NİL GÜREL

31 Aralık 2021 Cuma

Düşünce Gücüyle Mesaj Yazdıran Çip İmplantı, 2022’deSatışa Çıkabilir

Düşünce Gücüyle Mesaj Yazdıran Çip İmplantı, 2022’deSatışa Çıkabilir

 Blackrock Neurotech’in başkanı, şirketin felçli insanlar için beyin-bilgisayar arayüzünün, düzenleyiciler tarafından onaylanması halinde 2022’de piyasaya çıkabileceğini söyledi. Beyin implantları henüz laboratuvar testlerinin ötesine geçmedi, ancak 2022’de bu tür ilk cihazlar piyasaya çıkabilir.

Felç nedeniyle konuşamayan kişilerin zihinsel olarak iletişim kurmasını sağlayan beyin implantı 2022’de satışa çıkabilir. Beyin-bilgisayar arayüzü olarak bilinen teknolojinin özü, beyne implante edilen ve nöronlardan gelen elektrik sinyallerini okuyan bir dizi elektrottur. Bu, insanların bilgisayarı “düşünce güçleri” ile kontrol etmelerini sağlar. Bu çığır açan teknoloji ile hastalar, kendilerini elleriyle yazarak veya mesajlaşarak hayal ederken metin oluşturabilirler.

Bilim insanları bu teknolojiyi geliştirmeyi çoktan başardılar. Özellikle bilim insanları, bir kişiye düşünceyi kullanarak imleci hareket ettirme ve bir bilgisayar ekranına mesaj yazma yeteneği verebildiler. Bununla birlikte, beyne yerleştirilen elektrotlar yavaş yavaş mikroglia hücreleriyle aşırı büyüdüğü ve cihazı daha az hassas hale getirdiği için teknoloji hakkında hala sorular var.

Ayrıntılar:

https://www.bizsiziz.com/dusunce-gucuyle-mesaj-yazdiran-cip-implanti-2022de-satisa-cikbilir/

23 Aralık 2021 Perşembe

İKNANIN PSİKOLOJİSİ: TEORİ ve PRATİK BİR ARADA KİTAP KRİTİĞİ

İKNANIN PSİKOLOJİSİ: TEORİ ve PRATİK BİR ARADA KİTAP KRİTİĞİ 

Kitabın Adı; İknanın Psikolojisi: Teori ve Pratik bir arada. Robert B. Cialdini’ye ait kitap, Dünya’da çeşitli dillere çevrilmiş ve yüzbinlerce okuyucuya ulaşmıştır. İncelediğim kitabın yayınevi Mediacat. Baskı yılı Haziran, 2021.

Kitabın yazarı Robert B.Cialdini, Arizona State University’de psikoloji profesörüdür. Wisconsin, Kuzey Carolina ve Columbia Üniversitelerinde psikoloji üzerine lisans ve lisansüstü eğitim almıştır. Kişilik ve Sosyal Psikoloji Derneği’nin eski başkanıdır.

Sosyal etkilerin karmaşıklığına ilgi duymaktadır. Bu ilginin kökenlerini doğduğu ve büyüdüğü çevrede bulabiliriz. Cialdini, İtalyan bir aile içinde, Polonya ağırlıklı bir çevrede ve tarihsel olarak Alman olan bir şehirde(Milwaukee) büyümüştür.

Yaşamımız boyunca muhakkak seyyar satıcı, bağış toplayıcı veya çeşitli oparatörlerin taleplerine kendimizi “evet” derken bulmuşuzdur. Gerek kendimiz gerek yakın çevremizden tanıdıklarımız istemeden bir yardım kuruluşunun temsilcilerine ya da bir firma satış temsilcilerine itaat etmişizdir. Peki bir kişinin diğer bir kişiye evet demesindeki faktörler nelerdir? Bu tür bir itaatin oluşmasını sağlayan faktörleri en etkili şekilde kullanan teknikler nelerdir? Nasıl oluyor da belli bir şekilde sunulan istek reddedilirken aynı istek değişik bir şekilde sunulduğunda kabul ediliyor?

İşte Cialdini, deneysel sosyal psikolog olarak görevinde, itaat psikolojisini araştırarak bu soruların cevabını bulmaya çalışmıştır. İlk başlarda araştırma, laboratuvarında ve üniversite öğrencileri üzerinde yaptığı deneyler formundaydı. Bir isteği etkileyen psikolojik ilkeleri bulmaya çalışmıştır. Bu ilkeleri etki silahı olarak karakterize edip en önemlilerini kitapta örneklerle açıklamıştır.

