DÜNDEN BUGÜNE BÜYÜCÜLÜK İNANÇLARI: GÜNCEL ARAŞTIRMA ÇERÇEVESİNDE BİR DEĞERLENDİRME
İnsan, yaşadığı çevre ve kainat hakkında yeterli bilgiye sahip değildir. Geleceğe dair de bilgi sahibi olma arzusuna sahiptir. Her ne kadar “fala inanma falsız da kalma” dense de çoğu kişi fal baktırmaya meraklıdır, geleceğini öğrenmek ister ve sonuç olarak fala inanma eğilimindedir. İşte bu durum, aynı şekilde büyüye inanışın temelini oluşturan etkendir. Ayrıca yaratılışı gereği insan, bir şeylere inanma, bağlanma, sığınma eğilimindedir. İnsanların sahip olduğu bu içgüdüler, manevi diğer bir deyişle “ilahi” olarak gördükleri “büyü” denilen gücün etkisi altına girmelerine neden olmuştur. Peki insanları dünden bugüne etki altına alan bu gizemli gücün içsel ve dışsal mekanizmaları nelerdir? Bu hususta ülkeler arasındaki farklılıklar nelerdir ve büyücülük inançlarına sahip olmanın psikolojik ve sosyolojik nedenleri nelerdir? Büyüsüz bir toplum mümkün mü? Büyü nasıl bir tarihi sürece sahiptir? Tüm bu sorunların cevaplarını bulmak için keyifli tarihsel bir yolculuğa, günümüzdeki güncel bir araştırmaya uzanarak, dev bir bilimsel perspektif ayna eşliğinde sizleri davet ediyorum. Yolculuğa ilk soruyla başlayalım:
Büyüye İnanışta Ortaya Çıkan Psikolojik ve Psikomental Nedenlerin Özü Neye Dayanır?
Büyü, doğa olaylarının, felaketlerin ve bir takım olumsuz durumların karşısında çaresizliği ve şaşkınlığı gidermenin bir yolu olarak görülmüştür. Böylece doğa üstü güçler kontrol altına alınabilecektir. Olumsuz durumu olumluya çevirme amaçlı kullanılan bu teknikler zaman içinde başkalarına zarar verme yöntemi haline gelmiştir. Aslında tüm bunların kökeninin “çaresizlik” olduğu unutulmamalıdır. Bilgi birikimi bakımından eksik olan ilk insanlar, karşılaştıkları olağan üstü olaylar ve felaketlerle başa çıkabilme yolu olarak büyüye sığınmışlardır. Büyüye başvurmaya yol açan ikinci “temel duygu” ise arzudur. İnsan yaratılışı gereği arzuya sahiptir. Yani bu, istediği şeyleri elde etmek için ya başkasına zarar vermeye ya da benzerlerini kendisinin de hak ettiği inancına sahip olmasıdır.
Çaresizliğin korkuyla birleşmesi, insanların manevi güç ya da kutsallık atfettiği şeylere sığınmasına yol açmıştır. Böylece, fal, büyü, tılsım gibi uygulamalar, kişinin sıkıntısını ve korkusunu uzaklaştıran uygulamalar haline gelmiştir. Bu noktada insanda mevcut olan “merak” duygusunu unutmamak gerekir. İnsan daima geleceği bilmek ve gelecekte başına gelebilecek olumsuz olayları engellemek ister. Bu durumun temelinde de insanın yaşamını idame ettirme ve doğaya hükmetme içgüdüsü yatar. İşte bu nedenlerle insanoğlu geçmişten günümüze değin büyüye ihtiyaç duymaktadır.
Büyü Kelimesinin Anlamı ve Tarihsel Kökeni Nedir?
Büyü kelimesi Yunanca “magos”tan türemiştir. İngilizce’de “magie”, “magic”, Almanca ve Fransızca’da “magie”, Eski Farsçada “magu”, Eski İran’da ise “maguş” sözcükleri ile ifade edilmektedir.
Büyü ve büyücülüğün kökenine bakıldığında ilk uygulama yeri bilinmemekle birlikte başlangıç yeri Orta Doğu kabul edilmektedir. Özellikle Mısır ve Sümer uygarlıklarının inançlarında büyüsel işlemlerin yer aldığı görülmektedir.
Etimolojik anlamına bakılacak olursa TDK’ya göre; “tabiat kanunlarına aykırı sonuçlar elde etmek iddiasında olanların başvurdukları gizli işlem ve davranışlara verilen genel ad, afsun, efsun, sihir, füsun, bağı, mecaz anlamı olarak karşı durulamaz güçlü etki” olarak ifade edilmiştir.
Kahramanların değiştirilemez olarak görülen olayları değiştirme, insanları etki altına alma gibi durumlarda büyü kullandıklarını görüyoruz.
Halk inanış ve pratikleri bir toplumda veya benzer topluluklarda ortak unsurlar içerir. Bu yönüyle düşünülürse halk inanış ve pratiklerinden olan büyü temelli inanışlar da milli kimliğin inşasında ve toplumsal aidiyet oluşturmada önemli bir kilit noktadır.
Büyünün İlişkili Olduğu Diğer Kategoriler Nelerdir? Bu kategorilerin Sınırlarının Belirlenmesinde Pozitivist Paradigmanın Rolü Nedir?
Büyünün ilişkili olduğu kategoriler “bilim” ve “dindir”. Antropoloji disiplininde büyüyü araştıranlar ilk olarak İngiliz Antropoloji Ekolüdür. Antropolojik olarak büyüyü ilk inceleyenler Britanyalı E.B.Taylor ve İskoç asıllı antropolog J.G.Frazer’dır.
Deneysel Psikolojinin öncüsü Alfred Lehman’ın analizlerinin sonucunda, tüm dinlerin bir büyü biçimi olduğu ve tüm büyülerin uygulamalı bir din biçimi olduğu görülmektedir. Sri Lankalı antropolog S.J. Tambiah da din ile büyü arasında tam anlamıyla bir sınır çizilemeyeceğini belirtmiştir.
Antropoloji disiplini içerisinde büyü; din ve bilim ile birlikte ele alınmaktadır. Analizler iki yaklaşıma göre yapılmaktadır. Birinci yaklaşım evrimci ve pozitivist bir paradigmaya dayanır. Örneğin Tylor, büyünün “sahte bilim”(pseudo science) olduğunu belirtir. Diğer yandan ona göre büyüsel pratikler her ne kadar sahte olsa da ayrıntılı, özenli ve sistematik olmasıyla bilimsel niteliğini korumaktadır.
İkinci yaklaşım ise din ve büyünün kökenleriyle ilgili tartışmalara odaklanır.
Sanayi öncesi toplumların ya da sözde ilkel toplumların şifacılık uygulamalarının yanı sıra olağan üstü sonuçlara yol açan veya eski toplumlarca olağan dışı olarak görülen inanç ve pratiklerin birçoğu kategorik olarak büyü(magic) alanında değerlendirilir. Genel olarak bunların olumlu olanlarına “ak büyü” veya “okült” ilimlere dayalı doğal büyü; olumsuz olanlarına ise “kara büyü” veya “demonik” güçlere dayanan “demonik büyü” adı verilmektedir.
Sonuç olarak her ikisi de büyü alanı içerinde görülmektedir. Buradaki temel nokta ise modern sanayi öncesi toplum biçimlerinin inanç ve ritüelleri, kategorik anlamda din ve bilimin dışında bir üçüncü alan olarak değerlendirilmektedir.
Büyüsüz Bir Toplum Mümkün Olabilir mi?
Bronislaw Malinonowski, “Büyü, Bilim ve Din” adlı eserinin ilk sayfalarında temel bir önerme ileri sürmüştür. Buna göre ilkel de olsa dinsiz, büyüsüz ve bilimsiz hiçbir toplum olamaz. Malinowski’nin burada vurgulamak istediği husus, sanayi öncesi ilk toplumların da bir bilim anlayışına sahip olduğudur. Ayrıca günümüz dünyasının da bir büyü anlayışına sahip olduğu çıkarsamasını bu tespite eklememiz gerekir. Görünen odur ki büyü anlayışı din ve bilime paralel olarak geçmişten günümüze devam etmektedir.
Antropoloji Disiplininde Büyüye Yaklaşımlar Nelerdir? Yaklaşımların Odak Noktaları Nelerdir?
Hem evrimci hem determinist hem pozitivist yaklaşımlarda büyü; bilim ve dinle ilişkilendirilerek kategorik tartışmaların odağı olmuştur. Bu ortak çerçevede dört farklı bakış açısı oluşmuştur:
1)Dinin büyüden çıktığını ileri sürenler(Frazer başta olmak üzere İngiliz Antropoloji)
2)Büyünün dinden çıktığını iddia edenler(Durkheim bunlardan biridir)
3)Büyü ve dini ortak bir kökün iki kolu sayanlar(M.Mauss gibi)
4)Büyü ve dinin birbirine indirgenmesi olanaklı olmayan iki karşıt unsur olduğunu savunanlar(bilhassa Georges Gurvitch)
Büyü İnançları İle İlgili Yakın Zamanda Neden Bir Çalışma Yapıldı? Çalışmanın Amacı Nedir?
2022 yılının Kasım ayında “Withcraft Beliefs Around The World: An Exploratory”(Dünyadaki Büyücülük İnançları: Keşif Amaçlı Bir Analiz” başlıklı yeni çalışma Plos Dergisinde yayına alınmıştır). Çalışma, Monica Hulter Wilson’un(1951) görüşü üzerine inşa olmaktadır. Buna göre Wilson, büyücülük inançlarını bir grubun standartlaştırılmış korku veren deneyimi(nightmare) olarak görmektedir. Bu tür korku veren deneyimlerin karşılaştırılmalı analizinin sadece tarihsel bir çalışma değil, toplumu anlamanın anahtarlarından biri olduğuna inandığını belirtmiştir. Makalede büyünün olumsuzluk taşıyan anlamından yola çıkılarak büyüyü; “bazı insanların doğaüstü yollarla zarar verme yeteneği” olarak tanımlanmıştır. Büyücülüğe olan inançlar, hem yakın geçmişte hem uzak geçmişte belgelenmiştir. Çalışmada da vurgulandığı gibi konuyla ilgili kapsamlı araştırmalar, büyücülük inançlarını anlamamıza büyük ölçüde katkıda bulunsa da kanıtların çoğu dar odaklı etnografik vaka çalışmalardan ve niteliksel kültürler arası karşılaştırmalardan gelmektedir. Diğer yandan küresel ölçekte resmi istatistiksel analizler büyük ölçüde veri azlığından dolayı eksiktir. Çalışma büyücülük inançlarının ne düzeyde devam ettiğini, hangi ülkelerde daha yaygın olduğunu ve ülkeler arası büyücülük inançları farklılığını ve bu farklılığın nedenleri üzerine odaklanmaktadır.
Çalışmayla literatürdeki ana temaların rehberliğinde, analizimiz şu dört konuya odaklanmaktadır:
1) Uyumluluk ve özyönetimi sürdürmede büyücülük inançlarının rolü
2) Sosyal sermaye, psikolojik esenlik ve dünya görüşü ile ilişkileri
3) Büyücülük inançları, yenilik ve ekonomik gelişme arasındaki bağlantı
4) Büyücülük inançlarını sürdürmede bir faktör olarak talihsizliklere maruz kalma
Bu dört odak çerçevesinde kanıtlanacak olan yargılar ya da teknik bir ifadeyle hipotezler şunlardır:
*Büyücülük inançları, düşük yönetim kalitesine sahip ülkelerde önemli ölçüde daha yaygındır
*Kültürel uyum ve grup içi yanlılık ölçütleriyle güçlü bir pozitif korelasyona sahiptir.
*Büyücülük inançları, düşük derecede güven ve diğer anti sosyal tutum ve davranışlarda kendini gösteren sosyal sermayenin erozyonu ile ilişkilidir.
*Büyücülük inançlarının daha yaygın olduğu ülkelerdeki insanlar, daha yüksek derecedeki kadercilikle birlikte daha düşük yaşam doyumu seviyeleri, yaşam üzerinde azalan kontrol duygusu ve öz yeterlilik sergiliyorlar.
*Büyücülük inançları, yaratıcı kültür ve yenilikçi faaliyet ölçütleriyle negatif ilişiklidir.
*Standart ekonomik gelişme ölçütleri ile büyücülük inançlarının yaygınlığı arasında ters-U ilişkisi vardır.
*Talihsizliklere maruz kalmanın büyücülük inançlarını teşvik etmedeki rolüne dair karışık kanıtlar vardır.
Çalışmanın Örneklemi Nedir ve Sınırlılıkları Nelerdir?
Çalışmanın örneklemini çağdaş büyücülük inançları, PEW Araştırma Merkezi(PRC) tarafından 2008 ve 2017 yılları arasında profesyonel araştırma kuruluşlarıyla işbirliği içerisinde yürütülen ve dünya genelinde 95 ülke ve bölgeyi kapsayan altı anket dalgasından oluşmaktadır
Bu anketlerden 84’ü, ilgili ülkelerdeki toplam yetişkin nüfusun %95’ini ve daha fazlasını temsil ediyor. Geriye kalan 11 vakada, temsil oranları Çad’da %70’ten Afganistan’da %94’e kadar değişmektedir ve büyük ölçüde silahlı çatışma, siyasi istikrarsızlık, yerel kısıtlamalar veya coğrafi uzaklık nedeniyle belirli bölgelere ulaşamamasından kaynaklanmaktadır.
Güncel Çalışma ile Hangi Sonuçlara Ulaşılmıştır?
Anket cevapları değerlendirilecek olursa %62 Hristiyan, %27’si Müslüman ve % 10’u ise hiçbir dine bağlı değildir. Büyücülük inançlarına sahip olanların %95’i kendilerini Hristiyan veya Müslüman olarak görmektedirler. Sonuçlara bakıldığında her ne kadar Müslümanlar arasında büyücülük inançlarının yaygınlığının yüksek olduğu görülse de bu farklılık, ülkeler arasındaki farklılıktan kaynaklanmaktadır. Ülke sabit etkenleri hesaba katılarak konu analiz edilirse daha açık bir ifadeyle birlikte yaşadıkları ülkelerdeki Müslüman ve Hristiyanlar etkili bir şekilde karşılaştırılırsa büyücülük inançları açısından anlamlı bir farkın olmadığı anlaşılacaktır.
Diğer yandan Ateistler ve Agnostikler dahil olmak üzere dinsel olarak “bağlı olmayan bireylerin”, Hristiyanlara ve Müslümanlara nazaran büyücülüğe inanma olasılıklarının daha düşük olduğu görülmektedir. Makale yazarları bu hususta şöyle yorum getiriyorlar: “Tanrı’ya inanan ve dini hayatlarının önemli bir parçası olarak görenlerin büyücülüğe inanma olasılığı daha yüksektir. Genel olarak, her ikisi de doğaüstü güçlerin yaşamdaki kilit rolüne odaklanan dini ve büyücülük inançları el ele gider”
Bu analizde göz ardı edilen nokta; yaratıcıya inanan Hristiyan ve Müslümanların inancının derecesidir. Dini ne kadar bütün yaşadıkları sorgulanmalıdır. Bilhassa İslamiyette büyü, hurafe kategorisinde görülebilmektedir. Örneğin bir kesim zikri sayılara bağlayarak büyü, tılsımın gücüne inanırken, bir kesim “Allah her şeyin üstündedir, sayılarla zikirler ve tılsımlar, sayılarla ayetler ve büyü şirktir” der ve bunu kutsal kitap Kuran-ı Kerim’e dayandırır.
Bu noktada, imanın niteliği, derecesi analizlerde hesaba katılmalıdır.
Büyücülük inançları, ham verilerde, genç insanlar, şehir sakinleri ve kadınlar arasında biraz daha yaygındır. Fakat detaylı istatiksel analizde cinsiyetin rolü hususunda anlamlı bir veriye ulaşılamamıştır.
Eğitim ve ekonomik düzeylere göre çalışma sonuçları değerlendirildiğinde, daha eğitimli ve ekonomik olarak güvende olan bireylerin daha düşük hanelerde yaşayan bireylere göre büyücülüğe inanma olasılığı daha düşüktür. Bu korelasyonlar, basit modernleşme teorisiyle tutarlı olsa da, büyücülük inançları tüm sosyo-ekonomik gruplarda mevcuttur ve grup ortalama farklılıkları nispeten azdır. Tablolaştırılmış sonuçlara göre; diğer göstergeler eşit olduğunda, “çok iyi” bir kişisel ekonomik durumu bildiren bir bireyin, “çok kötü” bir ekonomik durumda olan bireye kıyasla büyücülüğe inanma olasılığının yüzde 6-7 daha düşük olduğuna işaret etmektedir. “İlk öğretim ve altına göre”, “orta öğretim ve üstü” eğitim, niceliksel olarak benzer bir fark yaratır (Bkz: PLOS’daki orijinal çalışmadan,Table.1. Socio.demographic correlates of withcraft beliefs: Regression Estimates).
Şimdiye kadar veriler analiz edildiğinde varılacak nokta; büyücülük inançlarının tüm dünyada var olduğu ve sosyo-demografik grupları aştığı ve aynı zamanda bireysel düzeyde belirli ayırt edici özellikleri olduğudur.
Peki büyücülük inançlarının yaygınlığı ülkeler arasında nasıl bir değişim göstermektedir ve bunun kültürel, kurumsal, psikolojik ve sosyo-ekonomik özelliklerle bağlantıları nasıl ortaya konulabilir?
Büyücülükle ilgili korkuların kültürel uyumluluğu ve sosyal uyumu güçlendirdiği fikri, Evans Pritchard’ın Azende ve Kluckhohn’un Navajo üzerine yaptığı klasik çalışmalara kadar uzanır. Bu, “sosyal kontrol” işlevinin, özellikle resmi yönetişim ve çatışma çözümü mekanizmalarının eksik ve geçersiz olduğu yerlerde, dünyadaki topluluklarda rol oynadığı gösterilmiştir. Bu gibi durumlarda büyücülük inançları, grup düzeyinde toplumlara fayda sağlayan düzeni sürdürmek için yararlı bir alternatif mekanizma sağlayabilir. Sonuçlar da bu teoriyi desteklemektedir. Buna göre, zayıf resmi kurumlara ve düşük devlet kapasitesine sahip ülkelerde büyücülük inançlarının önemli ölçüde daha yaygın olduğunu gösteriyor.
Diğer bulgu ise, gömülü kültürlerde büyücülük inançlarının daha yaygın olduğudur. Gömülü kültürler, geleneksel düzenin bozulmasına karşı çalışır, yaratıcılık ve bağımsızlık yerine itaat ve uymaya değer verir. Buna ilaveten, yaygın büyücülük inançlarına sahip ülkeler ise katı sosyal normlara, muhafazakar değerlere ve hayattan zevk alma temel insan dürtüsünün bastırılmasına bağlılığı yansıtan “belirsizlikten kaçınma” ölçeğinde daha yüksek ve “müsamahaya karşı kısıtlama ölçeğinde” daha düşük puan alır. Bu sonuçlarla uyumlu olarak, büyücülük inançları, toplumdaki insanların değerlerinin, normlarının ve davranışlarının homojenliğini yakalayan kültürel gevşeklik indeksi ile negatif korelasyona sahiptir.
İkinci kanıt dizisi, konformist kültürün daha spesifik yönlerine dayanmaktadır. Dünya Değerler Araştırması’ndan(WVS) ve Avrupa Değerler Araştırması’ndan(EVS) elde edilen verilere göre; değerli buldukları konular ve karakter özellikleri sorulduğunda, daha yaygın büyücülük inançlarına sahip ülkelerdeki yanıt verenlerin geleneğin önemini vurgulama ve yaratıcılığın ve risk almanın rolünü küçümseme olasılığı daha yüksektir. Büyücülük inançlarının daha yaygın olduğu toplumlarda hem evde hem okulda çocukların sosyalleşmesine yönelik yaklaşımlarda bağımsızlık ve yaratıcılığın daha az benimsendiği benzer konformist model görülmektedir. 2018 Küresel Rekabet Edilebilirlik Raporu’nda(GCR) da belirtildiği gibi; ezberci ve kuralcı öğretim tarzı yaratıcı ve eleştirel düşünceye dayalı öğretim tarzına göre daha çok benimsenmektedir.
Grup için önyargının ve yabancı düşmanı tutumlarının kapsamında da dört metrik ekseninde araştırma yapılmıştır. Buna göre; birincisi, büyücülük inançları, WVS/EVS yanıtlarına dayalı olarak sırasıyla iç gruplar(aile, komşular ve diğer tanıdıklar) ve dış gruplar( yeni tanışan bireyler ve başka din ve milliyetten insanlar) arasında ortalama güven olarak ölçülen grup içi ve grup dışı güven arasındaki boşlukla pozitif olarak ilişkilidir. İkinci aile üyelerine yapılan kan bağışları ile pozitif ilişkilidir. Üçüncüsü, büyücülük inançlarının daha yaygınlığının daha yüksek olduğu ülkelerde, Gallup’un göçmen kabul endeksinin düşük değerlerinin gösterdiği gibi, insanlar kendi ülkelerinde yaşayan göçmenleri, onların komşuları olmalarını ve aileleri ile evlenmelerini daha az destekliyor. Son olarak bu tür toplumlarda grup içi ön yargı, çocuklara, hoşgörü ve diğer insanlara saygı aşılamaya verilen daha az önem(WVS ve EVS) gösterildiği gibi, çocukluktan beri ekilir.
Ortaya konulan tüm bu kanıtlar, büyücülük inançlarının basit bir kendi kendini yönetme mekanizmasını temsil ettiği ve geleneksel düzeni sürdürmek, konformizmi teşvik etmek ve grup içi uyuma katkıda bulunmak için işlediği görüşünü desteklemektedir.
Büyücülük inançları ile ilgili korkular, azalan işbirliği ve karşılıklı yardım, güvensizlik ve genel olarak dostça sosyal etkileşim eksikliği dahil olmak üzere sosyal sermayenin erozyonu ile ilişkilidir. Büyücülük inançlarına sahip ülkeler, daha düşük seviyelerde “genelleştirilmiş güven” e sahiptir. Daha açık bir ifadeyle komşulara güven, grup dışı güven ve kendi aileleri dışında güvenilir bir iş ortağı bulabileceklerine inançları daha düşüktür.
Psikometrik araştırma ayrıca, büyücülük de dahil olmak üzere doğaüstü inançların genellikle harici bir kontrol odağıyla, yani kişisel sonuçların şans ve doğaüstü güçler gibi dış güçlere atfedilmesiyle ilişkili olduğunu bulmuştur.
Dünya Mutluluk Raporuna(WHR)’na göre, yaygın büyücülük inançlarına sahip ülkelerin sakinleri daha düşük yaşam doyum seviyelerine sahiptir ve sağlık durumlarını kötü olarak değerlendirme olasılıkları daha yüksektir.
Ayrıca mutluluk, kahkaha ve keyif ile ilgili daha az “olumlu duygu” deneyimi ve endişe, üzüntü ve öfke ile ilgili daha “olumsuz etki” deneyimi tespit edilmiştir. Büyücülük inançları ile yaşam üzerinde algılanan kontrol eksikliği ve yaşam seçimlerini özgürce yapamama arasında çok güçlü bir ilişki vardır. Buna ilaveten kadercilikle pozitif olarak ve öz-yeterlilikle, yani insanların kendi çabaları ve sıkı çalışmalarıyla ilerleyebileceklerine olan inançları ile negatif korelasyon vardır.
Sonuçlara dayalı olarak varılacak önemli bir nokta daha, ülkelerin gelişim göstergeleri ile büyücülük inançları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ikinci dereceden ters-U tipi ilişki vardır. Bu doğrusal olmama durumu, diğer her şey eşit olduğunda orta düzeyde bir gelişme düzeyindeki ülkelerin büyücülük inançlarının en yüksek yaygınlığı ile karakterize edildiği göstermektedir. Spekülatif olduğu kabul edilen bir yorum, “modernite” etkisinin, gelişimin görece erken aşamalarında baskın olduğu, ancak sonunda sosyoekonomik olgunluğun daha yüksek seviyelerinde “modernleşme” etkisine yol açtığıdır. Bu tür bir model ve onun geçici yorumu Doğu Sierra Leone’deki köylerde büyücülükle ilgili endişelerin ve çatışmaların en çok geleneksel tarımsal geçimlik ekonominin yeni Pazar odaklı gelişmelerle çatıştığı topluluklarda daha yaygın olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Spesifik olarak, yazarlar, büyücülük inançları ile Pazar entegrasyonu arasında nakit mahsul üretimine güvenme derecesi olarak ölçülen ters bir U ilişkisi tespit ettiler. Onların yorumuna göre, modern ve sosyoekonomik sistem arasında “ortada kalan” topluluklar, büyücülük inançlarına karşı en savunmasız olanlardı. Büyücülük inançları, kuraklık ve işsizlik gibi belirli şoklara maruz kalma ile ilişkilidir ve talihsizliklerle başa çıkmak için bir başa çıkma mekanizması sağlayabilmektedir.
Güncel Çalışma İleri Araştırmalara Nasıl Bir Katkı Sağlayacaktır? Büyü İnançlarına İlişkin Nasıl Bir İleri Çalışma Yapılabilir?
Güncel araştırma büyük ölçekli ülkeler arası karşılaştırmalı analiziyle ileride yapılacak araştırmalara yol gösterici olacaktır. Büyü ve din ilişkisini ele alan daha kapsamlı bir araştırma yapılabilir. İnanç derecelerini araştırma kapsamında dikkate alan derinlikli ve karşılaştırmalı bir araştırma yapılması zihinlerdeki soru işaretlerini giderecek faydalı bir çalışma olacaktır.
Sonuç olarak yeni çalışma, ülkeler arası farklılıkları kültürel eksende ve ekonomi-politik bağlamından koparmadan büyük ölçekli araştırma ve karşılaştırılmalı analiz tekniğiyle değerlendiren önemli bir çalışmadır. Büyücülük inançları hususunda mevcut durumu ortaya koymuş ve geniş bir bilimsel perspektifle irdelemiştir.
Kaynaklar ve İleri Okumalar
Hoştaş, G, İslamiyet Öncesi Türklerde Büyü Algısı, Türk Tarihi Araştırmalar Dergisi, 7(2), Aralık 2022
Kiyat, A., Kırgızların Büyü Temelli Halk İnanış ve Uygulamalarının İşlevleri, 20. Uluslararası Türk Dünyası Sosyal Bilimler Kongresi Kitabı, s.135, 18-20 Ekim 2022
Schertel, Dr.Ernst (Annotated By Adolf Hitler), Magic: History, Theory, Practice, May 2009, ABD
Yeşilmen, H., Sosyal Antropolojideki Büyü Olgusuna Sihir Kavramı Çerçevesinde Yeni Bir Yaklaşım, Bilimname Degisi, 28(2), 2019, s.327-356
https://journals.plos.org/plosone/article?id=10.1371/journal.pone.0276872
https://www.sciencedaily.com/releases/2022/11/221123193702.htm
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder