olasılıklar için fikirler üretirler hem de eksiltici çözümleri orantısız bir şekilde atarlar ya da ikincisi eksiltici fikirleri tamamen gözden kaçırırlar. Araştırmacılar ikinci olasılığa yoğunlaşıyor.

Converse, “İlave fikirler, akla hızlı ve kolay bir şekilde gelir, ancak eksiltici fikirler daha fazla bilişsel çaba gerektirir” diyor. İnsanların genellikle hızlı hareket ettikleri ve akla gelen ilk fikirlerle çalıştıkları için, çıkartmayı hiç düşünmeden eklemeli çözümleri kabul etiklerini sözlerine ekliyor.

Araştırmacılar, kendi kendini pekiştiren bir etki olabileceğini düşünüyor.

Adams, “İnsanlar eklemeli stratejilere ne kadar çok güvenirse, bilişsel olarak o kadar erişilebilir hale gelirler” diyor. Zamanla, ilave fikirler arama alışkanlığının daha da güçlenebileceğini ve uzun vadede, dünyayı “çıkartma” yoluyla iyileştirmek için birçok fırsatı kaçırabileceğimizi de sözlerine ekliyor.

Klotz’un, Nature makalesinden bir hafta sonra çıkan “Subtract: The Untapped Science of Less” adlı konuyu daha geniş bir bakış açısıyla ele alan bir kitabı var.  

Klotz, kitabında tasarım dehaları, Nobel Ödülü sahipleri, rock yıldızları ve ırkçılığı ortadan kaldırmak, bilgiyi ilerletmek, gezegeni iyileştirmek için “eksiltme” yapan kahramanları ele alıyor. Gereksiz otoban projelerinden(örneklerden biri) arınan kentleşme ve çevre sorunlarına ışık tutan ekonomi-politik stratejilerden gündelik hayatımızdaki şakaları sade yolla iletmeye kadar geniş bir yelpazede konuları detaylandırıyor.

Zamanlama tesadüf olsa da, hem araştırma makalesi hem de kitap Virginia Üniversitesi’ndeki disiplinler arası ve işbirliğine dayalı araştırma ortamının ürünleri.

Araştırmaya dönecek olursak, Klotz’un da vurguladığı gibi bu inanılmaz derecede ilginç bulgulara sahip araştırmanın geniş yelpazede disiplinler arası bağlamlar arasında muazzam etkileri olduğu aşikar. Bilhassa, mühendislikte insanlığa fayda sağlayacak şekilde teknolojiyi tasarlama şeklimizi geliştirmek için “çıkartma” stratejisini hayata geçirmek elzem görünüyor.

Kaynaklar ve İleri Okumalar:
https://www.sciencedaily.com/releases/2021/04/210407135801.htm
Klotz, Leidy; Subtract: The Untapped Science of Less, Flatiron Books

Yazım bilgiustam.com'da yayına alındı. Aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz:

https://www.bilgiustam.com/insan-beyni-eksiltici-degisiklikleri-neden-gozden-kacirir/

16 Mayıs 2021 Pazar

 Covid-19’u Atlatanların Testleri Neden Pozitif Çıkıyor?


Covid-19’u Atlatanların Testleri Neden Pozitif Çıkıyor? İnsan genomu, aslında bir zamanlar atalarının başını ağrıtan virüslerin genetik parçalarıyla dolu bir mezarlık. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) araştırmacılarının ortaya attığı yeni iddia doğrulanırsa koronavirüsün de o parçalara katılma ihtimali yüksek.

İnsan genomu, aslında bir zamanlar atalarının başını ağrıtan virüslerin genetik parçalarıyla dolu bir mezarlık. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) araştırmacılarının ortaya attığı yeni iddia doğrulanırsa koronavirüsün de o parçalara katılma ihtimali yüksek.

Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) isimli hakemli bilimsel dergide yayımlanan araştırma, bir RNA virüsü olan SARS-CoV-2’nin genetik dizilerinin, ters transkripsiyon ismi verilen bir işlemle konak hücrenin genomuna entegre olabileceğini ortaya koydu.

MIT’den biyoloji profesörü Rudolf Jaenisch‘in laboratuvarında çalışan araştırmacılar, aslında son günlerde bilim dünyasını meşgul eden bir soruya cevap arıyordu: Covid-19’u geçirip iyileşen bazı kişilerin testleri neden pozitif çıkmaya devam ediyor?

Covid-19’a ikinci kez yakalanmak mümkün ama araştırmaya konu olan vakalarda durum bu değil. Doktorlar bu kişilerden aldıkları örneklerde canlı virüse rastlamıyor ama yine de test sonuçları pozitif geliyor.

Üstelik bu yanlış sonuçların nedeni hastalıktan hemen sonra vücutta tespit edilebilen sıradan virüs kalıntıları da değil. Zira bireyler uzun süre karantinada tutulsa bile test sonucu değişmiyor ve uzmanlar, bu süre boyunca diğer virüs kalıntılarının yok olması gerektiğini söylüyor.