Cialdini, evet dedirtme tekniklerini altı ilkeye dayandırmıştır. Bu ilkeler; karşılıkta bulunma, tutarlılık, toplumsal kanıt, sevgi, otorite ve azlıktır. Her biri toplumdaki fonksiyonları ve itaat profesyonelleri tarafından çok marifetli bir şekilde satın alma, bağış, ödün verme, oy verme veya razı olmaya dönüştürülen kuvvetleri açısından incelenmiştir.

Evrensellik ve bilimsellik taşıyan bu altı ilkeden ilki ‘karşılık yaratma’ ilkesidir.  Karşılık yaratma kuralı, başkasının bize sağladığı faydayı aynen iade etmek istediğimizi söylemektedir. Mütekabiliyet kuralı gereği, gelecekteki iyilik, hediye, davetiye ve benzerinin geri ödenmesinin zorunlu olduğunu düşünürüz. Bu kuralın etkileyici yönü, onunla birlikte gelen sorumluluk hissinin insan kültürüne yayılmış olmasıdır(Cialdini, 2021, s.45-46). Bu bölümde sağlık sektöründen güzel bir örneğe yer vermiş: Kalp hastalıkları için kullanılan bir ilaç olan kalsiyum, kanal blokerlerinin güvenirliliği ile ilgili tıbbi tartışmaları ele alalım. Yapılan bir çalışma, bu ilacı destekleyen sonuçlar bulan ve yayınlayan bilim insanlarının yüzde 100’ünün ilaç firmalarından ön destek aldıklarını(bedava geziler, araştırma fonları veya iş teklifleri) ortaya çıkarmıştır. Ancak ilacı eleştiren bilim insanlarının sadece %37’si bu şekilde bir destek görmüştür(Stelfox, Chua, O’Rourke ve Detsky, 1998’den aktaran Cialdini 2021). Cialdini’nin de vurguladığı gibi eleştirel bakabilen, iyi eğitim almış sağlık profesyoneli bilim insanları bile bu değiş tokuşun çekimine kapılabiliyorsa politikacılar da dahil halkın böyle bir çekime kapılmaması nasıl mümkün olmaz?

İkinci ilke tutarlılık. Tutarlılık, insan hareketlerini yönlendirmede büyük bir güçtür. Peki bu büyük gücün kaynağı nereden geliyor? Cialdini, sosyal psikologların bu sorunun cevabını bildiklerini belirterek soruyu “bağlılık” olarak cevaplandırıyor (s.105). Gerçekten de bir seçim yaptıktan ya da bir konuda fikrimizi söyledikten sonra bu taahhütle tutarlı bir şekilde davranmak için kişisel ve kişiler arası baskılarla karşılaşırız. Bu durumda bundan sonra sergileyeceğimiz tutum ve davranışlar fikrimiz ve tercihimizle örtüşecektir.  

Bu ilke iyi amaçlar için de kullanılabilir. Bu konuda Cialdini, yine sağlık sektöründen bir örnek vermiş. Kilo vermeyi sağlayan klinikler, müşterilerinin kilo verme hedeflerini yazmalarını ve bu hedefi arkadaşlarına, akrabalarına ve komşularına göstermelerini isterler. Klinik işletmecileri bu tekniğin denedikleri başka her türlü teknikten çok daha fazla işe yaradığını söylemişlerdir. Gerçekten bu yöntemin yaşamımızda işe yaradığını düşünüyorum. Yaşam koçları ve psikologlar tarafından önerilen bir yöntem. Psikolog Beyhan Budak’ın Milliyet gazetesindeki bir yazısında hedefleri yazmanın önemini anlatan bir yazısını okumuştum.  Dr.Muhammed Bozdağ’ın “Düşün ve Başar” kitabında da hedefleri yazmanın önemini anlattığı bir bölüm vardı.

