NİL GÜREL

31 Temmuz 2021 Cumartesi

 Orman Yangınları Küresel Isınmayı Etkiler mi?

Küresel ısınma ve orman yangınları birbiriyle bağlantılı iki olgu. Araştırmalar orman yangınlarının sadece küresel ısınmanın bir sonucu olmadığını aynı zamanda küresel ısınma üzerinde önemli etkileri olduğunu gösteriyor.

Karbonca zengin bitki örtüsü, atmosferdeki oksijen, yıldırımlar, volkanik etkinlikler nedeniyle Dünya üzerinde doğal yollarla başlayan yangınlar ortaya çıkabiliyor. Orman yangınlarının önemli sebeplerinden biri de insanlar. Orman yangınlarının biyoçeşitlilik, insan sağlığı ve ekonomik açıdan olumsuz sonuçları üzerine birçok araştırma yapılıyor. Ancak yangınların ekosistemdeki süreçler üzerinde -bitki örtüsünün yapısı ve dağılımı, karbon döngüsü ve iklim gibi- küresel ölçekte etkileri var. Yangınlar karbon salımını artırdığı için küresel iklim sistemlerini de etkiliyor. Aynı zamanda orman yangınları sonucu ısı, kimyasal gazlar ve katı parçacıklar açığa çıkıyor. Bu kimyasal gazlar ve katı parçacıklar güneş ışınlarını soğuruyor ve Güneş’ten gelen enerjinin atmosfer ve yerin yüzeyi tarafından yansıtılan kısmını azaltarak Dünya’nın ortalama sıcaklığının artmasına neden oluyor.

Küçük bir kıvılcımın başlatabildiği orman yangınlarının nasıl yayılacağını tahmin etmek hayli zor. Alev almadan önce günlerce içten içe yanan bir kıvılcım rüzgârın da etkisiyle yıkıcı sonuçları olabilen bir felakete dönüşebilir. Özellikle yaz aylarında açık havadaki insan etkinlikleri artar. Örneğin kamp için yakılan bir ateş rüzgârın da etkisiyle başka bölgelere sıçrayarak büyük hasarlara neden olan yangınlara sebep olabilir. Bu nedenle rüzgârlı havalarda ateş yakmaktan kaçınmak gerekir. Orman yangınlarıyla mücadele etmenin öncelikli yolu ise yangına sebep olabilecek etkinliklerden kaçınmak ve dikkatli olmak.

                                                                                                  Dr. Tuba Sarıgül

https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/orman-yanginlari-kuresel-isinmayi-etkiler-mi

26 Temmuz 2021 Pazartesi

Bir yazım daha yayına alındı. Faydalı olması dileklerimle..

https://www.bilgiustam.com/kisiligimizi-degistirebilir-miyiz/

KİŞİLİĞİMİZİ DEĞİŞTİREBİLİR MİYİZ?

Her ne kadar atasözlerimiz “can çıkar huy çıkmaz”, “yedisinde neyse yetmişinde de odur” dese de Dr Christian Jarrett son çalışmasında açıkladığı teorisinde kişiliğin değişebildiğini ortaya koyuyor. Peki bu nasıl oluyor? Gelin birlikte bakalım.

Kişiliğiniz, uzun vadede ortaya çıkan düşünce, davranış ve duygu alışkanlıklarınızı yansıtır. Kişilik, dakikalar ve saatler gibi daha kısa zaman dilimlerinde değişen ruh hallerinden ve duygusal durumlardan farklıdır.

En kanıta dayalı ve geniş çapta onaylanan OCEAN kişilik modeline göre, kişiliğin beş ana özellik boyutu şunlardır:

Open-mindedness(Açıkfikirlilik): Yeni fikirleri ve deneyimleri benimseme

Conscientiousness(İşine Bağlılık): Disiplinli ve hırslı olma ölçütü

Extraversion(Girişkenlik): Ne kadar sosyal olduğun ve kendini ödüllendirme mekanizması

Agreeability(Uyumluluk): Ne kadar arkadaş canlısı ve güvenilir olduğunun göstergesi

Neuroticism(Duyarlılık): Ne kadar endişeli ve duygusal olarak hassınız

Bunlar birlikte bu kişilik modeli, “Büyük Beş” özellikler olarak bilinir. Onlardaki puanlarınız inanılmaz derecede önemli. Öyle ki kariyer başarınızı, mutluluğunuzu ve hatta uzun ömürlülüğünüzü tahmin etmede bu özelliklerin sizde bulunma derecesi önemli bir etken olabiliyor. Örneğin güçlü dışa dönükler daha kısa ve daha mutlu hayatlar yaşama eğilimindedirler. Son derece vicdanlı insanlar işte daha iyisini yapma eğilimindedirler. Ve son derece açık fikirli insanlar bunamaya karşı daha az savunmasızdır.

Myers-Briggs testi gibi bazı testler popülerdir. Ancak ana akım psikologları tarafından bilimsel ve geçerli olarak görülmezler. Çünkü bu testler “Büyük Beş” kişilik modelini etkili bir şekilde yansıtamazlar. Testi her uyguladığınızda farklı puanlar elde edersiniz.

Kişiliklerimizin Ne Kadarı Genetik?

İnsanlar arasındaki kişilik farklılıklarının yaklaşık yüzde 30 ila 50’si ebeveynlerinden miras aldıkları genlerdeki farlılıklardan kaynaklanmaktadır. Tabii ki, evlilik ve boşanma, hastalık, iş kaybı, ebeveynlik, akran baskısı ve yaş gibi erken ve sonraki yaşam deneyimlerinin kişiliğimizde iz bırakmasını göz ardı etmemeliyiz.

Aslında kişiliğin 30 yaşında oturduğuna inanılıyordu. Ancak aynı insanları on yıllar boyunca uzunlamasına takip eden araştırmalar, kişilik özelliklerinin bir ömür boyu değişmeye devam ettiğini göstermiştir.

Kişiliğin yaşlandıkça durağanlaşma eğiliminde olduğu doğrudur. Ancak bunun nedeni çoğumuzun yaşam tarzı ve rutin alışkanlıklarına bir nevi yerleşme olması yani onlardan kopamamamızdır. Ama bilinmelidir ki doğru yaklaşım ve kararlılıkla kişilik özelliklerinizi kasten değiştirmemeniz için hiçbir neden yoktur.

Nasıl Daha Dışa Dönük Olabilirim?

Kişilik değişikliğine yönelik herhangi bir girişim, bir şey uğuna veya birini memnun etmekten ziyade daha büyük bir değerin, amacın veya ülkünün hizmetindeyse başarılı olma olasılığı daha yüksektir.

Örneğin, işinize yardımcı olmak üzere ağ kurmak için daha fazla isteklilik yoluyla filizlenen içsel itkiyle daha dışa dönük olmak, sadece arzu edilir olduğu için dışa dönük olmaya çalışmaktan daha başarılıdır.

Bir başka altın kural da, düşünce ve davranış biçimlerinizi alışkanlık haline gelene kadar değiştirmeniz gerektiğidir.

Daha dışa dönük olmak için iyi bir yöntem, sosyalliğinizi arttırmak için “eğer- o zaman” yani “şöyle olursa şöyle davranırım” planlarını kullanmaktır. Örneğin, “bir yabancının yanında bir trende oturursam, o zaman bir konuşma başlatmaya çalışırım”. Ayrıca sosyal durumlardaki endişenizi heyecan olarak yeniden değerlendirmek önemlidir.

İlk başta zor olacak, ancak araştırmalar, güçlü içe dönüklerin bile, düşündüklerinden daha fazla dışadönük davranmaktan zevk aldıklarını gösteriyor.

Kilitlenme Kişiliğimi Değiştirdi mi?

Evet bu mümkün. Hayatımızdaki herhangi bir kalıcı ve radikal bir değişiklik bu; durumumuzda, sosyal şirkette veya duygusal zorluklarda olabilir, tüm bunların kişilik özelliklerini etkilemesi muhtemeldir.

Bununla birlikte karantina herkes için aynı değildi ve hepimiz bu durumu farklı temel özelliklerle yaşadık. Bazı insanlar aylarca sosyal izolasyonda yaşadılar; diğerleri çocuk bakımı ve evde çalışmayı dengelemek zorunda kaldı; sağlık, temel perakende veya toplu taşıma sektörlerinde çalışanlar hala aynı ortamda çalışmakta ancak yeni zorluklarla karşı karşıyaydılar. Bu karantina çeşidi, tek bir “tecrit kişiliği” diye bir şey olmadığı anlamına gelir. Bunun yerine, karantinanın etkileri kişiye özel olacaktır.

Örneğin, izole edildiyseniz veya yalnızlaştıysanız, bunun dışadönüklükte azalmaya yol açacağına dair kanıtlar var. Ancak, kişiliğiniz üzerindeki bu etkilerin farkında olmak, onlarla bilinçli bir şekilde mücadele etmenize ve kendinizi tekrar rayına oturtmanıza yardımcı olabilir.

Nasıl Daha Açık Fikirli Olabilirim?

Yaşlandıkça daha kapalı fikirli olma eğilimindeyiz; yani, daha çok yollarımıza ve inançlarımıza saplanmış durumdayız. Buna karşı koymanın bir yolu, bilinçli olarak yeni deneyimler ve bakış açıları aramaktır.

Pandemi kısıtlamaları dışında izin verilen serbest zamanlarda, örneğin her dışarıda yemek yediğinizde farklı bir restoran deneme sözü verin veya tatiliniz için her zaman aynı noktaya dönmek yerine farklı yerleri ziyaret edin. Daha önce denemediğiniz şiir veya opera gibi yeni sanat formlarıyla uğraşmayı düşünün.

Düzenli yürüyüşler yaparak akıl oyunları ve bulmacaları tamamlayarak fiziksel ve zihinsel zindelik üzerinde çalışmak da deminki örneklere nazaran çok belirgin olmayan katkılardandır.

Bu tür faaliyetler açık fikirlilikteki artışlarla bağlantılıdır. Özetle teori, onların güveninizi dolayısıyla yeni şeyler öğrenme isteğinizi geliştirmeye yardımcı olduğunu açıklıyor. Bu da beraberinde kişiliğinizde değişimi getiriyor.

Kaynak:

https://www.sciencefocus.com/science/personality/?utm_source=Adestra&utm_medium=Email&utm_content=FOC2&utm_campaign=Science%20Focus%20Newsletter_1085199_Focus_Automated%20Newsletters_18540949

                                                                                             Yazar: NİL GÜREL

Formun Üstü


 Yoyo Sendromu Nedir?

Duyduğunuz, okuduğunuz veya arkadaşınızın yaptığı bir diyeti kendi bedeninize, metabolizmanıza ve yaşam tarzınıza uygun olup olmadığına bakmaksızın deniyor musunuz? Hızlı kilo veriyor ancak verdiğiniz kiloları aynı hızda geri mi alıyorsunuz?

Yapılan diyetlerin sonucunda insanların belirli aralıklarla hızlı kilo verip alması yoyo sendromu olarak tanımlanıyor. Yoyo aslında ipin bir ucundan tutulup, yukarı-aşağı sallanarak oynanan bir oyuncak. Kilonun sürekli olarak yükselip düşmesi, yoyo oyuncağının hareketlerine benzetilebilir.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Gönen, Bilim Genç sesli yayınının yeni bölümünde yoyo sendromunun nedenlerini, neden zararlı olduğunu ve önlemek için neler yapabileceğimizi anlatıyor.

Bilim Genç sesli yayınlarını SoundCloud, Spotify, Google ve Apple podcast kanallarımız üzerinden dinleyebilir ve kanallarımızı takip ederek güncel içeriklerimizden anında haberdar olabilirsiniz.

https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/yoyo-sendromu-nedir

22 Temmuz 2021 Perşembe

 İBN RÜŞD VE KADINLAR


Kendi dönemine göre aykırı olabilecek konularda yazan İbn Rüşd, kadının hürriyeti konusuna da değinir. Ona göre kadın, temel ekonomik ihtiyaçların giderilmesi bahanesiyle eve kapatılmıştır. Oysa tür itibariyle kadın ve erkeğin birbirinden hiçbir farklılığı yoktur. Farklılık kendini kabiliyette gösterir. İbn Rüşd kadınların, erkekler gibi, belirli eğitimlerden geçerse yöneticilik sıfatına layık olabileceğini söyler. Aksi olur da kadınlar toplumdan soyutlanırsa toplum fakirlikle karşı karşıya kalır.

Kaynak: Tarih Otağ

20 Temmuz 2021 Salı

Muayede: Arapça bayram anlamına gelen "iyd" kökünden gelip bayramlaşma anlamı taşır.

 Kaynak: Tarih Arşivi

 İyi Bayramlar...

 

Jung şöyle diyordu: “Tinsel yoksulluğumuzu basitçe kabullenmek çok daha iyi olacaktır…Tin ağırlaştığında suya döner…Bu nedenle ruhun yolu, suya giden yoldur.” Eve geri dönüş ve denizdeki kayada duran fokla konuşmak için verdiğimiz aralar bizim doğal ve bütünsel ekolojimizin eylemleridir, çünkü bunların hepsi bir suya geri dönüştür, vahşi bir dostla karşılaşmadır, diğer tüm şeylerin yanında bizi durmadan, ihtiyasızca ve eşsiz bir sabırla seven dostla bir karşılaşma…Tek ihtiyacımız “vahşi ve bilge ve sevecen” olan bu ruhani gözlere bakmak ve onlardan öğrenmektir.

                                          Estes, P.Clarisa, Kurtlarla Koşan Kadınlar, sf.328

17 Temmuz 2021 Cumartesi

 Arapçada sineğe ذُبٰاب denir. Bu isim, ذُبَّ ve آبَ kelimelerinin birleşiminden türemiştir.


‎ذُبَّ: Kovuldu
‎آبَ: Geri döndü

‎Sinek, kovuldukça geri dönen bir hayvan olduğu için bu ismi almıştır.

‎[Bâcûrî, el-Hâşiye, c.1, s.73]

16 Temmuz 2021 Cuma

Araştırma: Sinopharm Aşısı Kovid-19’a Karşı Yüzde 72,8 Etkinlik Gösteriyor


Amerikan Tabipler Birliği Dergisinde (JAMA) yer alan çalışma, Çin’in Sinopharm aşısının yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı yüzde 72,8 etkinlik gösterdiğini ortaya koydu.

The National News’in haberine göre, Amerikan Tabipler Birliği Dergisinin yaptığı bir çalışma Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Mısır ve Ürdün’den 40 bin 832 gönüllü üzerinde gerçekleştirildi.

Gönüllülere, üç hafta arayla aşı ya da aşılanmış gibi görünen fonksiyonsuz maddeden oluşan plasebo iğnesi yapıldı.

Araştırmada, Sinopharm aşısının, Kovid-19 karşı yüzde 72,8 koruma sağladığı tespit edildi.

Kaynak: https://www.aa.com.tr/tr/saglik/arastirma-sinopharm-asisi-kovid-19a-karsi-yuzde-72-8-etkinlik-gosteriyor/2256161#


https://covid19.tabipacademy.com/2021/05/28/arastirma-sinopharm-asisi-kovid-19a-karsi-yuzde-728-etkinlik-gosteriyor/

8 Temmuz 2021 Perşembe

Kırıldıysan sessiz kal.

Sessizliğinden kırıldığını Anlamıyorsa; 

Onsuz kal...

                             Şems-i Tebrizi

6 Temmuz 2021 Salı

Çalışanlar İşveren Tarafından Covid-19 Aşısı Olmaya Zorlanabilir mi?

Covid-19 salgınına karşı geliştirilen muhtelif aşıların Türkiye’de ve dünyanın diğer ülkelerinde hızla uygulanmaya başlanması, beraberinde bireyin kişilik hakları ve temel hak ve özgürlükleri düzleminde bir dizi tartışmayı da gündeme getirdi.