İşte bu esrarengiz durumu çözmek isteyen araştırmacılar, bazı hücreleri laboratuvar ortamında koronavirüsle enfekte etti ve insan genomunun içindeki olası virüs dizilerinin kanıtlarını aradı.

Daha kesin sonuçlar elde etmek için üç farklı dizileme tekniğine başvuran ekip, SARS-CoV-2’nin genetik materyaline ait parçaların, enfekte edilen hücrelerin genetik kütüphanesine tıpkı dışarıdan getirilen bir kitabın yırtılmış sayfaları gibi yerleştirildiğini keşfetti.

Bununla birlikte bulguların laboratuvar deneylerinden elde edilmesi, ileri araştırmalarla daha ayrıntılı incelenmesi gerektiği anlamına geliyor.

Zira bilim insanları bunun bireylerin gerçek yaşamında ne anlama geldiği sorusunu henüz cevaplayabilmiş değil.

Araştırmacılar söz konusu genetik parçaların yeni ve bulaşıcı partiküller oluşturamayacağını söylüyor. Ancak biyolojik açıdan iyi mi yoksa kötü bir rol mü oynayacakları henüz belli değil. 

Prof. Jaenisch, “Bu noktada sadece spekülasyon yapabiliriz” ifadelerini kullanıyor. Jaenisch ve ekibi, şimdi bu genetik malzemelerin hücre tarafından proteinlere dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğini araştırmayı planlıyor.

Araştırmanın yazarlarından Liguo Zhang, “Bunu yapar ve bağışıklık tepkisini tetiklerlerse virüse karşı sürekli koruma sağlayabilirler” diyor.

Kaynak: https://www.cumhuriyet.com.tr/

Covid-19’u Atlatanların Testleri Neden Pozitif Çıkıyor?

https://www.bizsiziz.com/covid-19u-atlatanlarin-testleri-neden-pozitif-cikiyor/

15 Mayıs 2021 Cumartesi

Sağlıklı kadın tıpkı bir kurt gibidir: Sağlam, kunt, diri, hayat verici, konumunun bilincinde, yaratıcı, sadık ve göçebedir. Ancak vahşi doğadan ayrılmak kadının kişiliğinin zayıflamasına, bir hortlak ve hayalet halini almasına yol açar. Postu kolay deldiren, çelimsiz, sıçrayamayan, avlanamayan, doğuramayan, bir hayat yaratma yeteneğinden yoksun biri olmak için burada değiliz. Kadınların hayatı durağanlık içindeyken ya da can sıkıntısıyla dolu olduğunda, her zaman için Vahşi Kadın'ın ortaya çıkma zamanının geldiğini gösterir; ruhun yaratıcı işlevinin deltayı doldurmasının zamanıdır.

Clarissa P.Estes/Kurtlarla Koşan Kadınlar, sf.25

13 Mayıs 2021 Perşembe

 Bir Ramazan bayramı günü Peygamberimiz (s.a.v.) evinden çıkarak camiye gidiyordu. Yolda Bayram neşesi içinde cıvıl cıvıl oynaşan çocuklara rastlar; hepsi bayramlık en yeni elbiselerini giyinmiş, coşkun bir sevinç içinde öteye beriye koşuşuyorlardı. Fakat içlerinde zayıf, cılız bir yavru eski ve yırtık elbiseleri içinde bir köşeye çekilmiş, üzgün bakışlarla kaynaşan arkadaşlarına bakıyor ve zaman zaman gözyaşlarını tutamayarak hüngür hüngür ağlıyordu.

Gülen ve oynaşan arkadaşları arasındaki bu gözü yaşlı yavrunun hali, ince kalpli Peygambere pek dokunur. Hemen yavruya yaklaşarak ona şefkatle sorar; "Niye arkadaşlarınla birlikte gülüp oynamıyor, kenara çekilmiş ağlıyorsun?" Çocuk karşısındaki güler yüzlü, nur saçan adamın iki cihan güneşi Hz. Peygamber (s.a.v.) olduğunu bilmez. Samimi bir alâka ile derdini soran bu sıcakkanlı adama şöyle der: "Babam filân savaşta Peygamber'in yanı başında şehit düştü. Kocası ölünce annem başka biriyle evlendi. Üvey babam öz babamdan bana miras kalan malımı yedikten sonra bu pejmurde halimle beni sokaklara attı.
Şimdi günlerden beri aç ve susuz dolaşıyorum, yatacak bir yerim de olmadığı için geceleri sokak köşelerinde geçiriyorum. Biliyorsunuz bugün Ramazan bayramı günüdür. Bütün analı babalı çocuklar en güzel bayramlıklarını giyinmiş, tatlı tatlı oynaşıyorlar. Ne aç ve susuz sokaklarda dolaşmanın ızdırabını biliyorlar ve ne de geceyi içinde rahat rahat uyuyup geçirecek bir yatağa sahip olmanın, sokak başlarında uyuklaya uyuklaya sabahlamanın çilesinden haberleri vardır. Ana-babadan mahrum çaresiz bir yetim kalmanın acısını da tatmış değillerdir. Şimdi bu çocuk kalabalıklarını neşe içinde oynar görünce babamın şehit düşerek ölmesi ve ondan sonra bir biri ardından başıma gelen acı felâketler sonunda, düştüğüm perişan durumu hatırladım da gözyaşlarımı tutamadım."
Yetim yavrucağızın anlattıkları Peygamber'in yüreğini parçalamıştı. Çocukcağızı şefkatle elinden tuttu ve sevgi ile saçlarını okşayarak ona şöyle dedi. "Yavrum! Benim sana baba, Ayşe'nin ana, Hz. Ali'nin amca, Hasan'la Hüseyin'in erkek kardeş ve Fatıma'nın da kız kardeş olmasını ister misin?" Yetim yavrucağız tatlı dil ile hatırın soran nur yüzlü adamın peygamber (s.a.v.) olduğunu anlayarak, çektiği çilelerin son bulmak üzere olduğunu sezdi. Güler yüzlü adama "nasıl istemem ey Allah'ın Rasûlü!" diye sevinçli bir cevap verir.
Peygamber (s.a.v.) yetim yavrucağızı elinden tutarak evine götürür. Hz. Ayşe de çocuğu öz ana şefkatiyle bağrına bastıktan sonra yıkar, giyindirir, kuşandırır ve saçlarını tarayarak sokakta oynayan çocuklardan daha güzel bir kıyafete büründürür. Karnını da iyice doyurduktan sonra çocuk hemen birkaç saat önce yanıbaşlarında pejmürde kıyafetiyle ağladığı arkadaşlarının arasına koşar.
Oynayan çocuk kalabalığı birkaç saat önceki zavallı arkadaşlarını tanırlar. Durumundaki büyük değişikliğe hayret edip yanına yaklaşarak sorarlar; "Birkaç saat önce eski püskü elbiseler içinde şuracıkta ağlıyordun; bu kadar kısa zamanda nasıl oldu da bu kadar güzel elbiselerin oldu; aynı zamanda bizden de neşeli bir havaya büründün?" Çocuk arkadaşlarını kıskandıracak derecede şakrak bir kahkaha atarak ve derin sevincinden olduğu yerde sıçrayıp durarak şaşkın bakışlı arkadaşlarına şu cevabı verir. "Nasıl sevinmem; karnım günlerden beri açtı, şimdi tokum. Yırtık pırtık elbiseler içinde dolaşırken şimdi sizinkilerden güzel bayramlıklarım var. Kimsesiz bir yetimdim, fakat şimdi Hz. Peygamber (s.a.v.) gibi bir babam, Hz. Ayşe gibi bir annem, Hz. Ali gibi bir amcam, Hasan, Hüseyin ve Fatıma gibi kardeşlerim var. Bütün çilelerim artık son buldu. Ben sevinip zıplamayayım da kim sevinsin."
Çocuklar birkaç saat önce onlara hasretli gözlerle bakıp ağlayan yetim yavruyu, Peygamber'in yanına evlâtlığa alındığını anlarlar ve saadetten kabına sığmayan arkadaşlarını biraz da kıskanarak hep bir ağızdan şöyle derler. "Keşke bizim de babalarımız o savaşta şehit düşselerdi de bizi de Peygamber (s.a.v.) evlâtlığa alsaydı."
Peygamberimiz (s.a.v.) fani hayata gözlerini yumunca uzun yıllar O'nun yanında eşsiz bir baba şefkatinin sıcaklığını duyan bu şehit çocuğu, beyninden vurulmuşa dönerek, sesinin var gücüyle şöyle haykırır; "asıl ben bugün kimsesiz bir yetim kaldım. Dünyadaki tek ve benzersiz koruyucumu kaybettim." Şehit oğlunun bu yürekleri parçalayan feryadı, zaten ağır bir matemin kapkara yası içinde şaya kalan müslümanları iyice coşturur. Ve meydana seller gibi gözyaşı dökülür.
Peygamberden sonra O'nun en yakın arkadaşı ve Allah resûlünden sonra bir numaralı müslüman olan Ebû Bekir (r.a.), yetim delikanlıyı yanına alarak yine perişanlık içinde sokağa düşmesine engel olur.
Yüce Allah (c.c.) cümlemizi her fırsatta yoksullara, yetimlere ve kimsesiz çaresizlere yardım elini uzatarak bu kimseleri sevindiren iyiliksever müminlerden eylesin, âmin...

Mübarek Ramazan Bayramının size ve sevdiklerinize mutluluk, huzur ve refah getirmesi dileğiyle. Ramazan bayramınız mübarek olsun...