Ücüncü ilke toplumsal kanıt. Başkaları yaptığı için bir davranışı uygun olarak görme eğilimi normalde gayet iyi işlemektedir. Kural olarak, toplumsal kanıta göre davranarak, karşı gelerek yapacağımızdan daha az hata yaparız. Genelde, pek çok insan aynı şeyi yapıyorsa doğrudur.(s:163). Ciladini, toplumsal kanıt ilkesini anlattığı bölümde, Bandura ve Robert O’Conner psikologların deneylerine yer vermiştir. Fakat bu bölümde Şerif ve Ash’in de deneylerine yer verebilirdi. Muzaffer Şerif ve Ash’in “Sosyal Uyum”a ilişkin deneylerinin konuyla bağlantılı olduğunu düşünüyorum.  

Üçüncü bölümde dikkatimi çeken bir örnek de Werther etkisi. Werther etkisinin hikayesi hem ürpertici hem de şaşırtıcıdır. İki yüzyıldan daha uzun zaman önce Alman edebiyatının büyük ustası Goethe, Genç Werther’in acıları adında bir roman yayımladı. Kitapta, intihar eden ana karakter Werther toplumda büyük bir etki yaratmıştır. Bu roman Avrupa ülkelerinde kitabın kahramanına özenip intihar eden kişi sayısını arttırarak romana kötü bir ün de kazandırmıştır. Etkinin muazzam büyüklüğünden dolayı roman Avrupa ülkelerinde yasaklanmıştı.(s:196).

Burada önemli bir husus intihar kurbanına benzeyen kişilerin kendilerini öldürme eğilimlerinin daha fazla olduğudur. Bu da toplumsal kanıt açısından önem taşımaktadır. Çok fazla haber yapılan bir intihar şekli toplumda yayılabilmektedir. Buna geçen sene siyanür zehirlenmesi ile intihar vakalarındaki artışı gösterebiliriz. Ülkemizde birkaç yerde ardı ardına siyanürle kendini zehirleyerek intiharlar olmuştu.

Bir diğer ilke ise sevgi. Çok az insanın şaşıracağı üzere kural olarak, en çok tanıdığımız ve sevdiğimiz kişilerin isteklerine evet deriz. Ancak şaşırılacak olan ise basit kuralın yabancılar tarafından yüzlerce farklı şekilde kullanılıp onların isteklerine itaat etmemizin sağlandığıdır(s:223). Ne şekilde itaat ettiğimizi Cialdini bazı faktörlere bağlamıştır. Bu faktörler; fiziksel çekicilik, benzerlik, övgü(iltifat), aşinalık ve işbirliğidir. Gerçekten de bu faktörlerin etkisini gerek gündelik yaşantımızda gerek iş hayatında görebiliyoruz. Örneğin fiziksel iyi görünümün işe alımlardaki etkisi görülebilir. Çoğu kez “İyi görünüyorsa iyidir” yanılgısına da düşülmektedir. Bu, “hale etkisiyle” ilişkilendirilebilir. Kitapta bu bağlantı ayrıntılandırılmamıştır.

İşbirlikçi yaklaşımın mantığını göstermek için Muzaffer Şerif’in deneylerinden birine yer verilmesi çok anlamlı olmuş. Üç aşamalı gerçekleştirilen deney, bir yaz kampına giden 11-12 yaşındaki erkek çocuklar üzerinde yapılmıştır. İlk aşamada çocuklar arasında bağ kuracak etkinlikler gerçekleştirilmiştir. İkinci aşamada rekabet etmişlerdir. Rekabet deneyinin sonunda grupların birbiriyle kavga edip saldırganlaştıkları görülmüştür. Üçüncü aşamada ise deneklere rekabet içermeyen ve ortak amaçlar için birlikte mücadele edilmesi gereken görevler verilmiştir. Çocukların bu işleri beraber yaptıkları, yardımlaştıkları ve tartışmadıkları gözlemlenmiştir. Ortak amaçlar etrafında toplanan çocukların rekabet ortamında doğan anlaşmazlıkları önemsemediği görülmüştür.

Diğer önemli bir ilke ise otoritedir.  Otoritenin itiaat, uyum ve rıza gösterme üzerindeki etkisini gösteren pek çok araştırma yapılmıştır. Cialdini, Miligram’ın deneylerine büyük ölçüde yer vermiştir. Kitapta yine sağlık sektörüne ilişkin çarpıcı bir örneğe yer vermek isterim. “Bir doktor çok net bir hata yaptığında, endişe verici olasılıklar artar. Hiyerarşinin alt basamaklarındakiler bunu sorgulamayı düşünmez; çünkü gerçek otorite emri verir ve alt kademedekiler bunu düşünmezler ve sadece tepki verirler. Bu tür klik-pırrr tepkisi hastane çevresine karıştığında hatalar da kaçınılmazdır. Gerçekten de, ABD Sağlık Finansal İdare’sinin yaptığı bir çalışmaya göre, yalnızca hastaya verilen ilaçlar göz önünde bulundurulduğunda, hastanenin günlük ortalama yanlış yapma oranı yüzde 12’dir.(s:283).

Cialdini’nin kitabında yer verdiği son ilke azlıktır. Buna göre az olanın daha değerli olduğuna dair yanlış bir algı vardır. Kıtlık nesnelerin arzu edilebilirliğini arttırmaktadır. Kişilerde az olan pahalıdır algısı bulunmaktadır. Kıt olanın daha değerli olması gibi yasaklanan, sansürlenen konuların da daha çok ilgi çekmesi söz konusudur. Azlık etkisi her ne kadar tüketici davranışında etkisini gösterse de örneğin siyasal iletişim açısından konu incelenirse aynı etkiyi göstereceğini düşünmüyorum. IPSOS Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nün 2014 yılında, 1.383 seçmen üzerinde yaptığı bir araştırmada erişimi engellenen sosyal medya ağları Twitter ve Youtube’un parti oy tercihlerini etkilemediğini ortaya koymuştur (https://www.ipsos.com/tr-tr/30-martta-oy-tercihlerinde-neler-etkili-oldu).

Kitabın son bölümünde ‘anlık etki’ ele alınmıştır. Bölümün girişindeki örnek olay ilgi çekicidir:

Bir akşam rock müziği müzisyeni Frank Zappa şova konuk oldu. Bu, 1960’larda uzun saçlı bir adamın hala olağan görülmediği ve tartışıldığı bir dönemdi. Zappa seyirciye takdim edilip yerine oturduktan sonra aralarında şöyle bir diyalog geçti:

Pine: Bence uzun saçların seni bir kız gibi gösteriyor.

Zappa: Bence senin tahta bacağın da seni bir masa gibi gösteriyor. (s:353)

Bu örnek bağlamında Cialdini, kitabın ana fikrini de ortaya koyuyor: ‘Benim favori doğaçlamam olmasının yanı sıra, Pine ve Zappa arasında geçen diyalog, bu kitabın ana konusunu gösterir: Biri veya bir şey hakkında karar verirken sıklıkla, eldeki bilginin tamamını kullanmayız. Bunun yerine, tümü temsil eden bir parçasını kullanırız. İzole bir bilgi parçası, bize her ne kadar doğruyu gösterse de aptalca hatalar yapmamıza neden olabilir. Bu hatalar zeki kişiler tarafından kullanıldığında ise aptal durumuna düşeriz(s:354).

Kitapta sağlık sektöründen örneklerin de yer alması alanıma katkı sağladı. İknanın psikolojisini anlamak noktasında araştırma ve deneylere yer verilmesi kitabın bilimsellik yönünü de gösteriyor. Akademik ilgi alanlarım içerisinde psikoloji ve sosyal psikoloji yer aldığı için alanıma katkısı oldu. Fakat kültürel çalışmalar bağlamında ve ekonomi-politik bakış açısıyla ikna konusuna bakıldığında bazı noktalar eksik kalıyor. Örneğin intihar haberlerinden etkilenme dolaysıyla intihar vakalarının artması. İntihar sadece bu boyutu ile ele alınamaz. İntihar aynı zamanda sosyolojik bir olgudur. İntihara sürükleyen ekonomi politik koşulları da ele almak gerekir.

Diğer yandan kitap, razı etme stratejilerine karşı koyma yöntemlerini de gösteriyor. Burada ikna edilmenin önüne geçmek için esas meselenin objektif ve eleştirel bakabilme yetisiyle beraber bütüncül bir bakış açısına sahip olunması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca bir bütünün öğelerini bir araya toplayarak ve her parçanın otomatik olarak belirli bir niteliğe sahip olduğunu varsayarak, genellikle yanlış bir argüman ortaya koyuyoruz. Buna bölünme yanılgısı deniyor. Kitabın son bölümü olan anlık etki ve kitabın ana fikri bölünme yanılgısı ile ilişkilendirilebilir(https://www.thoughtco.com/what-is-the-fallacy-of-division-250352).

Kitap akıcı ve sade bir dile sahip. Hem sektöre hem de bilim camiasına hitap ediyor. Akademik bağlamda psikoloji ve sosyal psikoloji alanlarına katkı sağladığı gibi gerek tüketici davranışını inceleyen gerek siyaset bilimi ve siyasal iletişim çalışmalarına ve sağlık iletişimi çalışmalarına da katkı sağlayacak bir kitap olduğunu düşünüyorum. O yüzden kitap, sektör çalışanlarına ve akademik camiada öğrenci ve bilim insanlarına tavsiye edilebilir. Ayrıca kitap eleştirel çalışmalar bağlamında da ele alınabilir. 

21 Aralık 2021 Salı

Bilim İnsanları Denizanalarının ‘Zihnini’ Okumayı Başardı

 Bilim İnsanları Denizanalarının ‘Zihnini’ Okumayı Başardı

 Bilim İnsanları Denizanalarının ‘Zihnini’ Okumayı Başardı

Merkezi bir sinir sistemine sahip olmayan denizanalarının, hayati davranışları nasıl sergilediklerine ilişkin gizem nihayet çözüldü.

Denizanalarının beyinleri olmasa da, bilim insanları, bir şekilde zihinlerini okumanın bir yolunu keşfettiler. Zekice bir genetik müdahaleyle, artık küçük ve şeffaf bir denizanası türünde bulunan nöronların, avını yakalamak ve beslenmek gibi karmaşık özerk hareketleri gerçekleştirmek amacıyla nasıl birlikte çalıştığını izleyebiliriz.

‘Clytia hemisphaerica’ türü, buna benzer davranışları incelemek için kusursuz bir model. Bu özel denizanası türü çok küçük (yalnızca yaklaşık bir santimetre çapında) olduğu için, sinir sisteminin tamamı bir mikroskobun altına kolayca sığabilir. Genomu da fazlasıyla basit ve şeffaf bedeni yalnızca yaklaşık 10 bin nöron barındırıyor; bu durum, sinirsel mesajları izlememizi kolaylaştırır.

Ayrıntılar:

https://www.bizsiziz.com/bilim-insanlari-denizanalarinin-zihnini-okumayi-basardi/

11 Aralık 2021 Cumartesi

YÜKSEK BİR GAYEYE NİYET ET!

 YÜKSEK BİR GAYEYE NİYET ET!

Gayen kendinden büyük olsun. Gayen şehrin, memleketin kadar, hatta insanlık kadar büyük olsun ki şevkin hiç azalmasın, artsın.

Şevkin, heyecanın azalmaya başladığı anda faydanın dokunacağı, hizmetinin ulaşacağı insanların duası imdadına koşar. Buna inanarak çalışırsa moda ifadesiyle “motivasyon”a o zaman kavuşabilirsin.

“Ne” olacağını değil hangi problemi çözeceğini, memleketin, insanlığın, şehrininin, köyünün hangi derdine deva olacağını; kime hangi konuda yardım edeceğini bul. Böylece ne öğrenmen gerektiğine odaklanırsın. Ne öğrenmen gerektiğini iyi belirler, sürekli odaklandığın yönde bir şeyler öğrenirsen lezzetle her yaşta ve şartta çalışırsın. Bir şeyler “olmamaya” odaklanırsan “olduğun” anda çalışmaya değecek başka bir şey bulamazsın.

Aziz Sancar Nobel almak için çalışmadı. Profesör olmak için de… Hatta para kazanmayı da çokça önemsediğini sanmam. “DNA onarımı” ile insanlığa faydasının dokunacağını daha yüksek tuttu. Hem çabası bereketlendi, hem süreklilik kazandı. Hangi maddi amaç gece-gündüz laboratuvarlarda vakit geçirmeyi ve bunu bir ömür sürdürmeyi mümkün kılar?

YAZININ TAMAMI:

7 Aralık 2021 Salı

BELİRSİZLİĞE KARŞI TAHAMMÜL AZALDIKÇA SİYASİ KUTUPLAŞMA ARTIYOR MU?

BELİRSİZLİĞE KARŞI TAHAMMÜL AZALDIKÇA SİYASİ KUTUPLAŞMA ARTIYOR MU?

1950’lerden bu yana siyaset bilimciler, siyasi kutuplaşmanın yani dünyaya ideolojik bir önyargıyla bakan artan sayıda siyasi partizanlığın belirsizliğe tahammül edememe ve dünya hakkında öngörülebilir inançlara tutunmayla ilişkili olduğunu teorileştirdiler.

Ancak bu tür önyargılı algıların ortaya çıktığı mekanizmalar hakkında çok az şey biliniyor. Acaba bu mekanizma nasıl işliyor? Gelin birlikte bakalım.

Bu soruyu araştırmak için; Brown Üniversitesi’ndeki bilim adamları, gerçek siyasi tartışmaları ve haber yayınlarını izlerken kararlı partizanların(hem liberaller hem de muhafazakarlar) beyin aktivitelerini ölçtü ve karşılaştırdı. Yakın tarihli bir çalışmada belirsizliğe tahammülün azalması durumunda siyasi kutuplaşma eğiliminin daha da kuvvetlendiği bulundu. Yani belirsizlik ortamında siyasi olarak liberal olanlar bakış açılarında daha da liberal olma eğilimindeydiler.  Bu özelliğe sahip muhafazakarlar ise bakış açılarında daha da muhafazakar olma eğilimindeydiler.

Yine de partizanları farklı ideolojik kamplarına iten yine aynı mekanizmalar iş başındaydı.

Brown’da bilimsel, dilsel ve psikolojik bilimlerde yardımcı doçent olan ortak yazar Oriel Feldman Hall, ‘Bu, hoşgörüsüzlüğe tahammül ile siyasi kutuplaşma bağlantısını her iki koridor bağlamında ele alan ilk araştırmadır’ diyor.  Yani 2016’da mesele bir kişinin güçlü bir Clinton destekçisi ya da güçlü bir Trump destekçisi olup olmadığı değildir. Burada tek mesele belirsizlikte zihin, siyasi içerikle meşgulken her iki beyin yapısının da yani muhafazakar olanın ve liberal olanının benzer tepkiyi göstererek görüşünün daha da şiddetlenmesidir.

Çalışmanın ortak yazarı ve Brown’da eski bir doktora sonrası araştırmacı olan Jeroen Van Baar, bulguların önemli olduğunu çünkü siyasi faktörlerin dışındaki faktörlerin bireylerin ideolojik önyargılarını etkileyebileceğini gösterdiğini belirtiyor.

Hollanda Ruh sağlığı Enstitüsü Trimbos’ta Araştırma Görevlisi olan Van Baar, ‘aynı gerçekliğin ideolojik olarak çarpıtılmış algılar olan kutuplaşmış algının genel olarak belirsizliğe toleransı en düşük olan insanlarda en güçlü olduğunu bulduk’ diyor. Buradan, toplumda gördüğümüz bazı düşmanlık ve yanlış anlamaların siyasi inançlardaki uzlaşmaz farklılıklardan kaynaklanmadığını, bunun yerine, insanların günlük hayatta deneyimledikleri belirsizlik gibi şaşırtıcı ve potansiyel olarak çözülebilir faktörlere bağlı olduğunu gösterdiği çıkarımında bulunulabilir.

Belirsizliğe tahammülsüzlüğün beyinde siyasi bilginin nasıl işlendiğini siyasal değerlendirmeyi şekillendirip şekillendirmediğini ve nasıl şekillendirdiğini incelemek için araştırmacılar 22 kararlı liberal ve 22 kararlı muhafazakarı incelemeye aldı. Katılımcılara üç tür video izletilirken beyin ölçümü için fMRI teknolojisi kullanıldı. İzletilen videolar bir haber bölümü, ateşli bir tartışma bölümü ve politik olmayan bir doğa belgeseliydi.

İzleme oturumunun ardından katılımcılar, videoları anlamaları ve değerlendirmeleri hakkındaki soruları yanıtladılar ve belirsizliğe tahammülsüzlük gibi özellikleri ölçmek için tasarlanmış beş politik ve üç bilişsel anket içeren kapsamlı bir anketi tamamladılar.

Feldman Hall, ‘Belirsizliğe tahammülsüzlük gibi bir özelliğin kutuplaşmayı şiddetlendirip arttırıp arttırmadığına bakmak ve beyin aktivesi kalıplarındaki bireysel farklılıkların benzer düşüncelere sahip diğer bireylerle senkronize olup olmadığını incelemek için nispeten yeni yöntemler kullandık.’ diyor.

Araştırmacılar, videoları işlerken katılımcıların beyin aktivitelerini analiz ettiklerinde, nöral tepkilerin liberaller ve muhafazakarlar arasında farklılık gösterdiğini ve bu da görüntülerin öznel yorumundaki farklılıkları yansıttığını buldular. Güçlü bir şekilde liberal olarak tanımlanan insanlar, politik içeriği aynı zamanda ve aynı şekilde işlediler. Araştırmacılar bu durumu eşzamanlılık olarak adlandırıyor. Aynı şekilde kendilerini muhafazakar olarak tanımlayanların beyinler de siyasi içeriği işlerken senkronize oldu.

Feldman Hall, ‘Politik olarak kutuplaşmış bir insansanız, beyniniz siyasi bilgileri aynı şekilde algılamak için partinizdeki benzer düşünen kişilerle senkronize olur.’ diyor.

Belirsizliğe tahammülsüz kişilik özelliği kutuplaşmış algıyı şiddetlendirmekteydi. Günlük yaşamda belirsizliğe daha az tahammüllü olan herhangi bir ideolojiye sahip katılımcılar(anket yanıtlarında bildirildiği gibi) belirsizliğe daha iyi tahammül edebilenlere göre ideolojik olarak daha belirginleşmiş beyin tepkilerine sahipti.

Araştırmacılar bu, belirsizlikten kaçınmanın, beynin siyasi bilgileri, kışkırtıcı siyasi içeriğin siyah-beyaz yorumlarını oluşturmak için nasıl işlediğini yönettiğini gösteriyor diyor.

İlginç bir şekilde araştırmacılar, siyasi olmayan bir video esnasında, kürtajla ilgili tarafsız bir tonda sunulan bir video sırasında bile kutuplaşmış algı etkisini gözlemlediler.

Öyleyse önceki diğer araştırmacıların iddia ettiği gibi ‘liberal ve muhafazakar beyinlerin’ beyin yapısı ve içeriği işleyiş sürecinde istikrarlı bir farklılık olmadığını gösteriyor. Beyin süreçlerindeki ideolojik farklılıklar, Van Baar’ın da vurguladığı gibi çok özel durumlara maruz kalmaktan kaynaklanıyor. Yani bu durum kutuplaştırıcı öğeye maruz kalınca açığa çıkıyor.

Buradan çıkan olumlu bir sonuç da iletişim kurmanın doğru yolu bulunduğu sürece siyasi partizanlar göz göze gelebilir.

Kaynak:

https://www.sciencedaily.com/releases/2021/05/210513173538.htm

NOT: Yazım bilgiustam.com'da yayına alındı:

https://www.bilgiustam.com/belirsizlige-karsi-tahammul-azaldikca-politik-kutuplasma-artiyor-mu/

4 Aralık 2021 Cumartesi

Dalit İntihar Vakalarını Etkileyen Faktörler

Dalit İntihar Vakalarını Etkileyen Faktörler

Birçok kültürde olduğu gibi Hint toplumunda çeşitli ayrımcılık türleri hâkimdir. Hindistan’da yüzyıllardır alt kast’a karşı ayrımcılık yapmaktadır. Ancak çağdaş Hint toplumunda, kast temelli ayrımcılık intihar etmek için ciddi bir endişe konusu haline gelmiştir. Hint toplumunda kast temelli ayrımcılık maalesef hala mevcuttur. Birçok kast ayrımcılığı vakasında Dalitler, eğitim, istihdam ve eşit sosyal statü talep ettikleri için Hint toplumunun üst kastı tarafından zulüm görmüştür. Her yıl birkaç Dalit’li, zulüm ve ayrımcılık nedeniyle intihar etmektedir.
Bu yazıda, Dalitler arasında sosyal ayrımcılığa bağlı Dalit intiharını etkileyen faktörleri araştırılmaktadır. 2011’den 2021’e kadar çeşitli gazeteler, dergiler, yazılar ve makaleler aracılığıyla intihara ilişkin veriler toplanmıştır.

Devamını okumak için tıklayınız:

https://www.bilgiustam.com/dalit-intihar-vakalarini-etkileyen-faktorler/

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM

AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM Çalışmalarımı takip edebileceğiniz, okuyabileceğiniz linkler(Sıra...