Bu tartışmaların işçi-işveren ilişkisi üzerindeki etkileriyse son dönemde iş dünyasını oldukça meşgul eden konulardan biri haline geldi. Özellikle aşı olmaktan imtina eden işçiler bakımından işverenin elindeki yasal imkanların neler olabileceği merak edilen ve uygulamayla şekillenmesi beklenen hususlardan biri.

Konuya dair tartışmaların içeriğine değinmeden evvel, işveren tarafından, özel nitelikli kişisel veri statüsündeki aşı kartı veya aşı olup olunmadığı bilgisi gibi çalışana ait sağlık verileri her halükarda Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na uygun hareket edilerek işlenmelidir. Bu kapsamda, çalışanının sağlık verilerine erişen işverenin, her bir çalışan özelinde çalışanına (ve aday çalışanına) karşı aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmesi ve çalışanının açık rızasını alması gerekmektedir. Bizatihi bu verileri edinirken ilgili mevzuata aykırı davranan işverenin sorumluluğu gündeme gelebilecektir. 

Aşı olmak istemeyen işçi ile işveren arasındaki iş sözleşmesinin akıbeti bakımından en kritik tartışma ise; bu hususun işveren için geçerli nedenle fesih sebebi oluşturup oluşturamayacağı noktasında toplanmaktadır. Bu sorunun cevabına ilişkin halihazırda doktrinde baskın bir görüş bulunmadığı gibi henüz konuya ilişkin yargının yaklaşımı da belirsizdir. Geçerli nedenle feshin mümkün olabileceğini savunan görüş; işverenin yönetim hakkı ile çalışanın temel hak ve özgürlüklerinin çatışması noktasında; işverenin, hastalığın yayılmasını önleme amacıyla iş yerindeki düzeni, iş sağlığını ve güvenliğini sağlaması gerekliliğinden yola çıkarak yönetim hakkına üstünlük tanımaktadır. Öte yandan karşıt görüş ise, bilimsel olarak bulaşı engellediği kesinleşmemiş olan ve tıbbi zorunluluk arz etmeyen bir aşının işverence zorunlu tutulmasının açıkça işçinin kişilik hakkına, temel hak ve özgürlüklerine müdahale eder nitelikte olduğunu savunmaktadır.

Çalışanların aşılanmayı reddetmesi durumunda işveren tarafından yapılacak feshin yargı tarafından geçerli fesih sebebi olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, her ne kadar belirsiz olsa da, işverenlerin iş hukukunun genel prensiplerinden olan feshin son çare olması ilkesi gereğince ilgili çalışanlara uzaktan çalışma ve buna benzer ilgili iş yeri bakımından mümkün olan alternatif çalışma düzenlerini teklif etmeleri önem arz edecektir. Zira, söz konusu ilke gözetilmeksizin yapılan bir fesih, her halükârda kötü niyetli olarak değerlendirebilir ve geçersiz bir feshin sonuçlarına sebebiyet verebilir.

Öte yandan, İş Kanunu’nda yer alan haklı nedenle fesih sebepleri tahdidi nitelikte olup, aşı karşıtı işçiyle işveren arasındaki sözleşmenin işveren açısından haklı nedenle fesih sebebi oluşturmayacağı değerlendirilmektedir.

Sonuç olarak, doktrinde farklı teorik tartışmalar ve görüşler yer alsa da bu hususun önümüzdeki günlerde yargı mercilerince verilecek kararlarla netleşeceği öngörülmektedir. Bu aşamada, işverenlerin, çalışanlarının sağlık verilerini herhangi bir şekilde işlerken mutlaka ilgili mevzuata uygun hareket etmeleri gerekmekle birlikte, her halükârda, yukarıda bahsi geçen ilkeler dahil olmak üzere iş hukukunun temel prensipleri ışığında süreçleri planlaması önem arz edecektir. Dolayısıyla, işverenlerin öncelikle çalışanlarına aşı olmaları yönünde teşvik edici eğitim ve çalışmalar düzenlemesinde, aşı olmayı tercih etmeyen çalışanları bakımından ise doğrudan fesih yoluna gitmek yerine, uzaktan çalışma düzeni ve benzeri alternatifleri çalışanlarına teklif etmesinde fayda bulunmaktadır.

Av. Ömer Faruk Çıkın

Aydın-Çıkın-Gürvit Avukatlık ve Hukuk Danışmanlığı

http://iskanunu.com/sizin-sorduklariniz/calisanlar-isveren-tarafindan-covid-19-asisi-olmaya-zorlanabilir-mi/

5 Temmuz 2021 Pazartesi

Do-Re-Mi-Fa-Sol-La Nota İsimlerinin Bir İlahiden GeldiğiniBiliyor Muydunuz?

Notaların -si notası hariç- bugünkü şekliyle adlandırılmasını ilk öneren, 11. yüzyılda yaşamış bir din adamı ve müzik teorisyeni olan Guido d’Arezzo olmuştur.

1030 yılında manastırında verdiği müzik dersleri için pratik bir nota sistemi geliştiren din adamı, Saint Johannes (Aziz Yuhanna) ilahisinin ilk hecelerinden yola çıkarak notaları isimlendirmiş.
8. yüzyılda Pausl Diaconus tarafından yazılan Aziz Yuhanna ilahisinin sözlerinin ne anlama geldiğine de bir bakalım.

UT-queant laxis: "just as your servant" Sadece senin hizmetçilerin
RE-sonare fibris: "may sing freely" Özgürce ilahi söyleyebilir
Mİ-ra gestorum: "of the miracles"
FA-muli tuorum: "of your Works" İşlerinin mucizeleri hakkında…
SOL-ve poluti: "release the stains (of sin)" Günahlarının lekelerini sil
LA-bii reatum: "from their lips" Onların dudaklarından
Sancte iohannes: "Saint John" Aziz John
Nota isimlerinden 'do'nun önceki ismi 'ut' idi.

Kaynak: Bilim Otağ

2 Temmuz 2021 Cuma

 Antalya’nın iklimi Kahire gibi olacak

İklim bilimi üzerinde uzmanlaşmış fizikçi ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz “2100 yılında Antalya’nın ikliminin Kahire’ye benzeyeceğini, Çukurova, Urfa bölgelerinin aynı şekilde olacağını ve sıcaklığın büyük ihtimalle 4-5 derece artmış olacağını” ifade etti.

Günümüzde 1-2 derecelik sıcaklık artışının bile canlıları ve doğayı olumsuz yönde etkilediği düşünüldüğünde, 4-5 derecelik sıcaklık artışının ne gibi sonuçlara yol açacağını duymak hoşumuza gitmeyecektir.

Kaynak: Bilim Otağ

1 Temmuz 2021 Perşembe

Dijital Yüzyılda Nasıl bir “Çobanız”?

 21. Yüzyıl Dijitalleşmenin oldukça ivme kazandığı bir zaman dilimi oldu. Covid-19 virüsünün tüm dünyayı sarması sonucu dijital platformlar daha popüler hale gelince gencinden yaşlısına herkes dijitalle tanışmak durumunda kaldı. Okullar internet üzerinden devam ederken, hastane randevuları, aşı randevuları, banka işlemleri, fatura ödeme işlemleri ve daha birçok işlem internet üzerinden yapıldı. Akıllı telefon ve tablet satışlarında yüksek artışlar gözlenirken e-ticaret işlemlerinde % 159 oranında artış gözlendi. Youtube videolarının izlenme oranları hiç olmadığı kadar arttı. Çocuklarımız ekran başından ayrılmaz hale geldi. Ailesi ile zaman geçirmeyi bırakan gençler odalarına kapanarak telefon ve tabletin esiri haline geldi. Bilgisayar ve mobil oyunlar satış rekorları kırmaya devam ediyor.  Çocuklarımız bu girdap içinde kaybolurken Kuran-ı Kerim’in ifadesi ile kendimize soralım...

“ Bu gidiş nereye ?” (Tekvin Sûresi 26)

Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr, efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürüden sorumlusunuz.”

(Buhârî, Cum’a 11, İstikrâz 20, İtk 17, 19, Vesâyâ 9, Nikâh 81, 90, Ahkâm 1; Müslim, İmâret 20. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, İmâret 1, 13; Tirmizî, Cihâd 27)

Artık çocuklarımızın elinden tablet ve akıllı telefonlar düşmüyor. Hemen hemen tüm hayatları ekranların karşısında geçiyor. Sosyal Medya fenomenleri onların yeni kahramanları ... Ahlaki değerlerinin ve karakterinin oturduğu yaş aralıklarında fenomenlere bakarak bir yaşam tarzı belirliyor çocuklarımız. Çocuklarınızın ve mallarınızın, sizin için bir imtihan olduğunu ve büyük mükâfatın, kesinlikle Allah katında bulunduğunu biliniz. ( Enfal 28 ) ayetinden anladığımız üzere en önemli imtihan olan çocuklarımız artık sürekli izledikleri Youtube videoları ile büyüyor.  Çocuklara “ Ne olacaksın büyüyünce ?” Sorusunu yönelttiğimizde artık ne doktor babasına bakıp doktor olmak istediğini, ne öğretmen annesini örnek alıp öğretmen nede mahalle imamına bakarak İmam olmak istediğini söylüyor; ekran başında zamanının çoğunu videolarını izleyerek geçirdiği onu eğlendiren güldüren ve kendisini sevdiğini düşündüğü Youtube fenomenine bakarak “Youtuber” olacağım cevabını veriyor.

“Ey iman edenler Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” ( Tahrim-6. Ayet )

Peki ya nasıl bir çare?

Youtube, instagram, tiktok, twitch, ve daha niceleri ... Çocuklarımızı yutan dijital birer çukur.  Youtube ve sosyal medya da çocuklarımızın severek takip ettiği Tdv Medya kanalında oyun yayınları yapan Sertaç Abi  “Dijitali yaşayacağız ama dijitalde yaşamayacağız. Çocukların oyuna karşı olan hırslarını ve heveslerini dengelemenin yolu yasaklamak değil, doğruyu örnek göstererek çocukları doğruya kanalize etmektir. Doğruyu örnek göstermek için de doğru Youtube ve medya içeriği üretecek kişilere ihtiyaç var.” demektedir.

Doğruları bularak, çocuklarımızı, gençlerimizi doğru olana yönlendirerek korumak adına bu güzel işleri yapan kişilerin sayısının çoğalmasına destek vermeli, çalışmalarını desteklemeli ve ahlaken ekran karşısında çocuklarımıza doğru örnek olacak içerikleri çoğaltarak dijitali yeniden şekillendirmeliyiz. “Müslüman gittiği yeri güzelleştirir.”  düsturu ile hareket ettikçe dijital mecraların birer eğitim alanına dönüştürülmesi mümkündür. Yasaklamak, kızmak elinden tablet veya telefon çekmek artık çözüm seçenekleri olmaktan çıkmış durumda. O halde bizlerde Resulullah (s.a.v) ın ashabına örnek olarak yetiştirdiği gibi geleceğimiz olan evlatlarımızı yetiştirmeliyiz. Dijitalde tüketen kesim değil üreten kesim olabilmek eksenli düşünmeli ve harekete geçmeliyiz. Zaman artık eskisinden hızlı akıyor...

Biz geleceği önemseyen müminler olarak dijital dünyanın esiri olmamak adına YOL AÇ düsturuyla Dijitalde yeni bir yol açmak zorundayız. Geleceğimiz teminatı olan çocuklarımızı korumak bizim en önemli hedefimiz olmalı ...

Geleceği Kuran ve Sünnet ile şekillendirenlerden olmak duasıyla ...

Mücahit Kaya

https://www.diyanethaber.com.tr/

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM Çalışmalarımı takip edebileceğiniz, okuyabileceğiniz linkler(Sıra...