12 Mayıs 2021 Çarşamba

Arapça Öğrenmek İçin 7 Önemli Sebep

Dil insan hayatı için önemlidir. Çünkü insan ihtiyaçlarını tek başına karşılayamaz, başka insanlardan Yardım alarak ihtiyaçlarını giderir. Bu nedenle başkalarıyla iletişim kurma gerekliliği ortaya çıkar ki bu iletişim aracı da değildir. Dil yalnızca bir iletişim aracı değil aynı zamanda o toplumun kültürünü, yaşam tarzını, inancını ve hayat anlayışını da taşıma aracıdır.Bu nedenle büyük devletler dillerini yaymak için büyük gayret sarf etmektedirler. Peki Arapça öğrenmek neden önemli hiç merak ettiniz mi? Bu dili bilmek insanlara ne gibi sağlayan faydalar sağlayacaktır?

Arapça öğrenmek için 7 önemli sebebi sizler için araştırdık.

1. Arapça Kur'an-ı Kerim'in Dilidir

Yabancı birisi bize mektup gönderse onu okumak ve anlamak için acele tercümana gideriz.Tercüman dilimize çevirse, yine de onun ne demek istediğini tam olarak anlayamayabiliriz. Kur'an-ı Kerim'i de Allah ile konuşmak olarak düşünürsek Rabbimiz'in bizden ne istediğini bilmemiz ve Kuran-i Kerim'in ruhunu anlamamız için de Arapça öğrenmemiz gerekir. Arapça,aynı zamanda Hadis-i Şeriflerin ve ibadetin dilidir. Hadis-i Şerifleri doğrudan anlayabildiğimizi düşünelim ne güzel bir düşünce değil mi? Düşüncesi bile insanı mutlu ediyor ve şüphesiz Hadislerde bizler için muhteşem öğüt ve tavsiyeler vardır.

2. Arapça Öğrenmek Kolaydır Dildir

Peki Arapçayı kolaylaştıran özellikler nelerdir? Bildiğiniz üzere her dilde ses türetme ve gramer kuralları vardır. Arapça'nın bu konudaki özelliği,tüm isimler, nesneler, mastarlar ve türevler aynı kökten gelir Örneğin ketebe, kitap, Katip,mektup gibi kelimeleri kolaylıkla türetebiliriz. türevler de kullanılan kalıplar bellidir ve kurallara tabidir. Bunun anlamı da herhangi bir fiili bilmemizle birlikte istediğimiz kelimeye kolayca ulaşabiliriz. Yani dilin mantığını öğrendiğimizde istediğimiz kalıpları oluşturabiliriz. AyrıcaTürkçe konuşan birinin Arapça öğrenmesi daha da kolaydır. Neden mi? Yapılan araştırmalara göre  konuştuğunuz Türkçe kelimeler içerisinde 12000 tane Arapça kelime vardır ve tabi ki  bu durum Arapça öğrenmemizi daha da kolaylaştıracaktır.

3. En Çok Konuşulan 5.Dil Arapça

Günümüzde 60 ülkede konuşulan Arapça dünya genelinde en çok konuşulan 5.dil olup aynı zamanda Birleşmiş Milletler'de kabul edilen 6 resmi dilden birisidir ve 2017 yılında yapılan araştırmalara göre Arapça'yı 422 milyon kişi konuşmaktadır.

4. İş Fırsatları Sunar       

Kariyer yapmak isteyen bir kişinin donanımı çok önemlidir. Türkiye'de  son yıllarda iş başvurularında İngilizcenin yanı sıra ikinci bir yabancı dil de tercih edilmektedir. Ekonomik ilişkilerin gelişmesi, ticaretin artması ve turizmin büyümesiyle Arapça büyük önem kazandı.Ayrıca batının Hayati kaynaklarını (petrol) sağlayan Ortadoğu'nun  Arapça konuşması Arapçayı daha da önemli kılmaktadır.

5. Arapça En Eski (En Köklü) Dildir

Bütün diller insanlar tarafından oluşturulmuştur.  Arapça ise insanlar yaratılmadan önce de vardı.İlk insan olan Hz.Adem cennete girdiğinde her yerde "La ilahe illallah" yazılı olduğunu gördü. Demek ki insanlar yokken de bu harfler, bu dil vardı.Ayrıca Arapça en az 1500 yaşındadır. Buna kanıt olarak varlığı birinci yüz yıla dayanan yazıtlar gösterilmektedir.

6. Arapça Zengin Bir Dildir

Günümüzde yaygın olan bir çok dil Arapça'nın zengin söz varlığından pek çok sözcük almıştır. Türkçe'de 12000 tane Arapça kelime bulunmaktadır.Ayrıca İngilizce'ye Arapça, ön eki "al-" ile başlayan bir çok sözcük katmıştır. Bunlardan bazıları; algebra, alkali, albatros, alchemy, alcohol, cotton, syrup, mask amber, Sofa, tarif, magazine, Sugar gibi sözcüklerdir. Coffee (kahve) de İngilizce'ye Türkçe ve İtalyanca yoluyla giren Arapça bir sözcüktür. İspanyolca'da 1600 civarında Arapça kelime olduğu tahmin edilmektedir. Arapça'da lüzumsuz kelime ve edat yoktur. Çok manalı bir dildir.

7. İnsan Sağlığına Faydalıdır

Arapça özellikle matematiksel zekası ve ezber yetisi olan kişiler tarafından daha rahat bir şekilde ögrenilebilmektedir.

"Arapça öğreniniz! Zira Arapça öğrenmek aklı geliştirir ve saygınlığı artırır."  Hz.Ömer.

Rum bir doktor muayenehanesine, gözlük yerine bu dili yazıp okumayı tavsiye eden bir tabela asmıştır. Ayrıca hiç eğitim görmemiş bir çocuktan çizgi çizmesini istediğimizde sağdan sola çizer. Çünkü kolun içe doğru hareketi tabii, dışa doğru hareketi ise zorakidir. Sadece bu örnekler Arapça'nın sağdan sola yazılması ve yazılışında çeşitlilik göstermesi nedeniyle insan doğasına uygunluğunu ve sağlığına faydalı olduğunu gösteren delillerden sadece birkaç tanesidir.

https://www.betaceviri.com/arapca-ogrenmek-icin-7-onemli-sebep

10 Mayıs 2021 Pazartesi

"Din insanların gıdasıdır. Dinsiz adam boş bir eve benzer, insana hüzün verir. Mutlaka bir şeye inanacağız. Bu dinlerin en sonuncusu elbette en mükemmelidir. İslam dini hepsinden üstündür."

Mustafa Kemal ATATÜRK

 

Daisugi Tekniği: Ağaç Kesmeden Odun Üretmek

Başlığı okuyunca ağaç kesmeden nasıl odun üretilecek diye düşünebilirsiniz. Bizlerde bu tekniği öğrendiğimizde böyle olabilir mi? diye söyledik ama Japonların yaptığı bu teknikle gerçekten de ağaç kesmeden odun üretiliyor. Buna da Daisugi ismini vermişler. Bu ifade Japonca’da “Sürdürülebilir ormancılık” anlamını taşıyor. Gelin beraber bu tekniği okuyalım.

Ayrıntılar:

https://teknolojiprojeleri.com/teknik/daisugi-teknigi-japonlarin-agac-kesmeden-odun-uretmesi

 Resim Sanatı ve Ayakkabı Ustası

Köyün çocukları Nasrettin Hoca’ya bir oyun oynamak isterler. Hoca’yı bir şekilde ağaca tırmandırıp, ayakkabılarını çalmayı akıl ederler…Hoca’nın yoluna çıkan çocuklar, bir ağacı göstererek, ”Nasrettin Hoca, biz şu ağaca çıkmak istedik ama başaramadık. Sen çıkabilir misin?” derler…”Elbette çıkarım,” karşılığını veren Hoca, ayağından çıkardığı ayakkabılarını koynuna koyarak başlar ağaca tırmanmaya…Oyunları bozulan çocuklar bağırırlar aşağıdan: ”Hoca, neden ayakkabılarını koynuna koydun?” Hoca , tırmandığı ağacın dallarından birini aralayarak seslenir: “Ee, ne yaparsınız çocuklar, bakarsınız ağaçtan öte yol görünür!”

Nasrettin Hoca’nın bu ayakkabılı fıkrası pek bilinmez. Ama Anadolu’nun ayakkabı konulu eski bir fıkrası yüzyıllar geçse de dilden dile aktarılmıştır. Bu fıkra, bir deyime dönüşmüş iki kelimelik kısaltılmış haliyle bugünlere taşınmış olsa da, öykü zaman içinde unutulur gider: Efesli ressam Apelles, Büyük İskender’in resimlerini yapmakla ünlüdür. Apelles, yaptığı tabloları halkla sunup bir perdenin arkasına gizlenerek yorumları dinlemekten çok hoşlanır. Böylelikle, yapacağı yeni resimler için yeni düşünceler edinmektedir. Apelles’in sergisini gezen bir ayakkabı ustası, resimlerin birinin karşısında durarak, tablodaki insanların ayakkabıları üzerine eleştiriye başlar….Ayakkabıcının etrafında toplanan kalabalık merak içinde adamı dinlerken, Apelles de, gizlendiği perdenin arkasından, yapacağı yeni tablolardaki ayakkabı figürleri için söylenenleri can kulağıyla dinler ve bir deftere not eder…

Ayakkabı ustası, uzmanlık alanının dışına çıkıp, resmi sanat açısından ve teknik yönden eleştirmeye de başlayınca, Apelles perdenin arkasından bağırır: “Efendi, haddini bil, çizmeden yukarı çıkma!”

Ressam Apelles’in bu öyküsü unutulmuş olsa da, iki kelimelik bir deyime dönüşen haliyle anılır durur günümüzde de: ”Çizmeyi aşma!”

Gündelik hayatta kullanılan bu deyime Nazım Hikmet’in itirazı vardır! Şair, Tan gazetesindeki yazısında, deyimin öyküsünü anlatırken, ayakkabı ustasının boyacı olduğunu ve çizmedeki parıltıları yanlış bulduğunu, ressamın kendisine hak verip tabloyu düzelttiğini ama ustanın “Pantolondaki kırışıklıklar da yanlış” demesi üzerine “Çizmeden yukarı çıkma” sözünü söylediğini belirtir. Nazım Hikmet öyküdeki ressamı herhangi biri gibi anlatır, Apelles’in adını anmaz. İtirazı da şu yöndedir: ”Oysaki, kundura boyacısı neden çizmedeki boya pırıltılarının yanlışlığını anlar da pantolondaki kırışıklıkların biçimsizliğini anlayamaz? Ya, gerçekten, pantolondaki kırışıklıklar, bir terzi gözüne lüzum göstermeyecek kadar, boyacının da görebileceği derecede yanlış çizilmişse?”

Kaynak:

Bir Çift Ayakkabı\Sunay Akın, sf.101,102

8 Mayıs 2021 Cumartesi

 KADİR GECESİ

ليلة القدر

Sözlükte kadir (kadr) kelimesi “hüküm, şeref, güç, yücelik” gibi anlamlara gelir. Dinî literatürde ise “leyletü’l-Kadr” şeklinde Kur’ân-ı Kerîm’in indirildiği gecenin adı olarak kullanılır. Aynı adı taşıyan 97. sûre bu gecenin fazileti hakkında nâzil olmuştur. Sûrede Kur’an’ın Kadir gecesinde indirildiği ve sözü edilen gecenin bin aydan daha hayırlı olduğu belirtilir. Müfessirler hayırlı olanın bu gecede yapılan amel olduğunu, bin ayın ise içinde Kadir gecesinin bulunmadığı bir süreyi ifade ettiğini belirtirler (Taberî, XV, 339). Ancak genel bir rakam konumunda bulunması ve ism-i tafdîlden sonra gelmesi dikkate alınarak bu sayının çokluktan kinaye olabileceğini söylemek de mümkündür (Mâtürîdî, vr. 895b; Mevdûdî, VII, 187). Kur’ân-ı Kerîm’in başka âyetlerinde de bin ve elli bin yıla tekabül eden “gün” kavramı kullanılmaktadır (es-Secde 32/5; el-Meâric 70/4).

Allah’ın insanlara peygamberler vasıtasıyla son hitabı ve nihaî mesajı olan Kur’an’ı indirmesi insanlığın hidayetinde bir dönüm noktası teşkil ettiği için bu olayın gerçekleştiği gece özel bir anlam taşır. Kadir gecesinin önemine işaret eden bir hadiste, önceki ümmetlerin uzun ömürlü olmaları sebebiyle fazla sevap kazanma imkânına sahip bulunmalarına karşılık müslümanlara Kadir gecesinin verildiği belirtilir (, “İʿtikâf”, 15). Kadr sûresinde bildirildiğine göre bu gecede Allah’ın izniyle melekler ve Cebrâil yeryüzüne iner ve gece boyunca yeryüzüne barış ve esenlik hâkim olur.

Kadr sûresinde verilen bilgiler, Kur’an’ın ramazan ayında (el-Bakara 2/185) ve bütün hikmetli işlerin kararlaştırıldığı mübarek bir gecede (ed-Duhân 44/3-4) indirildiğine dair âyetlerle birlikte ele alındığında Kadir gecesinin ramazan ayı içinde bulunduğu sonucu ortaya çıkar. Bu gecenin daha çok ramazanın son on veya yedi günündeki tekli gecelerde aranması gerektiğine dair hadisler (Buhârî, “Fażlü leyleti’l-Ḳadr”, 2-3; Müslim, “Ṣıyâm”, 205-220) gecenin tesbitiyle ilgili bazı ipuçları vermektedir. Bu hususta sahâbeden gelen rivayetlerde en çok ramazanın 27. gecesi öne çıkıyorsa da (Müslim, “Ṣalâtü’l-müsâfirîn”, 179-180, “Ṣıyâm”, 220-221; Ebû Dâvûd, “Şehru Ramażân”, 2, 6; Tirmizî, “Ṣavm”, 72) bu rivayetler ihtilâflı olduğundan kesinlik ifade etmemektedir. Bazı nakillerde Hz. Peygamber’in Kadir gecesinin vaktini haber vermeye teşebbüs ettiği, ancak o sırada bir konuda anlaşmazlığa düşen iki sahâbînin Resûlullah’a başvurması üzerine buna fırsat bulamadığı, daha sonra da konunun zihninden silindiği bildirilir (Buhârî, “Fażlü leyleti’l-Ḳadr”, 4; Müslim, “Ṣıyâm”, 217; Dârimî, “Ṣavm”, 56).

