İletişim savaşlarının nedeni belki de düşünce şeklinizdir
Yaşadığınız
olaylara karşı bakış açınızı rasyonel düşünerek değiştirmek, daha olumlu
duygusal ve davranışsal tepkiler vermek ister misiniz?
Kara bulutlarla kaplı yağmurlu bir güne uyanıyorsunuz. Aynı kara bulutlar
beyninizin içinde de dolaşıyor. Siz olaylara olumlu tarafından bakmak isterken,
sabah aksiliklerle güne başlıyorsunuz. Kahvaltıya zamanınız olmadığından evden
aceleyle çıkıyorsunuz ve trafik tahmin ettiğiniz gibi karmakarışık bir halde.
Arabayı park edip, hızlı bir şekilde kahveye diyetinizi bozduğunu
düşünseniz de kruvasan eşlik ediyor. Çünkü, hızlıca toplantı salonuna geçtiniz.
Sunumunuz var ve karşınızdaki müşterileriniz birçok fikri beğenmiyorlar. Sizi
zorlayan önceki toplantıları düşündünüz ve omuzlarınız daha da aşağı düştü.
Onlar bunu da beğenmeyecekler diye iç çektiniz. Zaten ben hiçbir şeyi
başaramıyorum, hayat çok zor. Yetersizim ve işe yaramazın tekiyim.
Günlerdir sabahladığınız sunumu yapma vakti işte bugün.
Hızlıca atıştırıp, hemen toplantı salonuna geçtiniz. Aklınızdaki
düşüncelerin birden farkına vardınız. O da ne?
Siz daha kısa bir süre önce öğrendiğiniz bir yöntemi uygulamak için
kendinizi motive ediyordunuz. Birden frene bastınız, hemen bakış açınızı
değiştirdiniz. Ortamın karanlık enerjisini aydınlatmak için ışığın seviyesini
yükselttiniz, aynı beyninizin içi gibi… Çünkü, bu sunuma çok çalıştınız ve o
hatalı düşünce kalıplarından kurtulmanız, hayatınızı daha yaşanabilir hale
dönüştürüyor. Şimdi işe, hemen kendi düşüncelerinizi derleyip toplayıp, dip
köşe temizlemekle başladınız. Sonra içinizi karartan gereksiz kalıpları çöpe
attınız. Kolları sıvayıp kocaman bir gülümsemeyle misafirlerinizi karşıladınız.
Yaşadığınız olaylara karşı bakış açınızı rasyonel düşünerek değiştirmek, daha
olumlu duygusal ve davranışsal tepkiler vermek ister misiniz?
Bakış
açınızı nasıl değiştirirsiniz?
David Burns, “İyi Hissetmek” adlı kitabında 10 bilişsel çarpıtmadan söz
ediyor. Bilişsel çarpıtma, bir kişinin kendisi ve çevresi hakkında önyargılı
düşüncelerini ifade ediyor. Bu hataları öğrendiğinizde, olaylara karşı bakış
açınızı değiştirirken, düşüncelerinizin farkında olarak, daha rasyonel ve
nesnel şekle çevirebilmeyi sağlamanızda yardımcı oluyor.
Bilişsel
Çarpıtma Listesi
Bu listedeki düşünce yollarının farkına varmak birçok şeyi değiştiriyor. Bu
yöntemi öğrendikten sonra, düşüncelerinizdeki çarpıtmalarda kendinizde veya
çevrenizdeki sorunları kolaylıkla tespit edebilirsiniz. Böylece, yeni düşünme
becerileri kazanmanız mümkün olur.
1-Hep ya
da Hiç Düşüncesi
Kişisel özelliklerinizi siyah ya da
beyaz gibi uç noktalarda görmeniz anlamına geliyor. Hep ya da hiç düşüncesi,
mükemmeliyetçiliğin temelini oluşturuyor. Herhangi bir yanlış ya da hata yaptığınızda;
kendinizi başarısız, beceriksiz, yetersiz ve değersiz hissediyorsunuz. Olayları
bu şekilde değerlendirmek ise, gerçek dışı bir durum. Hayatta “mutlak” yok.
