Günün Duası:
|
NİL GÜREL'den Bilimsel Analizler ve Yazılar, Edebi Yazılar, Bazı Gündem Konuları, Çeşitli Araştırma Sonuçları..
Hiçbir şey için geç kalınmış değildir anlamına gelen deyim, Tolstoy'un bisiklet sürmeyi 67 yaşında öğrenmesinden esinlenerek üretilmiştir.
Yeni bir şey öğrenmek için hiçbir zaman yaşlı değilsin denir. Büyük yazar Leo Tolstoy ilk bisikleti 67 yaşında sürer. Tolstoy, 7 yaşındaki oğlu, Vanichka'nın ölümünden yalnızca bir ay sonra henüz yasını tutarken Moskova Bisiklet Sevenler Derneği ona bir bisiklet ve yol haritası hediye eder. Böylece Tolstoy bir bisiklet tutkununa dönüşür. Artık, sabah işlerinden hemen sonra ve yaşadığı yöredeki köylülerin şaşkın bakışları altında ilk işi bisikletiyle pedallamaktır.
Kaynak:
Koronavirüs salgını, çevrimiçi eğitim ve evden çalışma ihtiyacı, bilgisayar donanımı ve becerisi olmayanlara orantısız bir şekilde zarar verdiğinden, dijital bölünmeye yeni bir dikkat çekmiştir. Yeni araştırmalar, temel Bilgi Teknolojisi (BT) becerilerine sahip kişilerin, bu becerilere açıkça bağlı olmayan işlerde bile istihdam edilme olasılıklarının daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.
Houston Üniversitesi C.T. Bauer İşletme Fakültesi dekanı ve araştırmacı Paul A.Pavlou’nun araştırmasına göre, e-posta kullanma, dosyaları kopyalama ve yapıştırma ve bir Excel elektronik tablo ile çalışma gibi temel Bilgi Teknolojisi (BT) becerilerine sahip kişilerin bu becerilere açıkça bağlı olmayan işlerde bile istihdam edilme olasılığı daha yüksektir.
Araştırmacılar, daha gelişmiş BT becerilerine sahip kişilerin genellikle daha yüksek maaşlar kazandığını ortaya çıkardı. Çalışma, Bilgi Sistemleri Araştırması’nda anlatılmıştır.
Analiz, Türkiye İstatistik Kurumu’ndan alınan iki veri seti kullanılarak yapıldı. Pavlou, bulguların özellikle insanların BT becerilerine sahip olma ve bilgisayar ekipmanına erişim olasılığının ABD‘dekinden daha düşük olduğu gelişmekte olan dünyayla ilgili olduğunu söylüyor.
Ancak, okullar ve üniversiteler öğrencilere eğitimlerine çevrimiçi devam etmeleri için bilgisayar, internet erişim noktaları ve diğer donanımlar sağlamaya çalışırken, ABD’de de salgın teknolojiye eşit olmayan erişimi açığa çıkardı.
Pavlou, bu nedenle çalışmanın ABD ve diğer gelişmiş ülkelerdeki marjinalleştirilmiş işçiler için etkileri olduğunu söylüyor. Buna, evden çalışamazlarsa işgücünden çıkma olasılığı daha yüksek olan kadınlar ve yaşlı işçiler de dahildir. Bu durum en azından temel teknoloji bilgisi gerektiren işler kapsamında düşünülebilir.
Pavlou, dijital uçurumun büyük bir toplumsal sorun olduğunu belirtiyor. Pandeminin bu durumu daha belirgin hale getireceğini düşünüyor. Temel BT becerilerine sahip kişiler daha fazla fırsata erişebilecek ve eğitim kurumlarının bu BT becerilerini, özellikle de geleneksel olarak dezavantajlı nüfuslarda sağlamasının zorunlu olduğunu vurguluyor.
Görünen o ki dijital uçurum pandemiyle birlikte daha da büyüyor ve BT becerilerinin her kesime kazandırılması için çalışmaların yoğunlaştırılması gerekiyor.
Kaynak:
Yazım bilgiustam.com'da yayına alındı. Link:
https://www.bilgiustam.com/pandemiyle-birlikte-dijital-ucurum-buyuyor-ne-yapmali/
Bir Asırlık Hayal Gerçek Oldu: Eksitondaki Elektron Dağılımının İlk Görüntüsü Yakalandı
Eksiton yarı parçacıktır, bir parçacık gibi davranır, ancak gerçekte bir parçacık değildir. LED’ler ve akıllı telefonlar gibi yarı iletken teknolojisinde temeldirler. Kolayca oluşurlar. Bir elektron, bir ışık parçacığı olan enerjik bir foton sayesinde yarı iletken içindeki atomundan kurtulur. Elektron negatif yüklüdür ve çıkarıldığında pozitif yüklü bir delik bırakır.
Ayrıntılar:
Para sahiplerinin ne kadar mutlu olduğuna mutluluk oranlarına bakarak bu soruya kolayca cevap verebiliriz aslında.
Mutsuzluğunu unutmak(hatırlamamak) için mutluluk hapı kullanan insanlar, parasız insanlar değiller. Psikologlara her ay çuvalla para vererek mutlu olmaya çalışan insanlar parayla mutlu olamayan insanlardır. Hayatı çekilmez bulduğu için intihar edenlerin içinde para sahiplerinin oranı azımsanmayacak kadar çoktur.
İnsan ve para ilişkisi denince Mevlana'nın muhteşem benzetmesine değinmemek olmaz. Mevlana "para ve insan" ilişkisini anlatırken "gemi ve su" benzetmesini kullanır. Bir geminin işlevini yerine getirebilmesi için su ne kadar önemliyse bir insan için de para o derece önemlidir.
Ancak, gemiyi yüzdüren su, ne zaman geminin içine girerse o gemiyi batırır. Para ihtiyaçlarımızı gidermek için önemli bir araçtır. Ancak para sevgisi insanın cebiyle sınırlı kalmaz, kalbine girerse o para insanı batırır.
Para insanı cebinde mutlu eder.
Kalbine girdiği anda insanı batırır.
Gelin yaşanmış ibretlik bir hikayeye birlikte bakalım:
30 yıl Almanya'da çalışıp para biriktiren bir gurbetçi, tüm parasını bankaya yatırmış. Faizleriyle beraber zamanla bir milyon Mark civarında parası birikmiş bankada. Emekli olunca çocuklarıyla sıkıntılar yaşamaya başlamış. "Çocuklarım beni öldürüp bankadaki parama el koyacaklar!" diye korkmaya başlamış. Bu korkusu yüzünden uyuyamaz olmuş. Çocuklarıyla yaşadığı kavgalar artmaya başlayınca iyice bunalıma girmiş. Tabi sonunda delirmiş!"
Kısacası para sizin için bir araç teşkil ettiği sürece mutlu olursunuz. Ama daha çok tüketmek için çok şeye sahip olmak için para sahibi olmak isterseniz yani size zarar verecek para sevgisine sahip olursanız, titanik kadar büyük bile olsanız batarsınız.
Kaynak: Stresli İman/Sait Çamlıca
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun.
Kripto para kaybı intihara yol açabiliyor - Ne Yapılmalı? - Psikiyatri Uzmanı Dr. Güleş...
ABD Başkanı Joe Biden’ın 22-23 Nisan’da ev sahipliği yapacağı ve Türkiye’nin de davetli olduğu İklim Zirvesi’nde, tüm ülkelerden iddialı iklim hedeflerini açıklaması bekleniyor. Sivil toplum kuruluşları, Türkiye’nin küresel iklim politikalarında söz sahibi olabilmesi için, zirve öncesinde Paris İklim Anlaşması’nı onaylama çağrısında bulunuyor.
ABD Başkanı Joe Biden, 22 Nisan’da başlayacak ve çevrimiçi gerçekleştirilecek iklim zirvesine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da dahil olduğu 40 ülke liderini davet etti. ABD, zirve sırasında Paris İklim Anlaşması altında iddialı bir emisyon azaltım hedefi açıklayacağını şimdiden duyurdu. Davet edilen diğer dünya liderlerinin de zirvede daha iddialı iklim hedefleri açıklamaları bekleniyor.
Ayrıntılar:
Prof.Dr. Oktay Sinanoğlu'nun Türk Gençliğine öğütleri:
“GENÇLER!”
– Türkiye’ de adet haline gelmiş göstermelik işlerden kaçının.
– Sırf üniversite bitirdi desinler diye, ananız babanız Amerika’da mastır yaptı diye öğünebilsin diye yükseköğrenime gitmeyin. Sonunda ancak kendinizi kandırırsınız.
– Temel gayeleriniz, kendinizin ufak çıkarları ötesinde, kendiniz dışında, bu ülke, bu ulus, Türk Dünyası, Avrasya, insanlık için olsun. Yüksek hedefleriniz için çalışın. O zaman, kendi durumunuz da kendiliğinden düzelecektir.
– Maddiyat ve maneviyatı dengeleyin.
– Formülünüz ‘bilim’ + ‘gönül‘dür. Bu iki kanadın biri eksik olursa ne kendinize ne de insanlığa hayrınız dokunur.
– Gündelik siyaset, çıkar grupları, dışarıdan güdümlü gizli veya açık ‘cemiyet’lerden uzak durun.
– Atatürk’ün dediklerini bol bol okuyun, onları işte bu günler için demiş, yazmış. Türkiye’nin şerefli, refahlı, itibarlı ve bağımsız geleceği için Atatürk yolumuzu çizmiştir.
– Dış ülkelerden, onların yerli kuyruklarından medet ummayın. Gayeleri bize yardımcı olmak değil, Türk adını tarihten silmektir.
– Dünyanın neresinde olursanız olun, kimliğinizi, Türk dilini, Türk tarih ve kültür bilincini, binlerce yıllık geleneğini kaybetmeyin. Dış ülkelerde ne kadar kimliğinizi korursanız yabancılar da size o kadar itibar edecektir.
– Başkasını taklit etmeyin. Kendi yolunuzu çizip azimle yürüyün. O zaman herkes sonradan sizi taklit edecektir.
– Eğitimde önce bir meslek, gerçek bir beceri, bir altın bilezik sahibi olmaya bakin. Ne yaparsanız yapın en iyisini yapın. Siyasetçinin bilimcinin en kötüsü olunacağına tamircinin parmakla gösterilen en iyisi olmak yeğdir.
– Bulabilirseniz Türk okuluna, eğitimin Türkçe verildiği okullara gidin.
– Konulara merak sarın, not için çalışmayın.
– O meslekte yararlı olacak bir yabancı dili öğrenin. Bülbül gibi konuşup yabancıdan ayırt edilemez hale gelmek hiç şart değil.
– Unutmayın ki Türk olmak bir kafa gönül işidir. Türk kültürüyle, diliyle, ata sevgisiyle Türk’tür. Soy sop meselesi karıştırarak, o her şeyimizi borçlu olduğumuz şerefli atalarımızı karalamaya çalışan iç düşmanların kitaplarına, yaygaralarına kulak asmayın. Kültür genleri, Irk genlerinden daha önemlidir.
–Vatanı, milleti için her türlü fedakarlığa hazır bir taban gerekiyor. Bu taban son elli yılda hayli eritilmiş, kafası, gönlü karıştırılmış, birbirine düşen kesimler, dışa bağımlı sahte aydınlar, içinde vatanının geleceğini düşünmeyen, daha da acısı vurdum-duymazlaşmış kalabalıklar oluşturulmuştur.
Bu durumda gerçek bir önder çıkabilse bile başarılı olma şansı pek azdır. Simdi yapılacak iş hızla bu toplumun yeniden kaynaşmasına, bilinçleşmesine, vatanını, milletini kendisinden önce düşünen insanların çoğalmasına önayak olmaktır.
Büyük bilim ve fikir insanı Prof.Dr.Oktay Sinanoğlu'nu vefatının yıldönümünde rahmet ve minnetle anıyorum.
Sizlerle sürekli kendini geliştirmeye, çalışmaya, üretmeye motive eden güzel, faydalı bir yazı paylaşmak istiyorum. Kendim de dünden bugüne yoğun bir çalışma hayatı içerisinde olsam da okumaya,araştırmaya, kendimi geliştirmeye ve yazmaya her daim devam ediyorum. Yazılarımın topluma faydalı olması için daha geniş kitleye yayılmasını sağlamak bağlamında farklı platformlarda yazıyorum. Öğrenciler de aynı şekilde yeni beceriler kazanmalı, öğrenmeli, becerilerine göre üretmeliler. Ayrıca dil öğrenimine de önem vermeliler. Umutlarını hiçbir zaman kaybetmemeliler. Boş vakitlerini en verimli şekilde değerlendirmeliler.
Yazıyı aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz:
https://www.tolgaakkus.com/2021/04/yapamazsin-iletisim-fakultesi-ogrencilerine-oneriler/
ANLAMLI BİR HİKAYE: RUHLARIMIZ GERİDE KALDI
Meksika'da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle (Kızılderili) yola koyuluyor.
HOŞLANILMAYAN ASTLA NASIL İLETİŞİM KURMALI?
Hoşlanmadığım astla nasıl bir iletişim kurarsam sorun çözülür? Bunun için güzel bir çözüm önerisi var. Çin oyun kapanını uygulamak sorunu çözebilir. Çin oyun kapanı sorunu nasıl çözer ki dediğinizi duyar gibiyim.
Öncelikle bireysel farklılıklar(mizaç farklılıkları, farklı davranışsal tepkiler), bakış açılarının farklılığı, kültürel farklılıklardan dolayı insanlar anlaşamayabilir ve aralarında çatışma yaşabilirler. Yöneticilerin bu anlaşmazlık durumlarında farklı tepkileri olmaktadır. Kimi yönetici böyle bir durumda astıyla arasına mesafe koymaktadır. Kimi de kendini acımasızca eleştirmekte diğer astlarıyla kurduğu olumlu diyaloğu yakalayamadığı için kendini yetersiz görmektedir.
Harvard Business Review yazarlarından Amy Gallo'nun, bu durum için çözüm önerileri şu şekildedir:
1.Kendinize, düşünce yapınıza odaklanın. Örneğin kendinize şu soruları sorabilirsiniz: Bu sorunun kaynağı astımın daha önce herhangi bir olumsuzluk yaşadığım birini hatırlatması olabilir mi? Yoksa önyargılarım mı bu duruma yol açıyor?
2.Karşılaşmalarda tavırlı olmayın, negatif düşüncenizi yansıtmayın
3.Karşı tarafın olumlu yönlerini düşünün.
4. Önyargılarınızı değerlendirmenizde göz ardı edin.
5.Birbirinizle daha fazla vakit geçirin. Onu tanımaya çalışın.
"Çin Oyun Kapanı" çalışma prensibi çözümü de içermektedir. Çünkü kapanın çalışma şekline baktığımızda parmaklarınızı birbirinden uzaklaştırmak yerine yaklaştırmanız gerekmektedir. Aksi takdirde kapandan kurtulmanız mümkün olmayacaktır.
Kapanın çalışma prensibi ile oluşturduğumuz iletişim yöntemi arasında bağlantı kurarsak her ikinin de ortak noktası uzaklaşmak yerine yakınlaşmaktır.
Ayrıca bu çözüm önerisinin kazan-kazan ilkesine de dayandığını görebiliriz. Bu sayede çatışmadan uzak verimli bir çalışma ortamının sağlanmasıyla ve farklı bakış açılarının harmanlanmasıyla orjinal, güzel çalışmalar ve projeler yapılması olanağı vardır.
YÖNETİCİDE BULUNMASI GEREKEN ÖZELLİKLER
Yıllar önce Osmanlı imparatorluğunun Paşalarından diplomat, çevirmen ve oyun yazarı Ahmet Vefik Paşa (1823-1891) iyi bir yönetici olmanın sırlarını araştırmış ve ideal yöneticiyi M harfleri ile tanımlayan “24 M” formülüyle çok güzel bir şekilde açıklamış.
Bir yönetici,
Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım? diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursan ol, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekiyle aynı olmasın.
Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.
Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.
Bu yolda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzunuzun üstünde ki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil
Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Bazen bir kapının kapanması, daha hayırlı başka bir kapının açılmasına vesile olur. Şükret! istediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.
Sabret. Lakin bil ki: sabretmek, öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir.
Tek tek her birimiz tamamlanmamış birer sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksikliklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır.”
Acılardan, sancılardan, zorluklardan kaçma. Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Bu yolculukta senden yepyeni ve taptaze bir “sen” zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
Ne yöne gidersen git, doğu,batı,kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.
Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken mi yolladı sevin. Yakında gül yollayacak demektir.
Hayatını içinde yemek pişen koca bir kazan olarak düşün. Yaptığın, hissettin, söylediğin her şey bu kazana malzeme olarak giriyor. Öyleyse bu aşa ne kattığını kendine sorman gerek. Kırgınlıklar, kızgınlıklar, kaygı ve endişeler mi? Yoksa aşk, inanç, huzur ve ahenk mi?”
Kazana atabileceğin tek bir malzeme bile o yemeğe zehredebilir. Kimi için para pul, kimi için şan şöhret, kimine kıdem itibar, kimi için kadın, kimi için erkektir tuzak. İnsan neye fazlaca kıymet veriyorsa şu dünyada, evvela ondan kurtulması şart bu yollarda. Bağımlı olduğun her şeyi seni bağlar, ilerlemene izin vermez.
Hayatın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayatın sana rağmen değil, seninle beraber aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?
Hatta bazen de sınavın sevdiklerin olabilir. İnsan sevdiklerinin iyiliğini istediği için onlara müdahale etmeden duramıyor ama bunun bir faydasını görmüyor aslında. Kendi adıma ben, ancak başkalarına müdahale etmeyi bırakıp, “tevekkül” ettiğim zaman rahat ettim.
Pek çok insan için tevekkül, pasif kalmak demek; hâlbuki tam tersine. Tevekkül, kabulün ve uyumun getirdiği bir huzur halidir. Edilgen değil, etkendir. Kâinatta değiştiremeyeceğimiz, tam anlamıyla vakıf olmayacağımız haller vardır. Bu haller dâhil, tüm var oluşa aşkla yaklaşmak mümkündür.
Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol.
Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan
dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir. Sen düşüncelerin değilsin, sen korkuların değilsin, kaygıların değilsin. Sen muhteşem özsün, huzursun, akışsın. Bunun farkına var.
Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, mademki insan yaradanın özünü içinde taşır. Madem ki ondan ayrı değildir o yüzden buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.
Gönül yolculuğundasın bunu unutma! Yolun nereye varacağını da düşünme. Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.
Kaynak: Elif Şafak – Aşk
Sufi Akademi – Sufilerin Hayat Görüşleri
Hakan Mengüç
Lise yıllarında yazdığım şiirlerimden birini sizlerle paylaşmak istedim. Umudunuzu yitirmediğiniz bir hayat sürmeniz dileklerimle keyifli olumalar:)
Deniz yoksun iken hayattan,
şamatadan
Yavaş gelen bir gemi göründü
uzaktan
Neden böyle yavaş gelir?
Yorgunluktan mı?
Yoksa bin bir acıyla dolu
hayattan mı?
Bambaşkadır yenilgilerin
yorgunluğu
Yansır elbet sana her şeyin
solgunluğu
Hiçbir güzelliği görmez olur
gözlerin
Kırgındır ağzından zorla çıkan
sözlerin
Güneş sımsıcak, denizde
başladı hayat
Gemi üzgün, ne neşe kalmış ne
takat
Yenilgilere yenilme sakın ey
insan!
Her yenilgiden sonra gelir
mutlak ihsan
Unutma ki her şey düşmekle
başlar
Hayatta yenildikçe yenmeyi de başar!
2020 yılında Türk Deniz Araştırmaları Vakfı ve ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü işbirliğiyle ilk kez “İklim Değişikliği ve Denizlerimiz” konulu bir çalıştay gerçekleştirildi. Çalıştay sonrası ortaya çıkan bilimsel görüşler “İklim Değişikliği ve Türkiye Denizleri Üzerine Etkileri” başlıklı bir kitapta toplanarak akademik kurumların, karar vericilerin, gönüllü kuruluşların ve bu konuda çalışan öğrencilerin kullanımına sunuldu.
Tuzak Protein Tedavisi, Covid-19’u Hafif Bir Akciğer Hastalığına Dönüştürecek
Tedavi, akciğer hasarını azaltıyor ve hafif semptomlarla sonuçlanıyor.
Bilim insanları tarafından tasarlanan yeni bir tuzak protein, SARS-Cov-2’yi koronavirüsün yükselişini önleyerek ve güçsüz hale getirerek kandırıyor.
Ayrıntılar:
Hasarlı veya hassas bir dişle soğuk bir şeyi ısırmak, özellikle
dayanılmaz bir ağrı türünü tetikleyebilir, ancak bilim adamları bu ağrı
sinyalinin nasıl iletildiğini hiçbir zaman tam olarak anlayamadılar. Son
yapılan çalışmada bir ana şüphelinin TRPC5 adlı bir protein olduğunu ortaya
koydular. Peki TRPC5 proteini nedir ve ağrıya nasıl sebep oluyor birlikte inceleyelim.
TRPC5 Proteini Nedir?
Geçici reseptör proteini 5 olarak da bilinen kısa geçici reseptör
potansiyel kanalı , insanlarda TRPC5 geni tarafından kodlanan bir proteindir.
TRPC kanalları, insanlarda drosophila TRP kanalları ile en yakından ilişkili
kanalların alt ailesini oluşturur. Memeli beynindeki baskın TRPC kanalları TRPC
1,4 ve 5'tir ve hipokampus , prefrontal korteks gibi kortikolimbik beyin
bölgelerinde yoğun şekilde ifade edilirler.
TRCP5 proteini, diş minesinin hemen altında dentin kabuğunu
oluşturan dişlerin içindeki odontoblast adı verilen hücrelerde
bulunur . Odontoblastlar dişin şeklini
destekler. Araştırmacıların keşfettiği gibi, bu hücreler aynı zamanda
soğuk algılayıcılar olarak da görev yapıyor.
TRPC5 , kalsiyum gibi kimyasalların belirli koşullar altında hücre zarları yoluyla
sinyallenmesine izin veren bir ağ geçidi olan iyon kanalıdır. Böylece soğuğa
tepki verirler.
Dişlerdeki ağrı veya aşırı duyarlılığa yardımcı olmak için bu bulgulara
dayanarak yeni tedaviler geliştirilebilir. Sakız yoluyla veya doğrudan dentine uygulanan
şeritler yoluyla iletilebilmesi olasıdır.
Massachusetts General Hospital'dan patolog Jochen Lennerz in de vurguladığı gibi diş ağrısını
önlemek için soğuk algılama işlemine artık nasıl müdahale edilebileceğinin
bilinmesi çok fayda sağlayacaktır.
Daha önce TRPC5'i potansiyel bir sıcaklık sensörü olarak tanımlayan
araştırma ekibi, farelerle yapılan deneylerde TRPC5'i kodlayan genden yoksun
olan farelerin dişlerinin soğuğa maruz kalmasına normal şekilde tepki
vermediğini buldu. Protein iyon kanallarını bloke etmek için kimyasalların
kullanılması da aynı etkiye sahipti.
Deney farelerle yapılmış olmakla birlikte insan dişinin detaylı
analiziyle aynı algılamanın insanda da mevcut olduğu anlaşılmıştır. Çıkarılan
insan dişlerinin yakın bir analizi yapıldı.
Buna göre dişler dekalsifiye edildiler, sonra bir epoksi reçinesine
kondular, sonra dikkatlice dilimlendiler. Odontoblast hücrelerinde aynı TRPC5
kanallarını ortaya çıkardı. Sonuç, aynı algılamanın insan dişlerinde de
gerçekleştiğini ortaya koymuştur.
TRPC5 proteini vücudun başka yerlerinde bulunur ve daha önce soğuğu
hissettiği ve belirli biyolojik eylemleri tetiklediği
gösterilmiştir. Şimdi, dişlerdeki odontoblastların içinde de çalıştığını
biliyoruz ve bu, dişlerinde tedavi edilmemiş çürüklerle yaşayan yaklaşık 2,4
milyar insan için biraz rahatlama anlamına gelebilir.
Araştırmacılar, soğuğa duyarlılığın, dişin daha fazla zarar görmesini
önlemeye yardımcı olmak için vücuda bir uyarı sinyali olabileceğini öne
sürüyorlar . Odontoblast hücreleri soğukta daha aktif hale geliyor, sıcaklıkta
bir düşüş, genellikle dişin daha fazla ağrıya maruz kalması anlamına geliyor.
Ağrıyı azaltmada karanfil yağı oldukça etkili. Karanfil yağı, diş ağrısı
tedavisi olarak yüzyıllardır kullanılmaktadır. İnsanların hassasiyeti
azaltmak için geleneksel olarak bu yağı kullanmasına şaşmamalı. Çünkü karanfil
yağının aktif maddesi ojenoldür ve TRPC5'i bloke eder. Hassasiyeti kalıcı
olarak azaltmanın yeni yolu olarak TRPC5 proteinini engellemeye yönelik
tedaviler umut verici görünüyor.
Dişlerimizdeki çürüklere rağmen rahatlıkla dondurma yiyebileceğimiz
günler yakın görünüyor ne dersiniz:)
TRPC5 Proteinin diş ağrısıyla ilişkisine yönelik yeni bilimsel
çalışmanın içerik, bulgu ve sonuçlarını merak ediyorsanız aşağıdaki linke
tıklayınız:
https://advances.sciencemag.org/content/7/13/eabf5567
Kalsiyumun çok yönlü işlevselliğinde TRPC iyon kanallarının rolüne
ilişkin ileri okuma için de aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz:
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/842130
Kaynaklar:
https://en.wikipedia.org/wiki/TRPC5
https://www.sciencealert.com/scientists-now-know-why-cold-causes-tooth-pain-and-how-to-stop-it
Yüzleri Tanımada Ne Kadar Başarılısınız?
Daha önce Matematiksel'de yayımlanan "Yüzleri Tanımada Ne Kadar Başarılısınız?" başlıklı yazım Matematiksel'de güncellenip tekrar yayımlandı.
Bazen birinin yüzünü tanırız ancak nerede gördüğümüzü ve kim olduğunu hatırlayamayız. Beyin gücünüz hakkında hemen endişelenmeyin. İnsanların, yüzleri esrarengiz bir şekilde tanıma yeteneği, beynimizde eksiksiz bir yüz hafızası kataloğumuz vardır.
https://www.matematiksel.org/yuzleri-tanimada-ne-kadar-basarilisiniz/
Kolomb, 1484’te Portekiz Kralı’na başvurarak Batı’dan denizyoluyla Doğu’ya ulaşabilmesi için gemi istedi ise de reddedildi. Çıkmayı tasarladığı deniz yolculuğu için geniş bir araştırma yapmıştı ama finansör bulamamıştı. Bunun üzerine, geçimini sağlamak için reçine ticareti işine girdi.
Avrupa’da çıkacağı seferi finanse edecek hükümdar bulamayınca, İkinci Bayezid’e müracaat etti. Söylentilere göre hükümdarın huzuruna bir papazın refakatinde çıktı, “Sultan’ın adına yeni ülkeler keşfedebilmek için” emrine gemiler verilmesini rica etti ama İkinci Bayezid de karşısına çıkan denizcinin hayalperest olduğunu düşünerek talebi reddetti.
Tarih Otağ
Dombra eski bir Türk çalgısıdır. İki teli vardır. Tacikistan, Kazakistan, Afganistan, Çin, Moğolistan, Türkmenistan gibi Orta Asya ülkelerinde yaygın bir şekilde kullanılır. Dombra, tezeneli çalgılar grubundadır. Türklerin en eski çalgısı olarak bilinen kopuzla birlikte en eski çalgılardan biri olarak anılır. Dombraya gitarın atası da denir. Dombranın önemli kullanım amaçlarından biri de orduyu coşturmak için tempolu bir şekilde çalınmasıdır.
"Savaş müziği için de insanın yüreğini hoplatan, askeri savaşa hazırlayan, duygu dünyasını bir anda değiştirip arzu edilen kıvama getiren bir özelliği vardır. "Türkler tarihler boyunca bunu çok iyi kullanmışlardır ki, zaten yaylı çalgıların ortaya çıkması da yayı çok iyi kullanan ve iyi yay çeken Türklerin, kendilerine aynı zamanda o savaş aletini nasıl bir enstrümana çevirdiklerini de gösteren bir kanıttır, tüm yaylı çalgılar. Şöyle düşünün, savaş için kullanılan bir aletin, aynı zamanda bir çalgıya da araçlık ettiğini...Kiralara Koronavirüs Etkisi Nasıl Oldu?
Pandemi sırasında bazı illerimizde kira artışları çok yüksek olurken, bazı illerde büyük düşüş yaşandı. Özellikle üniversite öğrencilerinin canlandırdığı emlak piyasası olumsuz etkilenirken, sahil kesimlerine rağbet arttı.
Bütün dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını kiraları da etkiledi. Hangi illerde kiralar yükseldi, hangilerinde düştü? Pandemi kiraları nasıl etkiledi? Bir emlak platformu bu soruların yanıtını bir çalışma yaparak derledi.
Çalışmaya göre, pandemi sırasında Muğla %25’lik bir oranla, kira fiyatlarının en çok yükseldiği il oldu. İzmir ve İstanbul %23’le ikinci sırayı paylaşırken, Antalya ise %21 ile üçüncü oldu.
Uzmanlar Muğla, İzmir ve Antalya’daki kira artışını turistik yörelere kaçış olarak değerlendirirken, İstanbul’daki artışı ise gayrimenkul satış fiyatlarındaki artışa bağlıyor.
20 il çapında yapılan araştırmaya göre, bu dört şehir dışındaki şehirlerde artış oranı enflasyon oranıyla örtüşüyor.
Şanlıurfa, Gaziantep, Diyarbakır ve Adana da kira artışlarının yaşandığı iller oldu. Kültürel zenginlikleriyle ilgi gören bu şehirler aynı zamanda kentsel dönüşüm yaşayan ve yeni projelerle rağbet gören kentler olarak öne çıkıyor.
Kaynaklar:
https://covid19.tabipacademy.com/2021/03/26/kiralara-koronavirus-etkisi-nasil-oldu/
https://www.milliyet.com.tr/emlak/guncel/kiralara-koronavirus-etkisi-nasil-oldu-6464271
AKADEMİK VE SOSYAL MEDYA(YAZILARIMI PAYLAŞTIĞIM SOSYAL MEDYALAR) LİNKLERİM Çalışmalarımı takip edebileceğiniz, okuyabileceğiniz linkler(Sıra...
Mevlana der ki;
Her şey üstüne gelip,
Seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde,
Sakın vazgeçme!..
İşte orası kaderinin değişeceği ‘noktadır’.
Bu bağlamda Dip Teorisi ve Seth Godin Dip Kitap İncelemesine ilişkin yazıyı sizlerle paylaşmak istedim:
https://www.tolgaakkus.com/2021/04/dip-teorisi-ve-seth-godin-dip-kitap-incelemesi/