Kadir gecesinin kesin olarak belirlenmemesinin hikmeti üzerinde duran âlimler, bu durumun gecenin feyzinden istifade etmek için daha uygun olduğunu söylemişlerdir. Zira Kadir gecesinin bildirilmesi halinde müslümanlar sadece o geceyi ihya etmekle yetinebilirlerdi. Halbuki kısmî belirsizlik sayesinde müminlerin Kadir gecesi ümidiyle bütün ramazan gecelerini ibadet şuuru içerisinde geçirmeleri söz konusudur. Ayrıca Kadir gecesinin bildirilmemesi yoluyla müslümanların bilerek ona saygısızlık göstermeleri veya tâzimde aşırıya kaçmaları önlenmiş olur (Zemahşerî, IV, 273; Fahreddin er-Râzî, XXXII, 28-29).

Bir hadiste inanarak ve mükâfatını Allah’tan bekleyerek Kadir gecesini ihyâ edenlerin geçmiş günahlarının affedileceği müjdelenmiştir (Buhârî, “Fażlu leyleti’l-Ḳadr”, 1; Müslim, “Ṣalâtü’l-müsâfirîn”, 175-176). Ramazanın son on gününe girildiğinde Hz. Peygamber dünyevî işlerden uzaklaşıp i‘tikâfa çekilir, geceleri daha çok ibadet ve tefekkürle geçirdiği gibi ailesini de uyanık tutardı (Buhârî, “Fażlu leyleti’l-Ḳadr”, 5; “İʿtikâf”, 1; Müslim, “İʿtikâf”, 1-5; Tirmizî, “Ṣavm”, 73). Bir hadiste Resûl-i Ekrem’in Kadir gecesinde, “Allahım! Sen affedicisin, affı seversin, beni de affet!” şeklinde dua edilmesini tavsiye ettiği belirtilir (Tirmizî, “Daʿavât”, 84; İbn Mâce, “Duʿâʾ”, 5). Bu sebeple müslümanlar, ramazan ayının son on gecesini ve özellikle âlimlerin çoğunluğunun işaret ettiği 27. geceyi, kulluk bilinci içinde ibadet ederek ve geçmişte yaptıkları hataları bir daha tekrarlamamaya kesin karar vererek geçirmeye özen gösterirler.

Kadir gecesi hakkında birçok risâle yazılmıştır. Bunlar arasında Bedreddin el-Karâfî (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3582; TSMK, III. Ahmed, nr. 545), Ali el-Kārî (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3666; Hacı Mahmud, nr. 329), Ahmed b. Ali el-Bûnî (Süleymaniye Ktp., Cârullah Efendi, nr. 2083), Süleyman b. İbrâhim el-Alevî (İÜ Ktp., AY, nr. 3280), Muhammed Abdürraûf el-Münâvî (Beyazıt Devlet Ktp., Bayezid, nr. 239) ve Aziz Mahmud Hüdâyî’nin (Gazi Hüsrev Bey Ktp., Karagöz Bey, nr. 3571) eserleri sayılabilir (ayrıca bk. bibl.).

https://islamansiklopedisi.org.tr/kadir-gecesi

 YAŞAMA SEVİNCİ

Vaktiyle her türlü maddi imkana sahip olmasına rağmen can sıkıntısı duyan, hayatın yaşanmaya değmez olduğundan dem vuran bir prens vardı. Kardeşleri, arkadaşları çalışır, gezer, ava gider, sohbetlere katılır, kitap okurken; bu prens bütün gün odasına kapanır, sürekli düşünür.

Kral, oğlunun bu haline çok üzülürdü. Bir gün ülkesinin en bilgin kişisini sarayına çağırtıp ona oğlunun durumunu anlattı ve buna bir çözüm bulmasını istedi. Bunun için bilgine bir hafta süre verdi. Yaşlı bilgin üç dört gün düşünüp taşındı, aklına hiçbir çözüm gelmedi. Bu yüzden biraz korktu. Biraz da mahcubiyet duyarak ülkeyi terk etmeye karar verdi.  Üzgün ve dalgın bir şekilde ülkeyi terk ederken, bir köyün yakınlarında koyunlarını ve keçilerini otlatan genç bir çobanla ahbaplık etti. Bilginin kendisine gösterdiği yakınlıktan cesaret alan küçük çoban yaşlı dostuna:

“Amca şu hayvanlarıma biraz göz kulak oluver de ben şu görünen köyden azık alıp geleyim. Bugün yanıma azık almayı unutmuşum da dedi.”

Teklifi kabul eden bilgin kafası kralın talebiyle meşgul bir halde hayvanlara göz kulak olurken bir keçi yavrusu kenarında otlamakta olduğu uçurumdan aşağı yuvarlanıverdi. Bilginin aşağı inip onu kurtarmadıkça keçinin kendi kendine kurtulması mümkün değildi.

Bilgin küçük çobana verdiği sözü doğru düzgün tutabilmek için keçi yavrusunu kurtarmaya karar verdi. Dikkatli bir biçimde uçurumun dibine indi önce yavruyu sırtına bağladı sonra da tırmanmaya başladı. Birkaç tırmanma başarısız oldu ancak bilgin yılmadı ve birkaç başarısız tırmanmanın ardından keçiyi zor da olsa yukarı çıkarmayı başardı. Bu arada küçük dostuna verdiği sözü tutabilme sevincini yaşarken kralın talebini unuttu. Yukarı çıkıp bu durumun farkına vardığında aklında şimşekler çaktı. Şöyle düşündü:

“Bir kimse bir işle ciddi ciddi meşgul olursa, o kimsede can sıkıntısından eser kalmaz.”

Bunun üzerine bilgin hemen ülkeye geri döndü ve kralın huzuruna çıkarak çözümü sundu:

“Saygıdeğer kralım oğlunuzun can sıkıntısından kurtulmasını isitiyorsanız, ona bir sorumluluk yükleyin. Oğlunuza yükleyeceğiniz sorumluluk ne kadar ciddi olursa, onun yaşama sevinci ve mücadele azmi o kadar fazla olacaktır.”

Kaynak:

Sait Çamlıca\Stresli İman

7 Mayıs 2021 Cuma

"Nasibuke yusibuke ve lev kane tahte'l-cebel"

"Nasibin sana ulaşır" anlamında Arapça bir söz. Eskiler şu şekilde söylerdi:

"Nasibuke yusibuke ve lev kane tahte'l-cebel."

(Dağın altında da olsa nasibin gelip seni bulur.)

Kaynak: Tarih Arşivi

5 Mayıs 2021 Çarşamba

 

Bir Zamanlar İstanbul'a Vizesiz, Kefilsiz Girilmiyordu

İstanbul’a giriş çıkışlarda kontrol çok önemliydi ve bu konuda bostancıbaşı ve ona bağlı bostancılar önemli hizmetler ifa ederlerdi. Anadolu tarafından gelenler Bostancıbaşı Köprüsü görevlilerine, Rumeli tarafından gelenler de Küçükçekmece Köprüsü’ünde Bostancı ocağı görevlilerine müracaat ederler, kimliklerini tespit ve tescil ettirmeden ve niçin geldiklerini beyan etmeden İstanbul’a giremezlerdi.

İstanbul’a girdikten sonra da en kısa zamanda kendilerine kefil olan kimseleri bildirmek zorunda idiler. Kendilerine mürur tezkiresi verilir, bununla rahat bir şekilde gezebilirlerdi. Bunların ellerinde bulunan bostancıbaşı defterlerinde yalıların sahipleri, mevkileri, arazileri vs. konularında çok teferruatlı bilgiler içerirdi.

Bugün kütüphanelerde muhtelif bostancıbaşı defterleri bulunmaktadır. Sahillerde yeni binaların yapılması, mevcut bina ve yalılardan vergi toplanması bunların denetiminde idi.

Sonuç olarak, Osmanlı cihan devletinin başkenti, kalabalık nüfusu, çok dinli, ırklı, kültürlü ve adetli yapısıyla Osmanlının bir hulasası olan İstanbul, fetihten itibaren en üst seviyede gözetilen, Türk ve İslam kimliğinin kazandırılması, imarı, iskânı, güvenliği, iktisadi-içtimai nizamı ve ihtiyaçları için binlerce fermanın çıkarıldığı, düzenlemelerin yapıldığı gerçek bir dünya kenti olabilmiştir.

Burada asıl yetkili ve sorumlu medrese eğitimi ile yetişmiş, ilmiye sınıfında çok yüksek mevkiye sahip İstanbul kadısı olmakla birlikte, başta padişahlar ve sadrazamlar olmak üzere pek çok yetkili içinde yaşadığı bu büyük şehre çok yönlü hizmet vermiş ve katkı sağlamıştır.

Mehmet İpşirli, Osmanlı İlmiyesi, Kronik Kitap, s.153- 154

http://www.tariharsivi.org/icerik/2609/bir-zamanlar-istanbula-vizesiz-kefilsiz-girilmiyordu.html

3 Mayıs 2021 Pazartesi

Covid-19 Sebebiyle Koku Duyusunu Kaybedenler Düzelmek İçin Ne Yapabilir?

COVID-19’a yakalanarak koku duyusunu kaybetmek tüm dünyada yaygın bir sorundur. Neyse ki, bu uzun vadeli olsa da nadiren kalıcıdır. Araştırmacılardan oluşan bir ekip, koku duyusunu geri getirmek için teknikleri karşılaştırdı ve “koku eğitiminin” steroidlerden daha iyi bir seçenek olduğunu buldu.

 https://www.bizsiziz.com/covid-19-sebebiyle-koku-duyusunu-kaybedenler-duzelmek-icin-ne-yapabilir/

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM Çalışmalarımı takip edebileceğiniz, okuyabileceğiniz linkler(Sıra...