Eğer performansınız mükemmelin altındaysa kendinizi tamamen
başarısız bulursunuz. Bu algısal yanlışlığın teknik adı “kutupsal düşünme”dir. Her şeyi
siyah-beyaz olarak görürsünüz ve griler yoktur.
2-Aşırı
Genelleme
Tek bir olumsuzluğu hiç bitmeyecek bir başarısızlık olarak görürsünüz.
Olaylar hep tatsız olduğundan, kendinizi üzgün hissedersiniz. Depresyon
geçirmekte olan satış görevlisi bir adam, arabasının camındaki kuş pisliğini
görüp, “Bu da benim şansım. Kuşlar hep benim camımı buluyor” demişti. Geçmişi
sorguladığımda ise, yirmi yıldır yaptığı seyahatlerde, bunun dışında camına kuş
pislediğini anımsamadı.
3-Zihinsel
Filtre
Bir olaydaki olumsuz bir ayrıntının üzerinde odaklanarak bütün olayın
olumsuzmuş gibi algılanmasıdır. Gerçeğe bakışınız, bir damla mürekkebin tüm
şişedeki suyu bulandırması gibi kararır. Depresyondayken, olumlu olan her şeyi
filtreleyen bir gözlük takmış gibi olursunuz. Bilincinize takılan her şey
olumsuzdur. Bu “zihinsel filtre”nin farkında olmadığınız için her şeyin olumsuz
olduğuna karar verirsiniz. Bu işlemin teknik adı “seçici odaklanma”dır. Sizi
gereksiz bir acıya sürükleyen kötü bir huydur.
4-Olumluyu
Geçersiz Kılmak
Olumlu olayların şu ya da bu nedenlerden “sayılmaz” olmasında ısrar
edersiniz. Böylece günlük hayatınızla ters düşen olumsuz düşünceye
kapılırsınız. Olumluyu geçersiz kılmak, bilişsel çarpıtmaların en yıkıcı
türüdür. Olumsuz bir deneyim yaşadığınızda “İşte bu, hep düşündüğüm şeyi
kanıtlıyor” sonucuna varırsınız. Tersine, olumlu bir olayda, “Bu bir
rastlantıydı. Sayılmaz” dersiniz. Bu eğiliminiz için ödediğiniz bedel yoğun bir
acı ve olan güzel şeylerin değerini bilememektir. Bu tür bilişsel çarpıtma
yaygın olarak görülmekte ve bazı ağır ve dirençli depresyon tiplerinin temeli
olabilmektedir.
6-Sonuçlara
Atlamak
Vardığınız sonucu destekleyecek kesin kanıtlar olmamasına rağmen olumsuz
bir değerlendirme yaparsınız.
§
Akıl okumak: Başka insanların sizi aşağıladığını varsayar buna da öylesine
ikna olursunuz ki, araştırma gereği bile duymazsınız.
§
Falcılık: Elinizde sadece acı haber veren sihirli bir küreniz olmasına
benzer. Kötü bir şey olacağını düşünüp, gerçekçi olmamasına rağmen bu tahmini
doğru kabul etmektir.
Diyelim ki, telefon ettiğiniz arkadaşınız uygun bir zaman içinde size geri
dönmedi. Arkadaşınızın mesajı aldığını ama sizi geri arayacak kadar
önemsemediğini düşündünüz ve üzüldünüz. Çarpıtmanız? Zihin okumak. Öfkelendiniz
ve tekrar aramak istemediniz. Çünkü kendi kendinize “Tekrar ararsam altta
kalmış olurum. Kendimi aptal durumuna düşürürüm” dediniz. Bu olumsuz
varsayımlardan ötürü (falcılık yapmak) dışlanmış hissederek arkadaşınızla
karşılaşabileceğiniz ortamlardan kaçındınız ve üç hafta sonra aslında
arkadaşınızın mesajı almadığını öğrendiniz. Bütün bu sıkıntının kendi kendinize
yarattığınız bir saçmalıktan ibaret olduğu ortaya çıktı. Zihinsel sihrinizin
bir başka acı veren ürünü!
7-Aşırı
Büyütme (Felaketleştirme) ya da Küçültme
Büyütme genellikle kendi hatalarınıza, korkularınıza ya da kusurlarınıza
bakıp çok önemliymiş gibi büyüttüğünüzde olur; “Aman Tanrım! Hata yaptım. Ne
korkunç! Ne felaket! Herkese yayılacak bu ve rezil olacağım!” Hatalarımıza
dürbünün onları kocaman, dev gibi gösteren tarafından bakarsınız. Bu, aynı
zamanda “felaketleştirme”dir. Çünkü gündelik olumsuz olayları kabusa
çevirirsiniz. Başarılarınıza baktığınızda ise tersini yaparsınız; dürbünün her
şeyi küçük gösteren, yanlış tarafından bakarsınız. Eğer kusurlarınızı büyütüp
iyi taraflarınızı küçümserseniz, kendinizi aşağı hissedeceğiniz kesindir. Ama
sorun sizde değil, gözlerinizdeki o aptal lenslerdedir.
8-Duygusal
Kararlar
Duygularınızı gerçeğin kanıtı gibi algılarsınız. Mantığınız, “Kendimi çok
başarısız hissediyorum, o zaman ben başarısızım” şeklinde işlemektedir. Bu
çeşit mantık yürütme yanıltıcıdır. Çünkü duygularınız düşüncelerinizi ve
inançlarınızı yansıtmaktadır. Eğer bunlar çarpıtılmışsa ki genelde öyledir,
duygularınızın bir geçerliliği olamaz. Duygusal mantık yürütmeye bazı örnekler
“Suçlu hissediyorum. Kötü bir şey yapmış olmalıyım”, “Bunalıyorum ve çok umutsuzum.
Sorunlarımın çözümü mümkün değil”, “Kendimi yetersiz hissediyorum. İşe
yaramazın tekiyim”, “Hiç havamda değilim. Gidip yatmalıyım” ya da “Sana
kızgınım. Bu senin ahlaksızca davrandığını ve benden yararlanmaya çalıştığını
gösterir.”
Duygulara göre mantık yürütme, neredeyse bütün depresyonlarda rol oynar.
Her şey size çok olumsuz geldiği için gerçekten de öyle olduklarını
varsayarsınız. Duygularınızı yaratan düşüncelerinizin geçerliliğini sorgulamak
aklınıza bile gelmez. Sonuç olarak, olumsuz düşüncelerinizin davranışlarınızı
etkilemesine izin vermişsinizdir.
9-“-meli
-malı” Cümleler
Kendinizi “Şunu da yapmalıyım”, “Bunu da bitirmeliyim” diye motive etmeye
çalışırsınız. Bu fikirler sizde baskı yaratır ve öfkelendirir. Ama tam tersine,
ilgisiz ve isteksiz kalıverirsiniz. Başkalarına “-meli -malı” ifadeleri
yakıştırdığınız zaman, genellikle endişeli hissedersiniz. İlk terapi
seansına acil bir vakadan dolayı beş dakika geç kaldığım yeni hastam, “Bu kadar
benmerkezci ve düşüncesiz olmamalı. Vaktinde gelmeli” diye düşünmüştü. Bu fikir
hırçın bir tutum içine sokarak ve öfke hissetmesine yol açmıştı. -meli -malı
cümleleri günlük yaşamınızda birçok gereksiz karışıklığa yol açar.
Davranışlarınız standartlarınızın altına düştüğünde, -meli -malı’larınız utanç
ve suçluluk yaratır.
§
Etiketleme
Hatalarımıza dayanarak kendinizi tamamen olumsuz bir şekilde
yargılamanızdır. Aşırı genellemenin ilerlemiş şeklidir. Arkasında yatan felsefe
ise, “Kişinin ölçüsü, yaptığı hatalardır” savıdır. Etiketleme, sadece yıkıcı
değil mantıksızdır da. Birey olarak siz, yaptığınız tek bir şeyle
ölçülemezsiniz. Hayatınız karmaşık ve sürekli değişen bir düşünceler, duygular
ve hareketler akışıdır. Başka bir deyişle bir heykelden çok bir nehirsiniz.
Başkalarını etiketlediğinizde, şimşekleri üzerinize çekersiniz. Çok rastlanılan
bir örnek, arada bir hırçın gördüğü sekreterini “geçimsiz kadın” diye
nitelendiren patrondur. Bu etiket yüzünden, kıza hep kızgınlık besler ve onu
eleştirmek için hiçbir fırsatı kaçırmaz. Kız da karşılığında patronunu “duyarsız,
maço” diye etiketlemiştir ve her fırsatta hakkında şikayet eder. Böylece,
diğerinin değersizliğine bir kanıt gibi, birbirlerinin kusurları ve
zayıflıklarına odaklanır şekilde elleri sürekli birbirlerinin boğazındadır.
10-Kişiselleştirme
Bu çarpıtma, suçun anasıdır! Hiçbir nedene dayanmadan olumsuz bir olayın
sorumluluğunu üstlenirsiniz. Kendinizce hiçbir sorumluluğunuz olmamasına
rağmen, olanların sizin suçunuz olduğu ve yetersizliğinizi yansıttığı sonucuna
varırsınız. Örneğin bir anne, çocuğunun karnesine baktığında, öğretmenden
çocuğunun yeterince çalışmadığına ilişkin bir not görür ve hemen kararını
verir; “Ben kötü bir anneyim. Bu benim başarısız bir anne olduğumu gösterir.”
Kişiselleştirme, karşısında sizi çaresiz bırakan bir suçluluk hissettirir.
Bütün dünyayı sırtınızda taşıdığınızı hissettiren hareketsizleştirici ve ağır
bir sorumluluğun altında acı çekersiniz.
İletişim
savaşlarından kendinizi koruyun
Şimdi düşünce hatalarını öğrendiğinize göre, bundan sonraki süreçte
kendinizi tartmalı ve bu hatalardan birini yaptığınızı fark ettiğiniz anda
frene basmalısınız. Kendinizi düşüncelerinizle hırpalamak ve dövmekten
vazgeçin. Duygularınızı ifade ederken, kullandığınız dil de çok önem
taşıyor. Bu nokta da tartışmaların birçoğu aslında kullanılan dilin hatalı
olmasından ve tarafların birbirini yanlış anlamasından
kaynaklanıyor. Yanlış düşünce şekli, olumsuz duyguları doğuruyor ve
sizin hatalı davranış sergilemenize neden oluyor. Bu da iletişim
savaşlarının başlamasına yol açıyor. Çarpıtılmış düşünceleri fark edip
yerlerine doğru düşünceleri koyduğunuzda, aslında hayat daha güzel hale
dönüşüyor.
Hikâyeye dönersek…
Eğer bu sunumu başaramazsa dünyanın sonu olmadığını bilerek içten bir
şekilde güler yüzle karşıladığı misafirleriyle kısa ve içten bir sohbetten
sonra sunumunu yaptı. Anlattıklarını kanıtlarıyla ve öngörülebilir tahminlere
göre olabilecek riskleri de ekleyerek anlattı. Belirlediği strateji
metotlarıyla çözüm yollarını da sundu. Bu süreçte arada espriler yapıp,
sunuma gülüşmeler eşlik ederek keyifli bir toplantı haline
dönüştü. Müşterileri projeyi beğendiklerini söyleyerek, hazırlıklarına
başlamasını istediler. İmzalar atıldı ve ofisten mutlu şekilde ayrıldılar.
https://www.medikalnews.com/iletisim-savaslarinin-nedeni-belki-de-dusunce-seklinizdir/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder